SİZ OLMASAYDINIZ İŞİM ZORDU

0

ddOsmaniye’de bir dizi konferans vermiştim. Yıllar sonra Osmaniye’deki bir okuyucumdan müjde gibi bir mail aldım. Çocuklarımıza doğru bir yol haritası çizerek onları motive etmenin önemini anlatıyordu bu mail. Harika, umut ve keyif verici, heyecanlandırıcı…
Osmaniyeli Mücahit’in yüreğimde heyecan kasırgaları estiren güzel satırlarını aşağıya alıyorum. Zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum.
“Değerli Hocam,
Sizi üç kere dinledim. Her dinleyişte moral buldum ve çok sevindim. Siz bana inanılmaz ölçüde güzel bir yol haritası çizdiniz. Sayenizde neyi, niçin ve nasıl yapacağımı öğrendim.
Sizi ilk defa dinlediğimde ilköğretim son sınıftaydım. Önümde ölüm kalım savaşı vardı ve gergindim. Acaba kazanabilecek miyim sorusu beni yiyip bitiriyordu. İçimde üçüncü dünya savaşı vardı, var olma ve yok olma kavgası veriyordum.
Sizi dinlerken beynimde şimşekler çaktı; çok ama çok heyecanlandım çünkü içimdeki varma veya yok olma savaşından söz ediyor ve korkunç savaşı kazanabileceğimi söylüyordunuz.
Konuşurken siz de heyecanlı idiniz, hem heyecanlanıyor hem de heyecanlandırıyordunuz. Sesiniz, mimikleriniz, el ve kol hareketleriniz bize, içinizde uyuyan devi uyandırın, diyordu. Alnınızın boncuk boncuk terlediğini, gömleğinizin yer yer tere battığını gördüm. Siz yaptığınız işe bütün benliğinizi veriyordunuz.
Yaptığı işi, en iyi yapmanın sırrı bu olsa gerekir.
Sayenizde ümitlendim ve yeteneklerimin farkına vardım. Başaracağına inanmak ve kendini adamak gerekiyormuş. Meğer benim başarılı olan insanlardan hiçbir eksiğim yokmuş. Başarılı insanlar da bir beyin, bir yürek, iki el ve iki ayakla yola koyulmuşlar. Bu donanıma ben de sahipmişim. Yeteneğim varmış ama arabayı garaja çekmişim, kullanmıyormuşum. Derslere bütün benliğimle sarılmıyormuşum.
Sizi dinledikten sonra kafamdaki sisler ve bulutlar dağıldı. Artık ne yapacağımı biliyordum. İlk işim, arabayı garajdan çıkarıp çalıştırmak oldu.
“Kendinize güvenin, yeteneklerinizi geliştirin.” demiştiniz.
O gazla yola koyuldum, güvenle başarı limanına doğru hareket ettim. Ne olmak istediğimi biliyordum, hedefe ulaşmak için ilk adım olarak iyi bir liseyi kazanmam gerekiyordu.
Bir plan yaptım, Anadolu lisesi sınavlarına hazırlanmaya başladım.
Sayenizde yüreği başarı tutkusu ile çarpan, hırslı bir öğrenci oldum. Azim ve kararlılıkla sınavlara hazırlandım.
“Başarı modellenir. Bir kişi yapmışsa aynı tutkuyla çalışır, aynı bedeli ödemeyi göze alırsanız siz de yaparsınız. Başarı öğrenilebilir, başarısızlık da öğrenilir. Siz başarı yolunu seçiniz.” demiştiniz.
İstersem ve düzenli ve planlı çalışırsam bir Anadolu lisesini kazanabilirdim. Sizi dinlerken kararım kesinleşti.
“Ben de başarabilirim.” dedim kendi kendime.
Dersaneye gitmek için paramız yoktu. Mazeretlere sığınacak değildim, bunun faydası olmadığını söylemiştiniz.
Mazeretler düşmanınızdır, demiştiniz.
Bir arkadaşımdan Anadolu liselerine hazırlık kitapları aldım ve kolları sıvadım.
Atalarımız işleyen demir ışıldır, demişler. Bilgi cilasıyla zekâmı parlatmalıydım. Artık ısrarlı ve planlı bir şekilde ders çalışıyordum.
