KUTLU MİRAÇ YOLCULUĞU VE MÜJDELER

0

 Miraç’ın Sırları, Peygamberimizin Getirdiği Müjdeler

Hicretten 18 ay önce, Recep ayının 27. gecesi, Gönüller Sultanı (sav) huzura çağrıldı.

Cebrail ve Mikail onu almaya gelmişlerdi. Yanına gelip şöyle dediler:

            “Kalk! Allah’tan istediğini görmeye gideceksin!” (1)

İsra yani gece yolculuğu başlayacaktı. Ümmetinin asırlarca dilden dile anlatacağı mucizelerle dolu Mirac seyahatinin vakti gelmişti.

Sonrasını Gönüller Sultanı’ndan (sav) dinleyelim:

“Ben Kâbe’nin avlusunda Hatim’da (Kâbe’nin dışında kalan ve etrafı 1.5 metre yüksekliğinde duvar ile çevrilen yer) yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında idim. Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı.

(Bu sözüyle boğaz çukurundan karnına kadar olan kısmı kastetti.)

Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim çıkarılıp su ve zemzem ile yıkandı. Sonra içerisi iman doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi.

Bu Burak’tı.

Bacaklarında iki kanadı vardı, onlarla ayaklarını itiyordu. Binmek için yaklaştığımda huylandı. Cebrail, hemen elini yelesine koydu, sonra:

-Yaptığından utanmıyor musun ey Burak, vallahi, Allah’ın en çok sevdiği kişi olan Muhammed’den önce kimse sana binmemiştir, dedi.

Hayvan ter dökecek kadar utandı, sonra sakinleşti, nihâyet ona bindim. Kulağını oynatıyordu.

Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Cebrail aleyhisselam benimle birlikte çıktı, beni götürdü. Bir an beni kaybetmedi, ben de onu kaybetmedim. Nihâyet benimle Mescid-i Aksa’ya geldi. Burak kendisine ait yerde durdu. Cebrail onu oraya bağladı.

Peygamberlerin benim için orada toplandıklarını gördüm. İbrahim’i, Musa ve İsa’yı gördüm. Onlara mutlaka bir imam gerekli olduğunu düşündüm. Cebrail beni öne geçirdi. Onların önünde namaz kıldım. Bütün peygamberler de benimle namaz kıldılar. Onlara sordum, hepsi, tevhid ile gönderildik, dediler.(2)

Sonra yüce makamlara çıkılacak bir Mirac merdiveni kuruldu. Buna Cebrail ile bindirildim ve onunla beraber yükseldim.

Dünya semasına kadar geldik. Cebrail, kapının açılmasını istedi.

“Gelen kim?” denildi Hazin (bekçi melek) tarafından.

“Cebrail!” dedi.

“Beraberindeki kim?” dedi Hazin.

“Muhammed aleyhissalâtu vesselam!” 

“Ona Mirac daveti gönderildi mi?” dedi Hazin.

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!” dedi Hazin.

Ebu Said Hudri rivâyetinde şu ayrıntıyı anlatır:

“Mescid-i Aksa’dan ayrıldığım zaman Mirac’a götürüldüm ve şimdiye kadar ondan daha güzel bir şey görmedim. O öyle bir şey ki insan ölüm anı geldiği zaman gözlerini ona diker. Arkadaşım Cebrail beni oraya yükseltti ve beni göğün kapılarından bir kapıya ulaştırdı. Ona Hafaza kapısı denir. Ona İsmail adında bir melek bakmaktadır ve eli altında 12 bin melek vardır. Onlardan her birinin altında 12 bin melek bulunmaktadır.

Cebrail beni o meleğe götürdüğü zaman dedi ki:

-Ey Cebrail, bu kim?

-Bu Muhammed(sav).

-O peygamber oldu mu?

-Evet.

O bana hayır ile dua etti.

Dünya semasında melekler beni karşıladı. Bütün melekler güler yüzlü ve müjdeler verir gibi hayır söyler, hayır duada bulunur bir hâlde idiler. Bir melek karşıma geldi ve ötekilerin söylediklerinin aynısını yüzüme söyledi, onların yaptığı dualarla bana dua etti ancak gülmedi. Ötekilerde gördüğüm güler yüzü ondan göremedim.

