ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ

0

YER ÜSTÜ HAZİNELERİMİZ

Her beyin özel, her çocuk özel. Eğitimde esas olan farklı zekâlara sahip çocukların yeteneklerini keşfetmek ve geliştirmektir.

Fırsat eşitliği ile eğitimde eşitliği karıştırmamak lazım. Zekâları ve yetenekleri farlı çocukları birbirinin aynı kabul etmek ve hepsine aynı şeyleri, aynı hızda, aynı metotla anlatmak haksızlıktır.

Zekâsı geliştirilmiş bir öğrenci ile daha az geliştirilmiş öğrenci veya farklı zekâ türüne sahip iki öğrenci, anlatılan bilgiyi aynı sürede kavramazlar. Zekâsı geliştirilmiş olanı, leb demeden leblebiyi anlarken kendisiyle yeterince ilgilenilmemiş öğrenci daha fazla zamana ihtiyaç duyar.

               “Enderun Eğitim Sistemi”ni unutmamalı ve yeniden güncellenmeli. Osmanlılardaki Saray Mektebi olan Enderun’de bire bir eğitim yapılıyordu ve yetenek geliştirmek esas idi. Kimse kimseyle kıyaslanmıyor ve yarıştırılmıyordu.

               Dr. Kemal Tekden “Yerüstü Hazinelerimiz” isimli bir kitap kaleme almış ve üstün yetenekli çocukların özel olarak eğitilmesi gerektiğinin altını çizmiş.

Özel olarak eğitilmesi gereken çocuklar sadece üstün yetenekli olanlar değil elbette. Sınıf sistemi pedagojik değil, yetenekleri yeterince geliştirilememiş çocuklar da özel eğitim sınıflarında eğitilmeli.

Teog kalktı, mahalle okullarında da aynı okulda seviye sınıfları yapılmalı. Yeteneği geliştirilmiş çocuk, konuyu daha hızlı anlar ve öğrenir. Daha az geliştirilmiş olan çocuk, daha fazla zamana ihtiyaç duyar. İkisi aynı sınıfta olursa yeteneği geliştirilmiş çocuğun canı sıkılır, zekâsı daha gelişmiş olan ise kendisini arkadaşı ile kıyaslar ve aşağılık kompleksine kapılır. En iyisi seviye sınıfları. Herkes kendi hızında öğrenen arkadaşlarla eğitim görürse verimlilik artar.

Dr. Kemal Tekden okuldan kaçan bir öğrenciyi örnek veriyor:

               “Üstün yetenekli çocuklar, onları yeterince tanımayan öğretmenler tarafından zekâ problemli olarak nitelendirilebilir. Bir gün başka bir okulda zekâ problemli diye uzaklaştırılan Emin bize getirilmişti. Anne ve babası çocuklarını zeki olduğunu yöneticilere anlatmaya çalışıyorlardı. İkinci sınıfa alınan Emin’den ilk ayın sonunda bizim öğretmenler de rahatsız olmaya başladılar. Uzman bir öğretmen, çocukla ilgilendi ve zekâ testi yaptı.

               Sonuç inanılmaz çıktı. Emin deha çaplı bir öğrenciydi. Bunun üzerine Emin’e sordum:

               -Emin, neden dersten on dakika geçmeden sınıfı terk ediyorsun?

               -İyi de öğretmenim, bir konu iki defa anlatılmaz ki…

               Şoke olduğumu hatırlıyorum ve Emin’i hiç unutmuyorum.

               Leb demeden leblebiyi anlayan bu çocukları, diğer çocuklarımızla birlikte okutmaya çalışmak hem onlara hem de diğer çocuklarımıza zulüm olmuyor mu?” (Yerüstü Hazinelerimiz, s.19)

Farklı zekâ türleri var ve çok farklı yetenekte çocuk var. Eğitim, farklı yetenekleri keşfetme ve geliştirme sanatı. Farklı zekâları birbirine eşitlemeye çalışmak, her çocuktan benzer beceriler ve davranışlar beklemek fıtrata uygun değildir.

