Hikâye
Tarihe tan
ıklık etmiş Diyarbakır’dayım. Konferans vermek için gelmiştim. Volkan püskürtüsü koyu gri taşlardan örülmüş, dünyanın en eski surlarını hayret ve ibretle seyrettim. Haziran ayının sıcak günleri. Dicle nehrine bakan surların üstünde nehrin suladığı vadiyi seyrederek çay içmenin tadına doyum olmuyor. Diyarbakır, yaşlı, tecrübeli ve bir o kadar hayat dolu ve heyecanlı bir şehir. Telefonum çaldı. Hemen bakmalıydım….
Havanın sıcaklığı, bedenimden önce yüreğimi terletiyordu. Öğretmen arkadaşlarla eğitimin çetrefilli konularını masaya yatırmış, ilmik ilmik çözmeye çalışıyorduk. Bir ara başımı kaldırıp etrafa göz attım. Şehrin 15-20 km dışında bir bağ evindeyiz. Villa tipi, iki katlı, pembe renkli bir ev. Cennet gibi bir bahçesi var. Bahçede kirazlar, erikler, şeftaliler, kaysılar, hatta ceviz ağaçları boy vermiş. Kaysılar ve kirazlar meyveye durmuş. Bahçe aynı zamanda sevimli hayvanları da bağrına basmış; tavuklar, horozlar, hatta tavşanlar otlar arasında geziniyorlar.
Pembe binanın bahçesindeki masalara oturmuştuk. Önümdeki karpuzdan bir dilim aldım… Nefis bir şeydi. Serinlediğimi hissettim.
Karşımda Osmanlıca öğrenme ve öğretme merakı pek yüksek Seyfettin Bey oturuyordu. Elindeki gümüşî çatalı, plastik masaya bıraktı:
- Çocuklar Osmanlıca metinleri anlayamıyorlar, öyle olunca da güzelim kitaplar anlamsızlaşıyor. Yüreğim yanıyor. Risale-i Nurları çocuklara okutabilmenin bir yolunu bulmalıyız. Bu kitaplar imanı kuvvetlendirir, vitamin gibi.
-Osmanlıca 500 kelimedir, öğretilebilir, dedim.
-Öğretilebilir ama nasıl? Televizyon, bilgisayar oyunları, sinema daha cazip. Çocukları bu zihni tembelleştiren çekici oyuncaklardan kurtarıp beyin vitamini bilgiye nasıl yönlendirmeli? Sonra hafızayı verimli kullanmanın teknikleri olmalı…
-Elbette var, dedim.
Bu sırada telefonum çalmaya başladı.
Seyfettin Beyden özür diledim ve telefona sarıldım.
Uzaktan bir ses:
-Hocam sizi rahatsız ediyorum fakat aramadan da edemedim. Sizin kitabınızı okudum, hayatım değişti. Bu müjde gibi haberi sizinle paylaşmak istedim.
-Harika! Hangi kitabı okudunuz?
-Evde ve Okulda Başarılı Eğitimin Sırları. Hocam bir hafta önce Bursa Kestel’e gelip Belediye Konferans Salonunda konferans vermiştiniz. Çimento Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Yusuf Ay sizi davet etmişti. Çok güzel bir konferanstı.
-Hatırlıyorum. Nitelikli bir dinleyiciye hitap etmiştim. Belediye başkanı, milli eğitim müdürü, okul müdürleri, öğretmenler… Bereketli ve güzel bir akşamdı.
-Aynen… Konuşmanızın bir yerinde şöyle demiştiniz:
“İlim, insanı yükseltir; kitaplar beyin vitaminidir; okumak zihin antrenmanıdır. Beyin faaliyetleri beyin kaslarımızı güçlendirir, beynimizi zinde tutar ve zekânızı geliştirir. Beyin ve hafıza kasları; vücut kaslarına benzer. Spor nasıl beden kaslarımızı güçlendirir, hareketsizlik kaslarımızın zayıflamasına yol açarsa beyin faaliyetleri de öyle zihnimizi güçlendirir; öğrenmemek beyni beslememektir. Bazı meslektaşlarım okuldan sonra öğretmen evine gidip sürekli okey oynuyorlar. Çok gayretliler, geç vakitlere kadar masanın başında oturuyorlar. Gayretlerine hayranım fakat emeklerine acıyorum. Yıllardır oynuyorlar, ellerine ne geçiyor, bunca emek karşılığında ne kazanıyorlar? Kocaman bir hiç değil mi? Bu eğitimli ve akıllı insanlar, böylesine faydasız bir çabaya neden son vermiyorlar? Bizler kahveye gidenlerle yarışmalı, her gün okumalı ve ilim sohbetlerine katılmalıyız.
-Beni can evimden vurdunuz. Her gün okey oynayan o “gayretli”lerden biriydim. Doğru söylüyordunuz. Konferanstan sonra bu cümleleriniz peşimi bırakmadı, zihnimi burgu gibi delmeye devam etti. Günlerce düşündüm. Senelerdir okey oynuyordum, elime hiçbir şey geçmemişti. Oynamaya devam etsem yine bir şey geçmeyecek. Kendime kötülük ediyorum. Tutkularımın esiri olmuştum. Salonu en son bizim ekip terk ediyordu. Gece geç vakit eve dönüyorum. Sersem ve yorgun kafayla eve girdiğimde eşim ve çocuklarım çoktan uyumuş oluyorlardı. Onlarla selamlaşamadan, birkaç kelimeyle de olsa hâl hatır soramadan, birkaç cümlelik de olsa sohbet edemeden yatağa giriyorum. Eşim çocuklar ve evin ihtiyaçları ile ilgilenmediğimden sürekli şikâyetçi idi. Klozet bozulmuş, aylardır su akıtıyor, musluklar desen öyle. Çocuklar ödevlerine yardım edecek birini arıyorlar. Hanım akşamları evde sohbet edecek birini arıyor, vs…
-Durumunuz vahimmiş.
