ÖĞRENCİYE GÜVEN DUYGUSU AŞILAMALI

0

YÜZ ALMA HİKÂYESİ – BAŞARABİLECEĞİNE İNANDIRMALI

Genç meslektaşımla yüz yüze geldik, yüzünden düşen bin parça, gözleri alev alev yanıyor, çehresindeki bitkinliği tarif edemem.

-Bana iyilik yapınız. 9-D sınıfında ders yapamaz oldum.

Arzu Hanım yeni bir meslektaştı, bazı sınıflarda frekansı uyuşmazlığı yaşıyordu, çeşitli tavsiyelerde bulundum, zaman zaman eğitimde doğru metotlar konusunda sohbetler yapıyordu fakat 9-D’de iyice çıkmaza girmişti. Tavsiyelerde bulunacak oldum:

-Hocam, ben bittim. Sizin tavsiyelerini uygulayacak adam olmadıktan sonra tavsiyeler bir şeye yaramaz.

-Peki, size bir iyilik yapacağım fakat kimseye söylemeyeceksiniz.

-Tamam, ne yapacaksınız?

-İdareye söyleyip sınıf değişimi yapacağız.

-Yaparlar mı?

-Deneyelim.

Konuyu okul müdürüne arz ettik, müdür tecrübeli biriydi, benim genç meslektaşıma iyilik yapmak istediğimi görüyordu.

-Tama, dedi. Pazartesi program değişikliği yapalım.

Çalışkan ve iyi bir sınıfı Arzu Hanım’a verip 9-D’yi aldım.

Bir deneme yapmak istiyordum. Mesleki kariyerimin en iyi döneminde idim. Kendimle yüzleşmeye ve tecrübelerimin ne kadar işe yaradığını görmeye karar verdim. En önemlisi de genç meslektaşıma yardım edecektim.

Ruhen kendimi hazırladım ve sınıfa gittim. İlk dersten itibaren öğrencilere olumlu yaklaşmaya karar verdim. İyi başlarsam dönemi başarıyla bitirebilirdim. Önce öğrencileri motive etmeli ve dersimi başarabileceklerine onları inandırmalıydım. İyi bir motivasyon konuşması hazırladım.

Derse girdim, kimsede kitap defter yoktu. Edebiyat dersi metinsiz işlenmez. Kimse ders materyali getirmemiş. Kitaplarımı masaya bırakıp sınıfı gezmeye karar  verdim. Öğrencileri tek tek dolaştım, hal hatır sordum. Sonra sınıfın önüne geçip sohbete başladım:

“Benim dersim kolay. İsteyen herkes başarır ve sınıfı geçer. Her sene milyonlarca öğrenci lise birden ikiye geçer. Milyonlarca öğrencinin yaptığını siz de yapabilirsiniz. Kimden, neyiniz eksik?

Üstelik birçok arkadaşınız iki senelik yani tecrübeli.

Kendinize hedefler koyun. Birinci dönemki notlarınızı bir kâğıda yazın. Onları yükseltmek için karar alın ve yüksek hedefler koyun.

Hedefi olmayan yelkenliye hiçbir rüzgâr yardım etmez.

İnsanları harekete geçiren düşünceleri, inançları ve aldıkları kararlardır.

Karar almazsanız harekete geçmezsiniz.

Arabanız yepyeni de olsa gideceğiniz yer yoksa işe yaramaz ve garajda çürür.

Dünyaca ünlü başarı uzmanı Stephen Covey şöyle der:

“İnsanları harekete geçiren aldıkları kararlardır. Kendinize söz verin ve sözünüzde durun!”

Çalışmak ve başarmak insanı mutlu eder.

Mehmet Akif Ersoy ne güzel söyler:

“Kim kazanmazsa bu dünyada  bir ekmek parası;

Dostunun yüz karası; düşmanın maskarası…”

Sınıfa uyarlayarak şöyle diyebiliriz:

Kim almazsa bu sınıfta 50-100 arası;

Dostunun yüz karası, düşmanın maskarası…”

Beynimiz öğrenme programlıdır. Allah gözümüzü  görme, kulağımızı duyma, ayağımızı yürüme programlı yaratmış. Göz görünce, kulak işittiği zaman, ayak yürüyünce mutlu olur ve güçlenir.

