TANKLARI VURAN EBABİLLER’İ NİÇİN YAZDIM

0

“15 TEMMUZDA OLUP BİTENLERDEN HABERİN VAR MI?”

15 Temmuzda Tankları Vuran Ebabiller romanımı tamamladım, tashihleri yaparken kapak resmini yayınladım. Bir okuyucu beni şaşırtan sorular sordu:

“Sayın Hocam,

Bir oyun oynandı, haberin yok mu? Nasıl böyle bir oyunu sezmez, kitap yazarsın?”

Soru bu kadar değil, devamı hayli kışkırtıcı ve suçlar nitelikte. Okuyucum cahilliğime şaştığını ve zavallı olduğum filan da yazıyor. Okuyucu sağlam bir Fetöcü. Romanı okumadan, kapağını görünce rahatsız olmuş.

Roman bir dizi soruya cevap veriyor. Bazılarını buraya sıralayacağım.

İki buçuk yıldır 15 Temmuz cinayetlerini araştırıyorum. Sorulara cevap vermek kolay:

“Oynanan oyunu fark ettim ve işi gücü bırakıp araştırmaya koyuldum, ulaştığım bilgileri romanlaştırdım. İki tane roman, bir de röportaj kitabı kaleme aldım.”

15 Temmuz Diriliş Destanı’nı o gece AKOM’un önünde cellatlarımızla yüz yüze geldiğimde yazmaya karar verdim. Yanı başımda Musa İlhan vuruldu, 3-4 kişi daha kurşunlandı, kepçe operatörü öldürüldü. Savaş uçakları üstümüzde alçak uçuş yaptılar. Üstümüzde bombalar patladı sandık. Korkunç patlama sesleri kulaklarımızı sağır etti. Bomba atıldı sandık. Bombaların beynimize düşeceğini, vücut parçalarımızı havaya savuracağını sandım.

Sonraki günlerde ses hızını aşan savaş uçaklarının sonik patlamalar yaptığını öğrendik.

15 Temmuz Diriliş Destanı’nı 16 Temmuz gecesi zihnimde yazmaya başladım, 27 gece süren “demokrasi nöbetleri”nde her gün farklı bir yere gittim, 15 Temmuz gecesi kanlı çarpışmaların olduğu bütün mekânları gezdim.

AKOM, Havaalanı, Bayrampaşa Çevik Kuvvet, Aksaray Emniyet, Çengelköy, Beylerbeyi Sarayı önü, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Vilayet, Büyükşehir Belediyesi önü, Ankara Kızılay, Genelkurmay önü, Gazi Meclis, Külliye, Jandarma Genel Komutanlığı, Kahramankazan, Kızılcahamam, Gölbaşı Polis Akademisi…

Ülkemizi işgal etmek isteyen darbecilere karşı çıkan kahraman şehitlerimizin yakınları ve gazilerle görüştüm, hatıralarını dinledim. Ağlayan gözler, titreyen eller, büzülen dudaklar, acıyla buruşan yüzler, seken ayaklar, kopmuş kollar, koltuk değnekleri ile yürümeye çalışanlar, yatakta iyileşeceği günleri bekleyenler, Sincan Mahkemelerinde öfkeyle “Yalan!” diye bağıranlar…

15 Temmuz Diriliş Destanı yayınlandı, müthiş bir ilgi gördü. 15 baskı yaptı. Bazı belediye ve okullar kitabı alıp öğrencilere okuttular, birçok eğitimci öğrencisine tavsiye etti.

Tarih yapanların destanını, o tarihin şahidi olarak anlatmak benim için en büyük bahtiyarlık oldu. Araştırdıkça yeni kahramanlar tanıdım, yeni kitaplar yazmaya karar verdim. Onlardan söz edeceğim inşallah.

15 TEMMUZDA DESTAN YAZAN KAHRAMANLAR

 

Ölümü göze alarak o gece sokağa fırladım, AKOM’un önünde silahlı cellatlarla sabaha kadar kavga ettik.

Sabahleyin öğrendim ki silahlı canilerin üzerine yürüyen şehit düşen ve yaralanan yiğitlerimiz olmuş. Tankın üstüne yürüyen, tepesine çıkıp cellatları çekip alan, tankın egsozuna tişörtünü tıkayıp tankı istop ettiren, paletlerin önüne yatan yiğitlerimiz olmuş. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde top mermisiyle vurulan kahramanların kanı Köprü’yü kana boyamış.

O kahramanlara hayran oldu.

