Tanka Meydan Okuyan Şehit

0

    Tanka Meydan Okuyan Şehit Yusuf Çelik

Genelkurmay kavşağına halk ellerinde bayraklarla gelmişti.  Öfkeliydiler. İstiklallerini tehdit eden askerleri meydan okuyorlardı. Menderes’in intikamını almak ister gibiydiler. Darbeler tarihini alt üst etmek istiyorlardı.  Dillerinde tekbir, dudaklarında dua, zihinlerinde öfke vardı. Tank ve silahları hiçe sayıyor, ölüme meydan okuyorlardı. Sayıları gittikçe artıyordu.

Asker, sürekli uyarı yapıyordu:
Yaklaşmayın! Ateş ederiz!”

  Yusuf Çelik öne çıktı. Nizamiye önünde iki tank hareket etmek üzereydi. Bir dev gibi, bir dağ gibi tankın karşısında dikildi.  Tankın hareket ettiğini görünce önüne dikildi.  Etraftan koşup gelenler oldu. Yusuf Çelik tankın üstüne fırladı. Birkaç kişi daha tanka tırmandılar.  Tankı yumrukladılar, kapağı açtılar. İçerideki askerleri çekip çıkarmaya çalışıyorlardı.

Tank üstündekileri düşürmek için top namlusunu sağa sola döndürdü. Namluyu defalarca etrafa çevirdi. Yusuf Çelik ve arkadaşları ısrarla askerleri çekip çıkarmak, tankı teslim almak istiyorlardı. Saatlerce uğraştılar.

Genelkurmay’dan ateş edilmeye başladı. Zalimlerin gözü dönmüştü. Elinde taş bile olmayan sivil insanları tehlike ve tehdit olarak görüyorlardı.

Yusuf vuruldu, savrularak yere düştü, tankın önüne uzandı.

Etraftakilerin kanı donmuştu.  Bir canın çelik paletler arasında ezileceğini görüyorlardı. Gece ortasında zalimler, milletin tanklarına binmiş, milleti ezmeye azmetmişlerdi.

Tank şoförünün gözler iri iri açıldı. Böylesine mangal yürekli, yiğit bir adamı ezmek mertlik değildi. Manevra yaptı, Yusuf’un yanından geçti. Yusuf başını kaldırıp baktı. 65 yaşına gelmişti, üç yavrusu vardı. Almanya’dan bayram tatili için vatanına dönmüştü.  Darbe haberini ve reisin çağrısını duyunca arabasına binip yola düşmüş, Çankırı’dan Ankara’ya koşmuştu. Halkın seçtiği Erdoğan’ın yol kazasına gitmesini istemiyordu. Amerika’nın darbe oyunlarıyla milletin sevdiği insanları indirme ve astırma oyunlarına dur demeliydiler. Abdestle yola çıkmış, kısa sürede kendini Genelkurmay’ın önünde tankların karşısında bulmuştu.

Sokak lambaları kör kandiller gibiydi. Sokağa aydınlatmıyordu. Karanlıkta, zulüm pusuya yatmıştı. Asker kıyafetli haydutlar, kendi halkına ateş etmeye başlamışlardı, gece ortasında silahlar konuşuyor, mermiler havada uçuyor, asfalt üzerinde sekiyordu. Milletin korkmadığını görünce mermiler hedef gözetmeye başladı.

Yaralananlar, yere yuvarlananlar, acıyla kıvrananlar…

Çığlıklar silah seslerine karıştı:

“Ambulans, Ambulans!…”

Yusuf vurulmuş, asfaltın üstünde acıyla kıvranıyordu. Dişlerini sıktı.  Hayatını ortaya koymuş, zulme direnmişti.  Bedeninden kan fışkırıyordu ama yüreği serindi.  Bir süre yaradan akan kanı durdurmak için elleriyle kurşunların delip geçtiği yarayı bastı. Elleri yarayı kapatmıyordu. Elleri küçük kalmıştı. Canının kesildiğini hissetti, yere serildi.

Korkup kaçan, geri çekilen, panikleyen yoktu. Halk kararlıydı. Direniyorlardı.

Birkaç kişi Yusuf’a doğru koştu, kucakladılar ve bir araba attılar. Hastaneye yetiştireceklerdi.

PAYLAŞ

YORUM YAP