Beyni öğrenme programlı yaratan Allah, kitap göndermiş ve oku emrini vermiş.

Okuyup öğrenme, beyni aktif hâle getirir ve zekâyı geliştirir. Dünyayı yöneten insanlar eğitimli, bilgili ve çalışkan insanlardır. Cahiller topluma yön veremez, üst kademelerde yer alamaz.

Herkes çalışarak yeteneklerini geliştirebilir ve yükselebilir. Şansınızı kullanın.

Kullanılan organ güçlenir.

Sık kullanılan el, ötekinden güçlüdür. Çoğumuz sağ elimizi sık kullanırız, sağ elimiz soldan daha güçlü. Kullanılmayan organ zayıflar. Beyin de böyledir. Öğrenen beyin daha zeki olur.

Bedenimizi günde üç öğün yiyeceklerle besliyoruz. Beynimizi de beslemeliyiz. Yemek saatleri olduğu gibi ders çalışma saatlerimiz de olmalı. Har gün 3.5 saat ders çalışmalıyız.

İnsanın en önemli organı beynidir.

Bedenini beslemeye özen gösterenler, beyinlerini beslemeye de özen göstermeli, her gün ders çalışmalı.

Bilgi beyin vitaminidir.

Herkesin günlük akşam 5-6’dan 11-12’ye kadar vakti var. Yaklaşık 6-7 saati insanlar televizyon, bilgisayar ve cep telefonu ile geçirirler. Bu meşguliyetin yarısını ders çalışmaya ayırsalar geleceklerine yatırım yapmış olurlar. Tv programları, cep telefonu ve bilgisayar oyunları eğitimin kalitesini yükseltmiyor, çoğu zaman öğrenciye faydası olmuyor.

Akıllı insan kendisine faydası olmayan şeylere zaman harcamaz.

Akıllı insan işlerini önem sırasına göre yapar. Öğrencinin en önemli işi dersi. Zamanınızı harcamayın, değerlendirin. Yüksek notlar alın, başarılı ve mutlu olun!

Sonra derse geçtim.

Konular, Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirine kadar işlenmişti. Şiiri ezbere okudum ve benim gibi okuyana yüz vereceğimi söyledim.

Sınıfta 4.5 şiddetinde bir deprem oldu. Herkes birbiri ile konuşmaya başladı, şaşırdım, sınıfın kontrolünü kaybettiğimi düşündüm. Tansiyonum yükseldi. Telaşlandım.

Birkaç öğrenci, yüz verecekmiş deyip gülüştüler.

Ön sırada oturan Fatma arkadaşını dürttü:

-Kalk kız, oku!

Bana döndü:

-Hocam, arkadaş şiiri okuyacak.

-Buyursun.

Seda biraz nazlanarak tahtaya geldi, şiiri ezbere okudu. Hemen kitabın arasından not kâğıdı çıkardım, öğrencinin adını ve numarasını yazdım:

“Seda 100!”

Sınıftaki depremin şiddeti 7.9’a çıktı. Sınıf çalkalandı.

İyice şaşırdım. Herkes birbiri ile konuşuyordu. Gürültü arttı.

Fatma bana baktı ve inanmadığını ifade eden bir ses tonuyla:

-Şimdi bu, yüz mü aldı?

-Evet.

-Olamaz hocam!

-Neden? Not verme yetkisi benim ve verdim.

-Olamaz ama…

-Neden olamaz?

-Arkadaş bu şiiri öteki hocaya da okudu…

-Ne aldın kızım?

-Yarım artı…

Meseleyi çözüldü. Meğer hiçbir dersten hiçbir öğrenci o güne kadar yüz almamış. Sınıftaki depremin sebebi buymuş.

-Arkadaşınızı tebrik ederim, çok güzel okudu ve yüzü aldı.