15 Temmuz gazilerinin kahramanlıklarını kendilerinden dinleyerek yazmaya karar verdim.

15 Temmuzda Destan Yazan Kahramanlar isimli bir röportaj kitabı hazırladım. Olayın şahitlerinin ifadesiyle tarihe not düşmek istedim.

Bir gün biri çıkar, 15 Temmuz bir senaryoydu, masum insanlar bombalanmadı, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları kaçırılmadı, 35 savaş uçağı, 35 helikopter kendi halkını bombalamadı demesin diye.

Kitap yayın evinde yayın sırasını bekliyor.

15 TEMMUZDA TANKLARI VURAN EBABİLLER

Kahramankazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk’ün ricası üzerine 9 şehit veren 87 gazisi bulunan Kahramankazanlı yiğitlerin destanını yazmaya karar verdim.

50’ye yakın gaziyi dinledim. 4658 sayfalık, 486 sanıklı Akıncı İddianamesini didik didik ettim. Darbecilerin bazısı Fetöcü olduklarını itiraf ediyorlar.

Dışarıdaki Fetöcülerin ısrarla 15 Temmuz senaryoydu, biz darbe yapmadık, MİT ve Recep Tayyip Erdoğan’ın oyunuydu diyenlere iddianameyi okumalarını tavsiye ederim.

Sincan’daki davaları takip ettim, şehit yakınları ve gazilerle birlikte darbecilerin yalanlarını dinledim.

15 Temmuzda Tankları Vuran Ebabiller’i yazmaya koyuldum.

Araştırmalarım ve yazım süresi iki seneden fazla sürdü.

Çok şükür kapak yapıldı, kitap yakında okuyucunun huzuruna çıkacak.

 

OYNANAN OYUNA GELİNCE

O gece CIA’den ve Pensilvanya’dan emir alan caniler ülkemizi işgale kalktılar.

Cumhuriyet dönemi bütün darbeleri CIA yapımıdır.

8.000 adam 4.000 silahı kuşanıp masum halkın üzerine yürüdüler.

247 zırhlı araç, 74 tank kışla yola çıkmışlardı.

37 helikopter, 35 uçak havalandırdılar.

Bağımsız yaşamak, istiklaline ve kendini yönetme iradesine sahip çıkan, masum sivilleri helikopterler, tanklar, otomatik silahlarla taradılar.

F- 16’larla bombaladılar.

Hiçbir suçu olmayan 251 kahramanımızı hunharca şehit ettiler.

Hepsi masum 2193 kahramanımızın kanını döktüler.

Ülke sabaha kadar kıyameti yaşadı, tanklar Esenler’de Türkân Tekin Hanım’ı ezdi.

Akıncı nizamiyesinde 35 yaşındaki 6 çocuk babası Ahi Köyü muhtarı Ali ANAR ve yedi arkadaşı şehit edildi. 87 masum insan kurşunlandı. Kahramankazan hastanesi mezbahane gibiydi.

Ülke kana boyandı.

Sabahleyin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü kan rengiydi.

Hastaneler dolup taşmış, hastane koridorları mezbahaneye dönmüştü.

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında bir kadın öldürülür, koca roman bu cinayeti ve katil Raskalnikov’un buhranlarını anlatır.

Umberto Eco’nun Gülün Adı romanında 7 kişi öldürülür.

Mafya Kıskacında Vurgun romanımda 8 maktül var.

İtiraf Ediyorum’da 100’den fazla insan vurulur.

Ülkemde 251 masum sivil hunharca şehit edildi, 2193 masumun kanına girildi.

Daha önce 7 polisiye roman yazmış bir kalem olarak, 15 Temmuz cinayetlerini yazmaya, istiklal ve istikbalimizi kurtaran kahramanların destanını yaşatmaya karar verdim.

En zahmetli yazdığım romanlardan biri oldu. Konyalı Gazi Halit Şener’in alçıdaki ayakları, Şehit Ali Anar’ın eşi Nuray Hanım’ın göz yaşları, 5.5 yaşındaki küçük oğlunun boynu bükük hâli gözümün önünde; 16 Temmuz sabahı hastaneden taburcu olup taksi tutarak koltuk değnekleri ile Köprü’ye giden Gazi Ahmet İlker Tatar’ın anlattıkları kulaklarımda…

150 generalin oyuna gelip hayatlarını karartan bir senaryoda rol aldığını düşünenlere romanın söyleyeceği çok şey var. Okumak ve anlamak şart.

Roman Ensar yayınları arasında çıktı. O gece olanları ve perde arkasını okumak isteyenlere arz olunur.

PAYLAŞ

YORUM YAP