Size göre yeteneğin bir önemi yoktu. “Her türlü zekâ geliştirilebilirdi. Herkes potansiyel dâhidir, her beyin öğrenir, fark öğrenme hızındadır.”diyordunuz.
Önceleri derslerim iyi değildi, bir türlü istediğim tempoyu tutturamadım, istediğim notları alamadım.
“Sabırla koruk helva olur. Zirvelere tırmananlar da ilk adımla başlamıştır.” demiştiniz. Öyle oldu, zamanla toparladım. Sadece okuldaki derslere çalıştım, tekrarlar yaptım. Kitapları bilirsiniz hocam, özellikle de fen kitapları pek fazla bilgi içermiyor, daha çok deneye yönelik. Alternatif kitaplar bulup azim ve hırsla çalışınca farkı fark etmeye başladım. Çalıştığım konularla ilgili testler çözüyordum.
Gün geçtikçe deneme sınavlarında oldukça başarılı olmaya başladım. Sonunda çalışmalarım meyvesini verdi, Anadolu lisesini kazandım.
Anne ve babam tuhaf bir şekilde beni kazandığım okula göndermek istemediler ve illa imam hatip lisesine gideceksin diye tutturdular. Tabi ben kazandığım okula gitmek istiyordum. Evde savaş çıktı ama asıl savaş benim içimdeydi. Yüreğimde volkanlar patlıyor, kalbime bombalar atılıyordu. Beynim tam bir savaş alanıydı. Uzun süre demir atabileceğim bir liman aradım fakat bulamadım.
Psikolojik ve taktik savaşlar günlerce devam etti.
Okula kayıt aşamasına kadar epey şeyler oldu; annem ve babamla sürdürdüğüm bu kavga hayatın tadını tuzunu kaçırdı. Can sıkıcı tartışmalar, küsmeler, laf çarpıtmalar… Kapı çarpmalar, duvar tekmelemeler, evde bağırıp çağırmalar…
Hiçbiri fayda vermedi, Anadolu imam hatip lisesine kaydolmak zorunda kaldım. İsteksiz, heyecansız, şevksizdim; ayaklarımı sürüyerek okula gidip geliyordum.
Ta siz gelene kadar…
Bizim okula seminer vermek için geldiğinizde içimdeki meydan savaşı devam ediyordu. Meslek liselerinin önünde kat sayı engeli vardı. Okul gelecek vaat etmiyordu. İmam hatipli deyince eski okuldan tanıdığım bazı arkadaşlar burun kıvırıyorlardı. Herkes yanılmıyordu ya… Ders çalışsam, okulu birincilikle bitirsem ne olacaktı?..
O gün sizi dinleyince hayata bakış açım değişti. Henüz lise birde, yolun başındaydım. Siz imam hatip liselerinin önünün, kat sayıya rağmen, açık olduğunu anlattınız. Özellikle de din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, imam, vaaz, müftü, Kur’an kursu öğretmeni ve ilahiyatçı ilim adamı olmak isteyenlerin ek puan alacağını söylediniz.
Gözüm açıldı, içim ferahladı.
Hele bu okullarda okuyanların Allah’ı ve ahreti öğrendikleri için cennetlik olduklarını söylemeniz… Bunlar gönlümde yeni ufukların açılmasına, yüreğime yeni ümit güneşlerinin doğmasına yol açtı. Sizi dinlerken din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olmaya karar verdim.
O ana kadar avukat olmak istiyordum, sizi dinleyince ne olursa olsun öğretmen olacağım, dedim. Mecburiyetten dolayı din kültürü öğretmenliğini seçtiğimi düşünebilirsiniz ama bu mesleğin benim için ayrı bir anlamı var. Seçmeden önce çok düşündüm.
İlkokullardaki bazı din kültürü hocalarının pasifliğini gördüm. İmam hatiplerin orta kısmının kapanmasıyla gençlerde manevî açıdan bir çöküş olduğunu gözlemlemeye başladım. Bence bunun temel sebebi çocukların küçükken yeterince manevî yönden eğitilmemesi. Rabbim nasip eder de din dersi öğretmeni olursam bu manevî açlıkla sonuna kadar mücadele edeceğim.