Cebrail’e dedim ki:

-Ey Cebrail, meleklerin söylediğini bana söyleyen ve bana gülmeyen, öteki melekler gibi güler yüzlü olmayan bu melek kim?

Hz. Cebrail:

-O senden önce veya sonra birine gülümseyecek olsaydı elbette sana gülümserdi fakat o gülmez. Bu cehennemin koruyucusu Malik’dir.

-Ona, cehennemi bana göstermesini emredemez misin? Yüce Allah, o kendisine itaat edilen ve emin biridir, buyurur.

-Evet, ey Malik, Muhammed’e (sav) cehennemi göster!

O da cehennemin örtüsünü açtı. Cehennem kaynadı, yükseldi. Zannettim ki gördüğüm her şeyi kapsayacak. Cebrail’e dedim ki:

-Ey Cebrail, ona emret, onu yerine göndersin.

Cebrail, ona emretti, o da cehenneme şöyle dedi:

“Sakin ol!”

Bunun üzerine cehennem çıktığı yere geri döndü. Onun dönüşünü gölgenin dönmesine benzettim. O çıktığı yere girdiği zaman örtüsünü üzerine yeniden örttü.” (3)

Dünya semasına girdiğim zaman orada oturan bir adam gördüm Âdem oğullarının ruhları ona takdim olunuyordu. Onlar ona takdim edildikleri zaman bazılarına, hayırlı, diyor ve onlara seviniyor, ‘Temiz ruh temiz cesedden çıktı.’ diyor; bazılarına da takdim edildiklerinde ”uf” diyerek yüzünü ekşitiyor ve pis ruh pis cesetten çıktı, diyordu.

-Ey Cebrail, bu kim, dedim.

-Bu babanız Âdem’dir, ona selam ver. Soyundan gelen ruhlar ona takdim olunur, onlardan mümin olanlara rastladığı zaman sevinir ve der: Temiz ve güzel bir ruh, temiz ve güzel bir cesetten çıktı. Kâfirin ruhuna rastladığı zaman da “uf” der, hoşuna gitmez ve ona fenalık verir, der ki pis ruh, pis bir cesetten çıktı.

Cebrail, selam ver, dedi.

Ben de selam verdim. Selamıma mukabele etti. Sonra bana:

“Salih evlat hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!” dedi.

Sonra birtakım adamlar gördüm ki devenin dudakları gibi dudakları vardı. Ellerinde ise avuç içi büyüklüğünde taşlar gibi ateş parçaları bulunmaktaydı. Onları ağızlarına atıyor, arkalarından çıkıyordu.

-Ey Cebrail, bunlar kim, dedim.

-Onlar haksız yere yetimlerin mallarını yiyenlerdir.

Sonra birtakım adamlar gördüm ki onlarda şimdiye kadar benzerini görmediğim karınları vardı. Firavun milletinin yolundaydılar. Cehenneme götürüldüklerinde susamış develer gibi varlıklar onların üzerinden geçiyor, ayaklarının altına alıp çiğniyorlardı. Onlar ise oldukları yerde duruyor, başka tarafa gidemiyorlardı.

-Bunlar kim diye Cebrail’e sordum.

-Bunlar faiz yiyenler, dedi.

Sonra başka birtakım adamlar gördüm. Önlerinde temiz, güzel, tavlı et vardı. Yanında kokmuş, zayıf et bulunuyordu. Onlar zayıf ve kokmuş etten yiyor, temiz, güzel ve tavlı eti terk ediyorlardı.

-Bunlar kim diye Cebrail’e sordum.

-Bunlar Allah’ın onlara helal kıldığı kadınları terk edip kendilerine Allah’ın haram kıldığı kadınlara gidenlerdir, dedi.

Sonra birtakım kadınlar gördüm ki memelerinden asılmışlar.

-Bunlar kim diye Cebrail’e sordum.

-Onlar, erkeklerinin yanına gayri meşru çocuklar getiren kadınlardır, dedi.

 

İkinci Kat Sema ve Sonrası

 

Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti ve ikinci semaya geldik. Kapıyı çaldı.

“Bu gelen kim?” denildi.

“Ben Cebrail’im!” dedi.

“Beraberindeki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi.

“Ona Mirac daveti gönderildi mi?” denildi.

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliş!” dediler.

Hemen bize kapı açıldı. İçeri girince, Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimâsselam ile karşılaştım. Onlar teyze oğullarıydı.

