SİZİN RÜYANIZ DA GERÇEKLEŞEBİLİR
|
|
Lokantalarında, köpekler ve zenciler girmez, tabelalarının asılı olduğu bir ülkede doğdu Hüseyin Barack Obama. O yıllarda siyahlar, belediye otobüslerinde beyazlara yer vermek zorundaydılar. Babası Kenyalı siyah bir mühendisti, Müslüman’dı ve iyi bir eğitim almıştı. Annesi ise beyaz bir Amerikalı ve Hıristiyan’dı. Irkların aynı potada eridiği Havai’de 1961 yılında dünyaya geldi. Bir rüyayı gerçekleştirdi, ama çok zor bir rüyayı.
Hüseyin, iki yaşında iken anne ve babası birbirlerinden ayrıldılar. Annesi, Endonezya’lı Müslüman Lolo Soertoro ile evlendi ve Endonezya’ya gitti, babası Kenya’ya döndü. Hüseyin Obama da bir süre annesiyle birlikte Endonezya’da yaşadı, ilkokula orada başladı. İki yıl Müslümanlara ait, iki yıl da Katoliklere ait okullarda okudu. Endonezyalı bir kız kardeşi oldu.10 yaşına gelince dedesi ve anneannesinin yanına Havai’ye döndü ve okula başladı. Burada Mormonlarla tanıştı.
Babası Hüseyin Bereket Obama,1959 yılında burslu olarak Havai Üniversitesi’ne kabul edilmiş, arkadaşları tarafından kısa sürede sevilmiş ve zekâsı sayesinde ürettiği esprileri ile tanınmıştı. Doktora yaptıktan sonra başarılı bir ekonomi uzmanı olarak Kenya’ya döndü. 1971 yılında oğlunu ziyaret için Havai’ye geldi. Bu ziyaret, ilk ve son baba-oğul görüşmesi oldu. Baba Hüseyin, memleketine döndük on yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Annesi, ikinci eşinden de ayrılarak Havai’ye döndü ve 1995 yılında kanser hastalığına yakalanarak vefat etti.
Hüseyin Obama, anneannesinin yanında kalmaya başladı. Bir bankada çalışmakta olan büyük anne, onu özel bir koleje gönderdi, iyi bir eğitim almasını sağladı. Lise yıllarında sınıfında iki tane siyah öğrenci vardı. Ama Hüseyin Obama, onlardan uzak durdu. Siyah olmayı içine sindiremedi ve devamlı kimliğini sorguladı. Lise yıllarında hep odasına kapandı ve kitap okuyarak vaktini geçirdi.
Liseyi bitirdikten sonra 1979 yılında Los Angeles’teki Occidental Üniversitesi’nde iki yıl okudu, sonra New York Colombia Üniversitesi’ne geçiş yaptı. 1983 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Artık bir mesleği vardı, kendi başına ayakta durabilecekti. Bir hukuk bürosunda, iyi bir ücretle çalışmaya başladı. Avukatlık yapıyordu.
Bir süre sonra hayatî bir karar verdi, hukuk bürosundan ayrılarak Chicago’ya gitti ve toplum örgütçülüğü alanında çalışmaya başladı. İyi para kazandığı bir işi bırakmış, neredeyse karın tokluğuna yapılan toplum örgütçülüğü alanına girmişti. Amerikalı ve Afrikalı yoksullara yardım ediyordu. “Trinity İsa Birleşik Kilisesi” cemaati ile tanıştı ve papaz Peder Wright’ten etkilenerek Hıristiyanlığı kabul etti. Toplum örgütleyiciliği sırasında, toplumun en fakir kesimleri ile tanıştı, onlara sistemin içinde ezilmemeyi öğretmek için uğraştı. Yoksullara yeni bir bakış açısı kazandırmak için çaba harcadı. Hayata umutla bakmanın ve çalışmanın “değişim” meydana getirebileceğini öğretti.
