MİLLETLER TOPLA TÜFEKLE DEĞİL, BÖLÜNÜREK YIKILIR

0

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” der Mehmet Akif.

           İstiklal Savaşı yıllardı. Mehmet Akif, 5 Kasım1920’de Kastamonu’ya gitti ve halkı cami kürsüsüne çıktı, Sevr Anlaşmasının felaket olduğunu anlattı, vatanın tehlikede olduğunu söyledi, halkı birlik ve beraberliğe çağırdı, bölücülüğü yerin dibine batırdı, vatanımızı işgalcilerden kurtarmak için cihat çağrısı yaptı.

Akif sözlerine Maide Suresi’nin 51. âyetini okuyarak başladı:

            “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları idareci edinmeyin! Onlar birbirlerinin yöneticileridir. Sizden kim onları yönetici edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Ey cemaat-i müslimin, milletler topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler, ancak aralarındaki bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatlerini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır.

Güneyde, Kuzeyde, Doğuda, Batıda kurulan ne kadar Müslüman hükümeti varsa hepsi ayrılık yüzünden, aralarında çıkmış olan fitneler, fesatlar, iki yüzlülükler, uyuşmazlıklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiler; başka milletlerin esareti altına girdiler.

Müslümanlar, dünyanın üç büyük kıtasına hâkimdir. Koca Akdeniz, koca Karadeniz hükmümüz altında bulunan kocaman kocaman devletlerin ortasında birer göl gibi kalmıştı. Ordularımız Viyana önlerinde gezerdi. Donanmamız Hint Denizlerinden yüzerdi. Müslümanlık bağı, ırkı, iklimi, lisanı, âdetleri, ahlakı büsbütün başka olan birçok kavmi, birbirine sımsıkı bağlamıştı.

Boşnak Islavlığı, Arnavut Latinliği, Pomak Burgarlığı bir tarafa atarak bir merkez etrafında toplanmıştı.

Kelime-i Tevhidi yükseltmek, yaymak için canını, kanını, bütün varını güle güle, koşa feda etmişti.

Aramıza Avrupalılar tarafından türlü türlü şekiller, türlü türlü isimler altında ekilen fitne, karışıklık, ayrılık, bozgunculuk tohumları bizim haberimiz bile olmadan filizlenmeye, dallanmaya, budaklanmaya başladı.

Demin söylediğim bağ gevşedi. Kalemiz içinden sarsılmaya yüz tuttu. Bizi gören düşmanlar kendi aralarında birleşerek, yani biz Müslümanların yapmakla vazifeli olduğumuz birliği gerçekleştirerek hücum ile yurdumuzun büyük parçasını elimizden aldılar.

Bugün bizi Asya’nın ufak bir parçasında bile yaşayamayacak hâle getirdiler…”

Cemaat heyecanlanmış, coşmuş, yerinde duramaz hâle gelmişti. Harekete geçmek için Akif’in konuşmasının bitmesini bekliyordu.

Akif de oldukça hislenmişti. Cemaatteki etkilenmeyi, kıpırtıyı, coşkuyu görüyordu. Göz yaşlarını tutamadı, boğazı düğümlenerek şu âyeti okudu:

“Ayrılığı düşerseniz kalplerinize miskinlik, korkaklık, acziyet çöker de devletiniz, heybetiniz, kudretiniz elinizden gider.”

Konuşmayı dua ile bitirdi:

“Müslüman yurdunu her yerde felaket vurdu,

Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu.

O da çiğnendi mi çiğnendi demek şer-i Mübin,

Hakisar eyleme (yere serme) ya Rab onu olsun! Amin!..”

Halk galeyana gelmişti, coşkuyla duaya amin dediler. Konuşmadan sonra halk, Akif’in etrafını aldı, birlikte caddeye çıktılar, cadde insan seliydi. Cihad ruhu ve heyecanı bütün şehre yayıldı.

Savaş kazanılıp düşman ülkeden kovulduktan sonra Ankara’da iktidar olanlar, Akif’in peşine polis takıp onu bir suçlu gibi takip ettirdiler. 1936 yılında şiir kitabı Safahat’ı toplatıp yaktılar. Milletin mili ve manevi değerlerini anlatarak savaş kazananlar, zaferden sonra milleti ayakta tutan değerlere savaş açtılar.

Türkiye yeniden milli ve manevi duyguları güçlendiren değerlere dönüyor. Su, arkını buluyor. Yeniden şahlanacak ve İslam Birliğini kuracağız inşallah.

PAYLAŞ

YORUM YAP