Hz. Cebrail:

“Bunlar Hz. Yahya ve Hz. İsa’dır, onlara selam ver!” dedi. Ben de selam verdim. Onlar da selamımı aldılar.

“Hoş geldin salih kardeş, hoş geldin salih peygamber.” dediler.

Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı.

Yüzü, Ay’ın bedir gecesi gibi parlayan birini gördüm.

“Bu gelen kim?” denildi.

“Cebrail’im!” dedi.

“Yanındaki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi Cebrail.

“Ona Mirac daveti gitti mi?” denildi.

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu gelen kişi ne güzel yolcu!” denildi.

Kapı bize açıldı. İçeri girince Hz. Yusuf aleyhisselamla karşılaştık. Cebrail:

“Bu gördüğün Yusuf’tur, ona selam ver!” dedi. Ben de selam verdim. Selamımı aldı. Sonra, salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin, dedi.

Sonra Cebrail beni dördüncü semaya çıkardı. Kapıyı çaldı.

“Bu gelen kim?” denildi.

“Cebrail’im!” dedi.

“Beraberindeki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi.

“Ona Mirac daveti gönderildi mi?” denildi.

“Evet!” dedi Cebrail.

“Hoş gelmişler! Bu gelen kişi ne güzel yolcu!” dediler.

Hemen kapı açıldı. İçeri girdiğimizde Hz. İdris aleyhisselam ile karşılaştık. Hz. Cebrail:

“Bu İdris‘tir, ona selam ver!” dedi. Ben selam verdim. O da selamımı aldı.

Sonra bana, salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin, dedi.

Sonra Hz. Cebrail beni yükseltti. Beşinci semaya geldik. Kapıyı çaldı.

“Kim bu gelen?” denildi.

“Ben Cebrail’im!” dedi.

“Beraberindeki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi.

“Ona Mirac daveti indirildi mi?” denildi.

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu gelen yolcu ne güzel yolcu!” denildi.

Kapı açıldı. İçeri girince, Hârun aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail aleyhisselam:

“Bu Hârun aleyhisselâm, ona selam ver!” dedi. Ben selam verdim, o da selamımı aldı.

“Salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!” dedi.

Sonra Cebrail beni yükseltti ve altıncı semaya geldik. Kapıyı çaldı.

“Bu gelen kim?” denildi.

“Ben Cebrail!” dedi.

“Beraberindeki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi.

“Ona Mirac daveti indirildi mi?” denildi.

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu gelen ne iyi yolcu!” dendi. Kapı açıldı.

İçeri girince, Hz. Musa aleyhisselam ile karşılaştık. Hz. Cebrail:

“Bu Hz. Musa’dır, ona selam ver!” dedi. Ben selam verdim, o da selamımı aldı.

Sonra, salih kardeş hoş geldin, salih peygamber hoş geldin, dedi. Ben onu geçince ağladı.

Ona, niye ağlıyorsun, denildi.

“Benden sonra bir genç peygamber oldu. Onun ümmetinden cennete gidecekler benim ümmetimden cennete gideceklerden daha çok!” dedi.

Sonra Cebrail beni yedinci semaya çıkardı ve kapıyı çaldı.

“Bu gelen kim?” denildi.

“Cebrail’im!” dedi.

“Beraberindeki kim?” denildi.

“Muhammed!” dedi.

“Ona Mirac daveti indirildi mi?” denildi. 

“Evet!” dedi.

“Hoş gelmişler! Bu gelen kişi ne güzel ne güzel misafir!” dedi.

İçeri girince, Hz. İbrahim aleyhisselam ile karşılaştık.

Beytü’l-Ma’mur’un kapısı önünde bir koltuğun üstüne oturmuştu. Oraya her gün 70 bin melek giriyor, kıyamet gününe kadar oradan geri dönmüyorlar.

Sizin arkadaşınıza (Hz. Peygamber’e) ondan daha çok benzeyen ve arkadaşınızın ona daha çok benzediği başka bir kişi görmedim.

Cebrail:

“Bu baban İbrahim, ona selam ver!” dedi.

Ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra, salih oğlum hoş geldin, salih peygamber hoş geldin, dedi.

Sonra beni cennete götürdü. Orada siyaha çalar kırmızı bir kadın gördüm ve ona kim olduğunu sordum. Onu görünce beğenmiştim.