Papaz Jeremiah Wrigth’in tavsiyesine uyarak 1988 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaya karar verdi. Kariyer sahibi olmak ve toplumun önüne çıkmak istiyordu. Harvard’da okumanın iyi bir etiket sağlayacağını biliyordu. İkinci bir üniversite okumak, ona yeni yollar açacaktı.
“Bir rüyam var.”diye başlayıp ateşli konuşmalar yaparak zenci kitleleri peşinden sürükleyen Martin Lüther King’in itiraz ettiği haksızlıkların son bulmasını istiyordu. Derilerinin renklerini insanlar kendileri seçmiyordu. Siyah veya beyaz olmak bizim tercihimiz değildi. Seçmediğimiz bir şeyden dolayı dezavantajlı olmamalıydık. Zencilere yapılan haksızlıklar son bulmalıydı. Böylesine bir değişimi, ancak etkili politikacılar yapabilirdi.
Obama, haksızlığa son vermek ve King’in rüyasını gerçekleştirmek istiyordu.
Azim ve hırsla çalıştı. Yol uzun ve yorucuydu.
1991 yılında Harvard’ı pekiyi derece ile bitirdi. Üniversitenin çıkardığı “Harvard Law Review” dergisinin editörlüğünü yaptı. Yüz yıldır çıkan derginin ilk siyah editörü Hüseyin Obama idi. Bir ilke imza atmıştı. İkinci bir ilke de pekala imza atabilirdi.
Okulu bitirdikten sonra yeniden Chicago’ya sivil toplum çalışmalarına döndü, kitleleri kucaklamak, yaralarını sarmak, onların dilini öğrenmek istiyordu. Uzun yıllar sivil toplum avukatlığı yaptı. Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde anayasa hukuku dersleri verdi.
Sivil toplum çalışmaları ve sivil vatandaşın haklarını savunma çalışmaları onun kariyerinin temellerini oluşturdu. Yoksul insanlar için yaptığı çalışmalar, onu siyasî çalışmalar yapmaya yöneltti. Zenciler, siyasi başarılara imza atmadan birinci sınıf vatandaşlık hakları alamazlardı.
1995 yılında siyasete atıldı, 1996 yılında eyalet senatosuna seçildi.
1998 tekrar seçilmeyi başardı.
2000 yılında ABD Temsilciler Meclisi’ne Demokrat Parti’den aday oldu, fakat kazanamadı.
2002 yılında eyalet senatosunda ölüm cezasının affı ile ilgili bir yasa çıkartılmasını sağladı. Bu çalışma sırasında Cumhuriyetçi Parti’den de yardım aldı. Rakipleriyle bile ortak payda bulmak ve yardımlaşmak gerektiğini biliyordu ve bunu başarmıştı.
Demokratlar, Hüseyin Obama sayesinde Cihacago’da 25 yıllık Cumhuriyetçilerin iktidarına son verdi. Seçimde desteklediği Emil Jones Jr, senato başkanı seçildi, Kongre’nin vazgeçilmez ve etkileyici konuşmacısı oldu.
2004 yılı sonunda senato seçimlerine girdi ve % 70’lik bir oy çoğunluğu ile Amerika Birleşik Devletleri senatosuna senatör seçildi. Amerika tarihinde Afro-Amerika kökenli 3. senatördü.
Genç, enerjik, duygulu, sıcakkanlı, dürüst ve insanlarla kolay diyaloglar kurabilen bir insandı.
Senato Dışişleri Komisyonu’nda görev aldı. Meslek icabı Doğu Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’yı gezdi. Yaptığı gözlemler, onu enerji alanında bağımsız bir politika geliştirme fikri verdi. Yaptığı konuşmalar ve yazdığı yazılar Amerika’ın entelektüellerini etkilemeye başladı. 2005 yılından itibaren başkanlığa aday olması gerektiği konuşulmaya başlandı.
