Milli Ahlak ve Agop ile Güreş

0

  ERMENİ AGOP’UN ZULMA VE AKİF’İN İSYANI
           

Mehmet Akif, Halkalı Ziraat Mektebi’nde okurken sınıfında biri Ermeni, diğeri Yahudi iki yaman rakibi vardı. Yahudi Simon, sınıf birinciliği için Mehmet Akif ile yarışırdı, Ermeni Agop ise hem ders konusunda hem de güreş konusunda sınıfın en iyilerindendi. Agop, Mehmet Akif’’e nazaran yaşça büyüktü, ayrıca kiloluydu.

Genç Akif, Halkalı Ziraat Mektebi’nde sınıfında birinciliği bu iki gayrimüslime kaptırmayı çok büyük bir ayıp kabul ediyordu. Kolları sıvadı, geceyi gündüze katarak çalıştı. Sonunda Simon’u geçerek okul birincisi oldu.

            Halkalı Ziraat Mektebi’nden aldığı diplomaya birincilikle mezun olduğu yazıldı.

            Agop, öğrenciler hatta hademeler arasında kolunun kuvveti ve güreşteki ustalığı ile tanınırdı, önüne geleni yener, kimse onunla baş edemezdi. Mehmet Akif çok çevik, kuvvetli ve usta bir güreşçi olduğu kadar izzeti nefis sahibi ve mağrur bir gençti. Mahalledeki arsada Kıyıcı Osman Pehlivan’dan güreş tersleri alır, mahallede yaman güreş tutardı.

           Oğlu Emin Ersoy’a Agop ile tuttuğu güreşi şöyle anlatmıştır:

            “Ermeni bildiğin gibi değil, dehşetli kuvvetli idi. Arkadaşlarımı çarçabuk altına alarak ezmesi öyle zoruma gidiyor, beni çileden çıkarıyordu ki sana anlatamam. Kendisi ile şaka mâhiyetinde dahi olsun hiç tutuşmamıştık zira gözü beni pek tutmuyordu. Vücutça zayıftım ve kilom ondan aşağı lakin ondan çok daha atik ve daha oyuncu idim. Göz, hasmını tanır! O da bunları görüyor, hesap ediyor, benimle elense şakası bile yapmaya yanaşmıyordu.

            Bir gün hiç unutmam. Hüseyin Avni isminde Fatihli bir hemşerim ve benden bir sınıf aşağı bir arkadaşımla Agop idman mahiyetinde güreş tutmuşlardı. İdman filan derken Avni’ye boyunduruk çekiyor, şiddetli elenseleriyle çocuğu eziyor, pek müşkül vaziyetlere sokuyordu. Nasıl oldu bilmiyorum; Avni, Agop’un çektiği şiddetli bir elense ile yüzükoyun yere kapandı. Ağzından, dişlerinden kan boşanmaya başladı. O zaman artık dayanamadım. Gel Agop, dedim, biraz da ikimiz idman tutalım. Tereddüt edemedi. Arkadaşlarımın intikamını almak üzere Agop’u tek çapraza aldım. Meydan genişti. Belki on beş yirmi adım sürdüm. Nihayet kuvvetli rakibim tutunamadı. Elleri üzerine yüzün koyun yere kapaklandı. Bu sefer, çok iyi kullandığım kündeye aldım. O koca Agop’u kaldırarak öyle bir çevirdim ve sırtını yere getirdim ki bütün bunlar bir buçuk iki dakika içine sığmıştı. Agop nasıl o hâlâ düştüğüne şaşırdı. Kıpkırmızı olmuş hâlâ yerinde oturuyor, önüne bakıyordu. 

Etrafı şiddetli bir alkış tufanı çınlattı. Agop’u tam manasıyla mağlup etmiştim. Hiç sesini çıkarmadı. Yavaş yavaş yerinden kalktı, kafası önünde kös kös mektebin kapısından içeriye girerek kayboldu.

            Matematik hocamız Ekrem Bey de hadisenin şahitleri arasında idi. Muhterem ihtiyar o kadar sevinmiş, o kadar heyecanlanmıştı ki o sırada yanına gelen bir arkadaşına olayı heyecanla anlattı:

-Yahu Agop’u kaldırdı, savurdu, attı. Agop kalkar mı diye etrafında fır döndü. Aferin delikanlıya!

Mehmet Akif, ömür boyu üstün Müslüman olma bilinciyle yaşadı ve bunun için çok ter döktü. Çalışmak onun için ibadettir. Şöyle der:

Bekayı hak tanıyan sa’yi (çalışmayı) vazife bilir;

Çalış, çalış ki beka, sa’y ile elde edilir.

PAYLAŞ

YORUM YAP