-Zeyd b. Harise’nin cariyesiyim, dedi.

Miraç gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm:

“Sadaka on misliyle mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para on sekiz misliyle mükâfatlandırılacaktır.”

-Ey Cibril! Ödünç verilen şey ne sebeple sadakadan daha üstün oluyor diye sordum.

-Çünkü dilenci yanında para olduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise ihtiyacı sebebiyle talepte bulunur, dedi.

Sonra düz bir sahaya çıkarıldık ki orada kâinatın kaderini yazan kalemlerin sesini işitiyordum.

Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Sidr ağacının meyveleri Yemen’in Hecer testileri gibi iri, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrail aleyhisselâm bana:

“İşte bu Sidretü’l-Müntehâ!” dedi.

Bu ağacın altından dört nehir çıkıyordu: İkisi görünen, ikisi görünmeyen nehir.

“Bunlar nedir ey Cebrail?” diye sordum. Hz. Cebrail:

“Şu iki batınî nehir cennetin iki nehridir. Zahiri olanların biri Nil diğeri Fırat.” dedi.

Sonra bana bir kapta şarap bir kapta süt bir kapta da bal getirildi. Ben sütü aldım. Cebrail aleyhisselam:

“Bu, tabii olandır, sen ve ümmetin doğru bir yola iletildiniz!” dedi.”(4)

 

Sidretü’l-Münteha’ya Yolculuk

 

Sidre, melek olarak Hz. Cebrail’in gidebileceği son eşik idi. Orada durdu ve Allah Resulü’ne (sav) nereye kadar ve nasıl gitmesi gerektiğini söyledi.

Allah’ın Sevgilisi (sav) Yüce Allah’ın huzuruna kadar gitti. Yüceler Yücesi ile arasında iki yay mesafesi kalmıştı. Baştan sona nur olan Rabbimize kavuşmuştu. Yüce Allah kendisinden razı ve memnundu. Huzuruna kabul buyurarak şereflendirdi.

Gönüller Sultanı (sav) dünyayı, çektiği çileleri, eziyetleri, işkenceleri, musibetleri unuttu. Artık rıza vardı, huzur vardı, beğenilmiş, övülmüş peygambere iltifat vardı. Methedilmiş peygamber Rabbinin iltifatına nail oldu.

Rabbine, vekili olduğu bütün kâinatın ve zerratın selam, ibadet ve dualarını şöyle takdim etti:

“Et-tahiyyatü lillahi ves-selavatü vet-tayyibat.” (Kudsi, saf ve gönülden selamlar, dualar ve güzel şeyler Allah’a aittir.)

Rabbimiz sevdiği peygamberine şöyle iltifat etti:

“Essalam aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatühü.”(Ey Nebi, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun.)

Gönüller Sultanı (sav) memnundu, Rabbinin kendisinden razı olduğunu biliyordu. Ondan vasıtasız selam almakla bahtiyardı. Ümmetinin de bağışlanmasını ümit ederek şöyle karşılık verdi:

Esselamü aleyna ve alâ ibadillahis-salihin.”(Selam, bize ve iyi işler yapan kullarının üzerine olsun!”

Hz. Cebrail bu sohbeti dinliyordu. Bu çok özel buluşmaya şahitlik ederken şöyle dedi:

“Eşhedü ellâilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulüh.” (Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (sav) onun kulu ve elçisidir.)

Selamlaşmadan sonra Rabbimiz sevdiği kulu ve peygamberi Muhammed’e(sav) vahyetmek istediklerini bildirdi.

MİRAÇ GECESİ VAHYEDİLEN AYETLER

İsra Sûresinde vahyedilen âyetlerde Yüce Allah şöyle buyurur:

“Allah ile beraber başka bir ilah edinme! Sonra kınanır, kendi başına oturur kalırsın.

Rabbinin verdiği hüküm şudur: Ondan başkasına kulluk etmeyin! Anne ve babaya iyilik edin! Şâyet ikisinden biri veya ikisi de senin yanında ihtiyarlığa erişirse sakın onlara « öf » bile deme, onları azarlama, onların hoşuna gidecek güzel sözler söyle! Onların üzerine tevazu kanatlarını merhamet ile ger ve de ki: Rabbim, onların bana küçükken davrandığı gibi rahmet buyur!

Rabbiniz, sizin nefislerinizde olanı daha iyi bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız şüphesiz o yönünü çevirenleri çok bağışlayandır.