Üstün yetenekli çocukların çalışmadan, iyi bir eğitim almadan başarılı olacaklarını sanmak yanlıştır. Yeteneğini geliştirememiş olanların da hayatta işe yaramayacağını ve başarısız olacaklarını düşünmek doğru değildir.

Mozart, deha ter ürünüdür, der.

Edison başarıyı çok çalışmaya bağlar:

Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey tutmaz. Bu yüzden dehanın % 1’i ilham, % 99’u terdir.”

Üstün zekâlı çocukların on binde bir oranında görüldüğünü vurgulayan Dr. Tekden, 6 milyon Yahudi nüfusuna sahip İsrail’in en fazla 600-700; Türkiye’nin ise 7-8 bin üstün yetenekli çocuğa sahip olduğunu tahmin ediyor. Ne yazık ki bu üstün yetenekli çocuklara yeterince sahip çıkılmıyor ve özel eğitim verilemiyor.

ABD, İngiltere, İsrail gibi ülkelerin bizdeki üstün yetenekli çocukları takip ettiklerini, daha iyi imkânlar vadederek bizden koparıp götürdüklerini de belirtiyor Dr. Tekden. (s.96)

2013 yılında Denizli’de liseliler, “Yazı uçar, ağaç kalır” isimli bir proje yapmışlar. Üzerine yazılan yazının bir süre sonra uçmasıyla kâğıdın yeniden kullanılabilmesini sağlayacak bir yöntem bulmuşlar ve bunu proje olarak sunmuşlar. Böylece ağaç sarfiyatı azalacak. Bu proje üzerine ABD büyük elçisi gençleri ABD’ye götürüp gezdirmiş. Türkiye’den hiçbir yetkili gençleri arayıp tebrik etmemiş.

               Enderun Mektebi’nde Osmanlılar, üstün yetenekli çocuklara özel eğitim programları yapmışlar, dil ve din derslerine önem vermişler, öğrencilere “lala” denilen özel öğretmenler tayin etmişler; gençleri ona göre eğitmişler, 600 küsür sene yaşayan devleti onlara emanet etmişlerdi.

Enderun modeli günümüze uygulanabilir. Bilim ve Sanat Merkezleri, okul dışı zamanlarda yetenek geliştirme merkezi olarak kullanılıyor. Ülke çapında 119 Bilim ve Sanat Merkezi var, buralarda 35 binden fazla öğrenci eğitim görüyor. Bilim ve Sanat Merkezleri yetenekli öğrencilerin eğitim gördüğü okullara dönüştürmeli.

TÜZDEV’in (Türkiye Üstün Zekâlı ve Dâhi Çocuklar Eğitim Vakfı) açtığı Özel Tekden Eğitim Kurumları gibi milli ve yerli programlarla eğitim veren kurumlar desteklenmeli ve benzeri kurumlar çoğaltılmalı.

Her çocuğa eşit eğitim vermek, merkezi sınavlarla herkesi ezberci olmaya zorlamak herkesin özel bir beyni ve farklı yetenekleri olduğunu kabul etmemektir. Öğretmenleri önemsemeli, merkezi sınavlar yerine öğretmenin verdiği notları esas almalı, eğitim sistemi öğrenciyi hayata hazırlamalı, sınavlara değil.

Her çocuk özeldir, çocukların farklı yetenekleri dikkate alarak yapılmalıdır. Vazgeçebileceğimiz çocuğumuz yok.

               Beyin Vitamini: Dr. Kemal Tekden’in kaleme aldığı Yerüstü Hazinelerimiz isimli TÜZDEV yayınları arasında çıkan kitabı eğitim ve çocuğunu önemseyenlere tavsiye ederim. (İletişim, 0216-335 0160)

              

PAYLAŞ

YORUM YAP