Tabi önce kendimi yeterince yetiştirmem gerekiyor. Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez.
Siz hep gaz verdim dersiniz ya…
Hocam, moral ve motivasyan çok önemli. Sizi dinledikten sonra ben de başkalarına gaz vermenin çok faydalı olacağını düşünmeye başladım.
Artık hem olumlu düşünüyor hem de etrafımı olumlu yönde etkilemeye çalışıyorum.
Üçüncü defa Osmaniye’ye geldiğinizde ben lise son sınıftaydım, yine okulumuza gelmiştiniz. Okulun en üst kattaki konferans salonundaydık. Arkadaşlar ümitsiz ve yılgındı.
Siz yine başarı prensiplerini ve hayata istikamet veren ilkeleri anlattınız.
İnsanı heyecanlandıran, ümitlendiren, şevklendiren şiirler okudunuz:
“Yüksel ki yerin bu yer değildir;
Dünyaya gelmek hüner değildir.”
“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası;
Dostunun yüz karası, düşmanın maskarası!”
“Kuzum ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
Ayıp dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir;
Davransana eller de senin baş da senindir!
Herkes gibi henüz hakk-ı hayatın varken,
Hani herkes gibi azminde sebatın?
Sahipsiz olan bir memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”
“Sen de geçebilirsin anadan, yardan, serden!
Senin de destanını okuyalım ezberden.
Haberin yok gibidir, taşıdığın değerden…
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.”
Sizin o bitmez tükenmez heyecanınız, iyimserliğiniz, ümit veren sözleriniz, cesaret aşılayan konuşmalarınızı dinlemek bana her defasında yepyeni ufuklar açtı. Hele konuşmanın sonunda söylediğiniz şu sözler:
“Hans’ın yaptığını Hasan da yapar.
Abraham’ın ve Yakop’un başardığını İbrahim de Yakup da başarır.
Emine’nin Ela’dan, Havva’nın Eva’dan bir eksiği yok.”
Sizi tekrar tekrar dinlemek benim için şans oldu hocam. Ne zaman gaz bitse hemen takviye ediyordunuz. Özellikle son sınıftaki konuşma, hem benim için hem de diğer arkadaşlar için çok besleyici oldu. Konferanstan sonra aldığım Başarıya Götüren Yol adlı kitabınızı defalarca okudum, birçok arkadaşa da okuttum.
Bu satırları size bir müjde vermek için yazıyorum. Hocam, sonunda istediğim oldu, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliğini kazandım. Bu müjdeyi duymayı hak ettiniz çünkü başarımda en büyük etken sizsiniz.
Geçen sene bizim okuldan tahminen 80-90 kişi sınava girmişti. Arkadaşlarımızdan 49 tanesi dört yıllık bir üniversite kazandı. İki yıllık yüksek okul kazananlar, açık öğretim edebiyat kazananlar var.
Sizi karşıma çıkardığı için Rabb’ime şükrediyorum.
Bize emeği geçen tüm hocalarımıza istisnasız dua ediyorum ve etmeye de devam edeceğim.
Siz olmasaydınız işim zordu. Sayenizde kafa karışıklığından kurtuldum ve doğru bir hedef seçtim. Hedefe kilitlenmeyi öğrendim. Hayata olumlu bakmayı ve olumlu düşünmeyi bize siz aşıladınız.
Her biri birer kanun gibi, o veciz sözleriniz hâlâ kulaklarımda çınlar:
“Çaresizliğe sığınmayın, çare arayın!
Vazgeçmeyin, vazgeçen başarısızlığı seçer!
Başarısızlığı değil, başarıyı seçin.
Başarılı insanları örnek alın ve onları modelleyin.
Üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin!
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.
Başarının iki temel ilkesi vardır: İnanmak ve adanmak.
Başaracağınıza inanın, hedefinize kilitlenin ve kendinizi adayın!”
Hocam, kafanızı şişirdiysem kusura bakmayın ama size olan sevgi ve hürmetimden ötürü heyecanlanıp uzun uzun yazdım.
Ellerinizden öper, dualarınızı beklerim. Allah’a emanet olun.”
07.10.09 / 23.15 / Mücahit Çakır

PAYLAŞ

YORUM YAP