Akrabaya, yoksullara, yolda kalmışlara hakkını ver, yalnız malını lüzumsuz yere saçıp savurma!

Muhakkak ki saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir, şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.

Eğer Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan onlara kolaylarına gelen sözü söyle!

Elini boynuna bağlayıp cimrilik yapma! Dağıtacağın şeylerin hepsini de dağıtma! Sonra kınanmış, eli boş olarak oturup kalırsın.

Şüphesiz Rabbin dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır. Muhakkak ki o kullarından haberdar, onları görmektedir.

Fakirleşme korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Muhakkak ki onları öldürmek büyük günahtır.

Zinaya yaklaşmayın çünkü o çirkindir ve kötü bir yoldur.

Hak namına yapılan hariç, Allah’ın haram kıldığı bir canı öldürme! Kim zulme uğrayarak öldürülmüşse muhakkak ki onun velisine güç verdik. Öldürme işinde artık ileri gitme çünkü o yardım görmüştür!

Yetimin malına yaklaşma, reşit olacağı yaşa kadar güzel bir şekilde olabilir.

Verdiğiniz sözü yerine getirin! Verilen sözde muhakkak ki sorumluluk vardır.

Ölçtüğünüz zaman ölçmeyi doğru yapın! Tarttığınızı da adaletli ve doğru tartın. Bu daha hayırlıdır ve istenenin en güzeli budur.

            Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin arkasından gitme! Şüphesiz ki kulak, göz ve kalp… Bütün onlar yaptıklarından sorumludur.

            Yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Muhakkak ki sen yeri yaramazsın ve dağlara boyca yetişemezsin. Bunların hepsi kötüdür ve Rabbinin katında istenmeyen şeylerdir.

İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerindendir. Allah ile başka bir ilah edinme! Sonra kınanmış, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın!”(İsra, 23-29)

Yüce Allah, sevgili kuluna pek cömert ve lütufkâr davrandı, Allah’ın birliğine inanan ve Muhammed’i (sav) elçi kabul eden bütün Müslümanların, şâyet günahları varsa cehennemde çektikten sonra kurtulacaklarını ve selamete ereceklerini müjdeledi.

Sonra semavî arşında bulunan İlâhi hazinesinden Bakara Suresi’nin son iki âyetini bu mühim yolculuğun hatırası olmak üzere Gönüller Sultanı’na (sav) armağan etti ve elli vakit namazı farz kıldı. (5)

Kendisine sevinç ve saadet bahşeden bu güzel görüşme bittikten sonra Kâinatın Efendisi (sav) geri dönecekti hâlbuki o, bu saadetli görüşmenin bitmesini hiç istemiyordu.

Bundan sonrasını Allah Resulü (sav) şöyle anlatır:

“Sonra bana ve ümmetime günde elli vakit namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselama uğradım. Bana:

“Ne ile emrolundun?” dedi.

“Gece ve gündüzde elli vakit namazla!” dedim.

“Ümmetin, her gün elli vakit namaza gücü yetmez. Vallahi, ben senden önce insanları denedim. İsrail Oğullarına muamelelerin en şiddetlisini uyguladım, başaramadım. Çabuk Rabbine dön, ümmetin için azaltmasını iste!” dedi.

Ben de hemen döndüm, müracaat ve niyaz ettim, on vakit namaz azaltıldı.

Musa aleyhisselama tekrar uğradım. Yine, ne ile emrolundun, dedi.

“Benden on vakit namazı kaldırdı!” dedim.

“Rabbine dön, ümmetin için daha da azaltmasını iste!” dedi.

Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı.

Dönüşte yine Musa aleyhisselama uğradım. Aynı şeyi söyledi. Beş vakitle emrolununcaya kadar bu şekilde Hz. Musa ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:

“Ya Muhammed, benim yanımda hüküm değişmez. Her gece ve gündüzde 5 vakit namaz, her namaz için on sevap var ki bu da 50 eder.”

Dönüşte Hz. Musa’ya uğradım. Yine, ne ile emredildin, dedi.

“Her gün beş vakit namazla!” dedim.

“Senin ümmetinin her gün beş vakit namaza da gücü yetmez. Rabbine dön, hafifletmesini iste!” dedi.

“Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafifletmesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah’ın emrine teslim oluyorum!” dedim.