Bir öğrenci oturduğu yerden bağırdı:

-İltifatlar hep ona mı? Biz neyiz?

Şaşırdığımı itiraf edeyim. Öğrencinin neden böyle bir soru sorduğunu o an anlayamadım. Sonradan öğrendim ki şiir okuyan öğrenci zaten derslerde iyi imiş. Kendine güveni olmayan ve hiç iltifat görmeyen öğrenci, içindeki ukdeyi öylesine dile getirmiş.

Sınıfa döndüm şu açıklamayı yaptım:
            “Arkadaşınızı yüz aldı, gördünüz. Şiiri ezbere okuyan herkese vereceğim hatta başka şiirler okuyana da vereceğim. Kitap okuyup özetleyene de yüz veririm. Yeter ki siz çalışın, denizde kum, ben de not.”

Öğrencilerin gözleri faltaşı gibi açıldı. Yüzlerde ümit ve sevinç çiçekleri açtı. Birbirleriyle fısıldaştılar.  Bir kısmı duyduklarına inanamamış gibiydi. Ön sırada oturan Fatma “Ben de yüz alacağım.” dedi.

Sevindim. Güven duygusu artmış, ümitler çoğalmıştı. Sınıf birden canlandı.

Öğrencilerin kendilerine güven duyması çok önemli.

Başarabileceklerine inanmalılar.

Dersin kolay olduğu vurgulanmalı ve isteyen herkesin başarabileceği duygusunu uyandırmalı. Bu ümidi herkese vermek lazım.

Seda’nın yüz alması sınıfta şiir ezberleme yarışması başlattı. Böyle olacağını tahmin ediyordum. Öğrencilerin çoğunun dersi zayıftı. Çocuklar şiiri ezberleyerek notlarını düzeltme yolunu tutması tabi idi. Nitekim öyle oldu.

Bir öğrenci teneffüste yanıma geldi. Gülümseyerek:

-Siz çok iyi bir öğretmensiniz. Notunuz da çok bol.

-Önceki öğretmeniniz nasıldı?

-Herkesin notu kötüydü?

-Şiir ezberleyip kitap okumuyor muydunuz?

-Okuyorduk.

-Not vermiyor muydu?

Öğretmenin sınıfta neden başarısız olduğunu o zaman anladım. Notu öğrenciyi motive etmek ve şevke getirmek için kullanmamıştı. Ödüllendirmeyi bilmiyordu. Mesleğe yeni başlayan pek çok meslektaşım gibi kıt not vererek sınıfta disiplin sağlayacağını sanmıştı. Yeniydi, yeterince tecrübeli değildi.

O sınıfta başarıyı sağlamak için teneffüslerde öğretmen odasına gitmediğimi, kantine inip öğrencilerle birlikte çay içtiğimi ve çay paralarını ödediğimi söylemeliyim. Bir ay böyle devam etti. Öğrencilerimle bire bir konuştum. Hepsine ne yapabileceğini buldum. Kimi şiir ezberledi kimi kitap okudu kimi duvar gazetesine yazı yazdı kimi konu hazırlayıp sınıfta anlattı. Bu etkinlikleri not vererek ödüllendirdim.

Bir ay sonra, sınıf başkanı İkbal şöyle dedi:

-Hocam, biz de size çay ısmarlamak isteriz.

-Ağanın eli tutulmaz, o günü hasretle bekliyorum.

İkbal’in sözü milat oldu, okulun son gününe kadar çayları öğrencilerim ısmarladı. Bir daha elimi cebime atmadım.

Her meslekte olduğu gibi, öğretmenlikte de ilk seneler acemilik dönemidir, sonraki senelerde de zorluk çıkar ama önemli olan aşk, şevk, sevgiyle ve toleransla çocuklara yaklaşmak ve zorlukları aşmak için çaba harcamak…

Aşılmayacak zorluk yoktur.

İnsanlar iltifat, takdir ve ödüle doymaz. Takdir görme açlığını yok ederek kabre giren yoktur. Herkes meziyetlerinin takdir edilmesinden hoşlanır.

PAYLAŞ

YORUM YAP