SABIR VE MÜCADELENİN MEYVESİ: MURADİYE SU

0

2013 yılı idi, Ankara’dan memleketim olan Bursa’ya dönüyordum. İnegöl’de benzinlikte alışveriş yaptım, paranın üstü olmadığı için 50 kuruşa Olay gazetesi aldım. Gazeteyi karıştırırken 9.sayfada doğal kaynak suyu ihalesi ilanıyla karşılaştım. Bursa, Kestel ilçesi Kozluören köyünde yaşayan bir işadamı olarak ilan gözümden kaçmadı.

İlan şöyleydi:

“Mülkiyeti İl Özel İdaresine ait Alaçam Köyü sınırları içerisidne bulunan 5 lt su kaynağının 3 litresini yıllık 535.000 tl ile 5 yıllığına kiraya verilme işi.”

İhaleye girme kararı verdim. Üç gün sonra ihale evrakını İl Özel İdaresine almaya gittim. 200 lira şartname bedelini yatırmama rağmen 5 dakikada alabileceğim ihale şartnamesini 6 saat bekledikten sonra alabildim.

Nasıl bir kovana çomak soktuğumu ve bu işin normal bir ihale olmadığını, rakiplerimizin nüfuzlu kişiler olduğunu daha sonra anlayacaktım.

Günler günleri kovaladı, ihale günü gelip çattı. Gerekli teminatları yatırıp dosyamı aldım, ihalenin yapılacağı Özel İdare binasına gittim.

İhale salonuna alınmadan elimdeki dosyayı alarak beni bir odaya aldılar ve kapıyı kapadılar. Üç dakika sonra odaya benim haricimde ihaleye katılan Coca Cola Aş.’nin iki yetkilisi ile birlikte Alaçam köyü muhtarı Cevat Turan geldi.

Şirket yetkilileri yanlarına Ayı lakaplı muhtarı alarak bana aba altından sopa gösteriyorlardı. Muhtar, ihaleye girmemem gerektiğini, girsem de bu suyu alamayacağımı, köye dahi giremeyeceğimi söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti Bursa ili, Kestel ilçesi Alaçam köyü muhtarına bunları söyleten firma Coca Cola idi.

Dudak büktüm, şaşırmış gibi kafamı iki yana salladım. Gözlerimi muhtarın gözüne diktim, elimi muhtara doğru salladım:

“Yüreğiniz ve bileğiniz yetiyorsa beni ihaleye sokmayın! Muhtar, Yahudi firması Coca Cola ile iş yapmayı öğrenmişsin! Sana Müslüman bir iş adamı ile iş yapmayı öğretmek için buradayım. Suyu alacağım, buna sen mi mani olacaksın?”

Muhtar pabucun  pahalı olduğunu anlayıp odayı terk etti. Odada şirket yetkilileri ile ben vardım.

Tam bu sırada odaya Özel İdarenin avukatı Yasemin Güneş girdi. Gökdere Vergi Dairesinden aldığım borcu yoktur kâğıdımın geçersiz olduğunu, ihaleye katılamayacağımı söyledi.

Avukata, ihale işlerini iyi bildiğimi, evraklarımın tam olduğunu anlattım. Devletin avukatısın, Türk vatandaşı dururken yabancı firma adına nüfuz kullanmaya kalkmanız hiç de ahlaklı bir davranış değil, dedim.

Bürokratik oyunlar bozulunca nihayet ihale salonuna alındık. İl Özel İdare genel sekreter yardımcısı Muhammed Müfit Aydın ihale komisyon başkanı olarak karşımdaydı. İhaleyi başlattı.

Solumda oturan şirket yetkilileri ve ben fiyat artırmaya başladık. Fiyat 602 liraya geldiğinde firma yetkilileri ihaleden çekilmeye karar verdiler. Yıllık 603 bin liraya suyun ihalesi bana kaldı.

O zaman komisyon başkanı olan daha sonra milletvekilliği yapan Muhammed Aydın’ın sözleri hâlâ kulağımda çınlar:

“Tayyar, sen koskoca Coca Cola ile nasıl baş edeceksin? Bunlar büyük işler, sen bu suyu ne yapacaksın?”

Komisyon başkanı bunları söylerken kameralar kayıttaydı.

Ona ömür boyu unutmayacağı cevabı verdim:

“Siz Yahudilerle iş yapmayı öğrenmişsiniz. Size Müslümanlarla nasıl iş yapılacağını öğretmek için buradayım. Benim suyu ne yapacağımdan sana ne? Gerekirse havuz yapar, yıkanırım.”

Komisyon başkanı şaşırmıştı. Yapabileceği bir şey yoktu. İhale bende kaldı.

İhale sonucu tarafıma tebliği edildi, gerekli ödemeleri yaptım. İhalesini kazandığım doğal kaynak suyunu teslim almayı beklerken postadan bir tebliğat geldi. Merakla açıp baktım.

Tebliğat, adresimde bana ulaşamadıkları için mahalle muhtarına bırakılmıştı. Sözleşme yapmaya zamanında gelmediğim için ihale iptal edilmiş, yaptığım ödemeler gelir kaydedilerek 5 yıl kamu ihalelrinden men edilmiştim.

Firma, memurları “ikna ederek” oyun oynamaya devam ediyordu. Ancak unuttukları bir şey vardı:

“Mahkemeler ve adalet!”

Haksızlığa boyun eğecek değildim. Apaçık bir üsulsüzlük ile karşı karşıya idim, memleketimde parya muamelesi görüyordum, karşı çıkmalıydım.

Bölge idare mahkemesine baş vurdum.

Mahkeme safahatında gördüm ki Coca Cola ihaleden çekilmiş olmasına rağmen sanki ihale kendisine kalmış gibi çağrılmış, İl Özel İdaresi ile apar topar sözleşme imzalamış.

Usulsüzlüğü fark eden mahkeme kararını verdi:

“İl Özel İdaresi tarafından yapılan tüm işlemlerin usulsüz olduğu tespit edilmiş olup su kaynağının usulsüz olarak teslim edildiği Coca Cola Aş’den alınıp Muhammed Tayyar Türkeş’e teslim edilmesine karar vermiştir.”

Mahkeme kararını aldıktan sonra dönemin Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye gidip durumu anlattım. Seçimlerde su fabrikası vadi olduğunu hatırlattım. Başkanı, su kaynağını işletmeye ikna ettim. Su kaynağına gidip gezdik.

Başkan karar verdi, Muradiye Su Fabrikası’nı Bursa Büyükşehir Jeotermal A.Ş. isimli şirkete hiçbir kâr talep etmeksizin devrettim. Sadece dava masrafları ve ödediğim teminatı aldım.

Muradiye suları fabrikada işlenerek şişeye girdi. Geçtiğimiz pazar günü marketten “Muradiye Su” alarak içtim, iliklerime kadar serinledim. Dilim ve damağım bayram etti. Dudaklarımdaki serinliğin verdiği ferahlığı anlatamam. Dünyalar benim oldu, aldığım lezzeti hiçbir firma Coca Cola yetkilisi alamaz ve hissedemez.

Bursalıları Muradiye suyuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Marketinizden Muradiye Su istemeyi unutmayın! Muradiye Su benim için sadece su değil, kazandığım savaşın adıdır.

Medyada, bu yüz yıl su savaşları yaşanak diye okumuştum. Su savaşları çoktan başladı dostlar! Siz, siz olun; zalimlere boyun eğmeyin, zorbalara teslim olmayın! Allah’tan başka galip yoktur.

Saygılar sunuyorum.

PAYLAŞ

YORUM YAP