-Vahimden öte. Sizi dinledikten sonra değişim kararı aldım. Okeyi bıraktım. Göçmen bir komşumuz vardı, muslukçu. Ona gittim. Klozeti ve muslukları anlattım. Tamir edip edemeyeceğini sordum. Oğlanın düğünü var, bir hafta gelemem, dedi. Kitabınızda sıkça tekrarladığınız bir cümle var:
”Sizin kimseden bir eksiğiniz yok, başkasının yaptığını siz de yapabilirsiniz.”
Klozetten başladım. İş önlüğünü giydim, kurbağacık, tornavida ve penseyi aldım; klozeti söktüm. Vidalar paslanmış, contalar yıpranmış. Hepsini yeniledim. Muslukları teker teker elden geçirdim, contaları yeniledim. Böylece sinir bozucu su damlamaları kesildi. Vidalar ve contalar için sadece 12 lira harcadım, tamirciye vereceğim 100 lira cebimde kaldı.
-Tebrik ederim, harika bir karar almışsınız.
-Televizyon seyretmiyorum. Eşim değişimden çok memnun. Birlikte kitap okuyor, bulmaca çözüyor, sohbet ediyoruz.
-Ne kadar güzel!
-Çocukların ödevlerine yardım ediyorum. Kaynak bulmak, ansiklopedi taramak, birlikte ders çalışmak hoşuma gitmeye başladı.
-Beyin öğrenmeyi ödüllendirir.
-Ha bu arada namaza başladım. Yusuf Beyin teşvikleri etkili oldu. Sendika başkanı Hıfzı Beyle sohbetlere gidiyoruz. Dinî kitaplar okuyor, zihnimizi gençleştiriyoruz.
-Çok iyi.
-Çocuklarla yeniden diyalog kurdum, dertlerini dinliyor, birlikte hayaller kuruyoruz. Kitabınız sayesinde hayatım değişti.
-Sizi tebrik ederim, benim söylediklerimden fazlasını yapmışsınız.
-İlham verdiniz ya o yeter. Bedenci Mithat Bey de değişti. Sizin anlattıklarınızı ona da aktardım. Kahveyi bıraktı. Oyunda kavga etmiş arkadaşlarıyla. Zaten hep öyle olur. Şimdi o da namaza başladı. Bana teşekkürler ediyor.
-Siz de Mithat Beye ilham vermişsiniz.
-Öteki öğretmenlere anlatıyorum kitabınızı. Konferansınızda söylediklerinizi arkadaşlara aktarıyorum. Değişim devam ediyor. Eminim bu değişim, öğrencilerimize de yansıyacak. Sayenizde hayatlar değişecek.
-Çok sevindim. Yusuf Beye selamlarımı söyle. Ne de olsa tanışmamıza o vesile oldu.
-Birbirimizi çok seviyoruz, hiç ayrılmıyoruz. Seneye okula davet etmeyi düşünüyorum, eğer kabul ederseniz…
-Şeref olur, nasıl ret edebilirim? Hele bu anlattıklarınızdan sonra…
-Rahatsız ettim, özür dilerim.
-Memnun oldum, bahtiyar oldum, Allah razı olsun, tekrar tebrikler…
Telefon kapandıktan sonra Seyfettin Beye döndüm. Gülümsüyordu. Siyah gözleri, simsiyah bıyıkları, kara kaşları, enli çenesi, elmacık kemikli yanakları mesut idiler. Beni tebrik etti ve projesini anlatmaya başladı:
-Kelime engelini aşabilmek için bazı çalışmalar yaptım. Etkileyici ve güzel metinler seçtim. İçindeki kelimelerin kullanılacağı bulmacalar hazırladım, boşluk doldurma gibi çalışma kâğıtları düzenledim. Bu çalışmalarda önce kelimelerin anlamını veriyorum, sonra da eşleştirme, boşluk doldurma, uygun olanı bulma gibi metotlarla kelimeleri tekrarlatıyorum. Bir haftada üç yüz, dört yüz kelimeyi öğreniyor çocuklar. Okuduklarından zevk almaya başlıyor. Daha pratik ve faydalı ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz? Bu konuda sizin yardımınız olur mu?
-Hayallerinizin gerçekleşmesine yardım edebilirim. Böyle önemli bir çalışma sizin gayretli meslektaşlarımıza faydalı olur. Yayınlanabilirse onlar kullanırlar. Sizi yayınevinin editörüyle tanıştırayım. Size danışmanlık yapabilirim.
Gün batarken bağ evinin bahçesindeki sohbetimiz kemale erdi. Başımı kaldırdım, havada feyiz yelleri esiyor, gözlerimi yere çevirdim, toprakta bereket iklimi tütüyordu. İçime döndüm, gönlümde feyiz ve bereket koklamanın huzuru vardı.
Sosyal Ağlarda Paylaş