Musa aleyhisselamı geçer geçmez bir tellal (Allah adına) nida etti:

“Farzımı kesinleştirdim, kullarımdan hafiflettim de!

Kur’an-ı Kerim, kısa sürede tamamlanan bu uzun yolculuğu şöyle anlatır:

“Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan (Kâbe) alıp etrafını mukaddes kıldığımız uzaktaki Mescid-i Aksa’ya, kendisine âyet ve delillerimizden bir kısımını göstermek üzere yolculuğa çıkaran Allah, her türlü noksandan uzak ve yücedir. Gerçekten de o gören ve işitendir.” (İsra,1)

Miracın çok özel bir yolculuk ve Yüce Allah’ın güzelliği ile yüz yüze gelme seyahati olduğu Necm Suresi’nde ifade edilir. Ayrıca Mirac sonrası çıkacak münakaşalara cevap verilir:

“Battığı zaman yıldıza yemin olsun arkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı, o kendi hevesiyle de konuşmuyor, kendisine vahyedileni söylüyor. Çok büyük güç ve üstün akıl sahibi ona öğretti, sonra onu kuşattı. O (Cebrail) yüksek ufukta göründü, yeryüzü semasına yaklaştı ve aşağı indi. İki yay mesafesi veya daha az bir mesafe kalıncaya kadar yaklaştı. Allah kuluna vahy edeceğini vahyetti. Gördüğünü kalbi yalanlamadı. Gördüğü şey konusunda siz onunla mücadele mi ediyorsunuz? Vallahi, Sidretü’l-Münteha’da ve onun yanındaki Cennetü’l-Me’va’da o, başka bir inişle de onu gördü. O vakit Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Gözü ne kaydı ne de haddini aştı. Muhakkak ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını gördü.” (Necm,1-18)

Yolculuk sona erdiğinde Gönüller Sultanı (sav) Rabbimizin cemal, kemal ve haşmetini görmüş ve hayran olmuştu. Yaratılışın sırlarını anladı ve kavradı; her türlü nimete şükür vazifesini yerine getirebilmek için namazla emrolundu. Kâinatın yaratıcısının âlemi yaratmaktaki maksadını daha iyi kavradı; “Amenerrasülü” diye isimlendirilen Bakara Suresi’nin son âyetlerini bizzat Yüce Allah’tan öğrenmiş oldu.

Cenab-ı Hakkın, elçisine iltifat olarak ihsan ettiği Amenerresulü’nün manası şöyle:

“O elçi ve müminler, Rabbinden kendilerine indirilen şeye iman ettiler. Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar.

Peygamberler arasında herhangi bir fark gözetmeyiz. Rabbimiz inandık, itaat ettik, senin affına sığınırız. Dönüş ancak sanadır, dediler.

Allah hiç kimseye güç yetiremeyceği bir şeyi yüklemez. Herkesin elde edip kazandığı iyi şey kendi lehine; kötü şey de aleyhinedir.

‘Ya Rabbi, unutarak veya hata ederek yaptıklarımızdan dolayı bizi hesaba çekme!

Ya Rabbi, bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize ağır yükler yükleme!

Ya Rabbi, altından kalkmaya güç yetiremeyeceğimiz şeyleri bize yükleme! Bizi affeyle, bize mağfiret et, bize merhamet eyle! Sen bizim efendimizsin, kâfirlere karşı bize yardım et!”

Azamet ve Celal sahibi Allah, sevdiği kulu Hz. Muhammed’i (sav) huzurunda ağırladı ve kâinatın varlık sebebini öğretti, ona çok önemli vazifeler verdi.

İltifat etti, lütfetti ve müjdeler sundu.

Âlemlerin Rabbi, Gönüller Sultanı’ndan memnundu, razıydı, onu huzuruna kabul etti bizzat vahiyde bulunarak iltifat etti, şirk hariç bütün günahların affedileceği müjdesini verdi, ümmetine cenneti vadetti.

Allah Rasulü (sav) Kur’an hakikatlerini duyurma vazifesine Mirac’dan sonra daha büyük bir şevk ve gayretle devam etti. (GÖNÜLLER SULTANI HZ. MUHAMMED’İN (SAV) HAYATI, HAYAT YAYINLARI, TEL. 0212 6131100)

 

PAYLAŞ

YORUM YAP