2006 yılının başında ikinci kitabı “Umudun Cesareti”ni yayınladı, kitap çok satanlar listesinde yer aldı. Kitapta Amerika rüyasını yeniden canlandırma konusunu ele alıyor, Amerika sistemindeki problemleri tanımlıyor ve çözüm yollarını anlatıyordu.
Adı Demokrat Parti başkan adaylığı konusunda daha çok geçmeye başladı.
2007 yılında bir gazetecinin kendisiyle yaptığı söyleşiler “Kendi Sözleriyle Barack Obama” adıyla kitaplaştırıldı. Artık Hüseyin Obama, Demokrat Parti’deki başkanlık yarışına girmişti. 10 Şubat 2007’de başkan adaylığını açıkladı.
Medya ve kamuoyu araştırma şirketleri, eski başkan Bill Clinton’un eşi Hillary Clinton’a büyük şans veriyorlardı. Tanınmıştı, tecrübeli bir politikacının eşiydi, çevresi genişti.
Obama ise tecrübesiz, üstelik siyah ve toydu.
Hiç kimse Obama’nın azmini, yükselme tutkusunu, halkla içi içe olma ve onlara ümit verme başarısını dikkate almadı. Obama, başkanlık yarışı için adını açıklar açıklamaz en iyi bildiği yerden başladı. Sivil toplum örgütçüsü olmak onun en iyi bildiği işti. Halkın içine giriyor, onları dinliyor, onlara ümit veriyor, değişim azim ve inancı aşılıyordu.
İllinois eyaletindeki ilk konuşmasında şunları vaat etti:
1. Savaş son verip barışı getirebiliriz.
2. Umutsuzluğa son verip umudu yeşertebiliriz.
3. Bölünmüşlüğe son verip birlik olabiliriz.
4. Kavgaları bırakıp uzlaşabiliriz
5. Daha önceki başarılarımızı hatırlayıp zorlukları aşabiliriz.
6. Daha iyi ve güzel bir Amerika için çalışıp değişimi sağlayabiliriz.
7. Ortak umutlar için çalışabiliriz.
Obama, ümit verdi, değişim vaat etti ve “yapabiliriz” dedi. Halkını bunlara inandırdı
Hillary Clinton ile girdiği başkanlık yaşını eyalet eyalet dolaşarak kazandı.
Geriye Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Mc Keyn ile yarıştı.
Rakibi beyazdı ve Amerika ordusunda çarpışmış bir subaydı. Görünüşte Obama’dan daha şanslı idi. Fakat Obama iyi bir hatipti, iyi bir yüreğe sahipti, sorunları biliyor ve çözüm üretiyordu:
Umut verdi.
Değişim, dedi.
Yapabiliriz, diyerek insanları cesaretlendirdi.
Sonuçta Amerika’nın ilk siyahî başkanı oldu.
Başkan olduktan sonra ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı.
Başkan W. Bush’un aksine Müslüman ülkelere karşı dostça bir tavır sergiledi:
“Amerika İslam ile savaşmamıştır ve savaşmayacaktır.
Benim Müslüman akrabalarım da var.
Türkiye ile ortak projeler yürüteceğiz.”mesajlarını verdi. Bush’un Irak ve Afganistan saldırılarıyla yok ettiği Amerika’nın imajını yenilemesini bildi.
Hüseyin Obama, çok zor bir rüyayı gerçekleştirdi. Ümidin gücüyle isterseniz siz de rüyanızı gerçekleştirebilirsiniz. Netice insan ister, çalışır, çabalar; neticeyi Cenab-ı Hak tayin eder. Obama’ya veren Allah bize de verir.
Netice:
1. Başarı merdivenlerini tırmanmak isteyenin bir rüyası olmalı.
2. İyi bir eğitim almalı.
3. Dürüst olmalı.
4. Çok çalışmalı ve başarı merdivenlerini basamak basamak çıkmalı.
5. Ümitli olmalı, iyimser olmalı, cesur davranmalı.
Bu yazı 10 kez okundu

Son Yorumlar