İlköğretim birinci sınıf öğrencisi ile 8. sınıf öğrencisi arasında gerek fizikî gerek ruhsal gelişim bakımından dağlar kadar fark var. İlgi alanları, ihtiyaçları, merakları farklı. 7 yaşındaki çocuk ile 14 yaşındaki genç aynı çatı altında eğitim görüyor, aynı koridorlarda koşuyor, aynı sıra ve aynı tuvaletleri kullanıyor. Birisi korumaya, şefkate, desteğe ve yeteneklerine göre erken yaşta yönlendirmeye muhtaç; öteki kabına sığmaz, enerji dolu ve hayat için yol haritası çizme noktasında.
Bu kadar farklılıklara rağmen çocuklar, 28 Şubat darbecilerinin emriyle aynı binalarda bir arada eğitim görmeye mecbur edildi. Maksat eğitimde kalite değildi, hele çocuklarımızın yeteneklerini keşfedilip geliştirilmesi hiç değildi.
5. sınıftan sonra Kur’an kurslarına ve imam hatiplere giden çocukların önünü kesmek istediler ve kestiler.
Kesintisiz dayatmasının pedagojik hiçbir yanı yoktu.
Darbecilerin konuya yaklaşım biçimi tamamen ideolojikti.
28 Şubat 1997’den bu yana 12 yıl geçti.
Çocukların gelişim sürecini ve yeteneklerinin farklılığını dikkate almayan kesintisiz eğitim devam ediyor ve hiçbir yetkili bu dayatmanın son bulması için çaba sarf etmiyor.
Hâlbuki çocuklarda ruhsal, zihinsel ve duygusal gelişim ergenlik çağına kadar büyük oranda tamamlanıyor. Bu sebeple yetenekler çok önceden fark edilmeli, yönlendirme erken yaşlarda yapılmalı ve yeteneklerin gelişmesi için ergenlik yaşına kadar yoğun bir çaba sarf edilmeli.
Kesintisiz eğitim bunu engelliyor.
Gelişmiş ülkelerden örnek vermek gerekirse mesela, Alman eğitim sistemi kesintili. Bazı eyaletlerde 4. sınıftan, bazı eyaletlerde ise 5. sınıftan itibaren zeki ve yetenekli öğrencileri ayırıyor. Akademik bir eğitim alacak çocuklar 4 veya 5. sınıftan itibaren gymnasium denen liselere gidiyor. Gymnasiumların hepsi aynı programı uygulamıyor, her okul yetenek farklılıklarının dikkate alarak kendilerine ağırlıklı alan seçiyor. Tabiat bilimleri, matematik, sosyal bilimler, müzik veya resim, spor ve yabancı dil ağırlıklı gymnasiumlar var. Çoklu zekâ kuramına uygun olarak liseler kendilerine alan belirliyor ve kendilerine özgü programlar geliştiriyor.
Gymnasiumlara seçilmeyen öğrenciler, yeteneklerine uygun olarak mesleğe yönlendirilir.
Bizdeki gibi klasik liseler yok.
Çocuk ya akademik eğitim yoluna giriyor ya meslek edinme yoluna.
Bizim düz liseler öğrencilerin dört yılın çalar, ama onlara ne meslek kazandırır ne de onları üniversiteye hazırlar. Öyle liseler var ki mezunları arasında bir tane bile üniversite kazanan yoktur. Klasik lise mezunlarının üniversiteye yerleşme oranı % 10 civarında.
Prof. Dr. Osman Çakmak’ın konuya bakışı şöyle:
“Siz bir fabrika açsanız ve ürettiğiniz ürünün % 10’unu satsanız, % 90’ı elinizde kalsa bu fabrikayı açık tutmaya devam eder misiniz?”
Türkiye’de senelerdir mezunlarının % 90’ı üniversiteye giremeyen liseler açık.
Düz liseler neden kapatılmaz?
Neden gençlerin 4 yılı çalınır?
Aileler, çocuklarını neden meslek lisesine değil de klasik liseye gönderir, bir türlü anlamam.
1994 yılından beri (Altı yıl Almanya eğitimci olarak kaldıktan sonra Türkiye’ye dönüşümden beri) konuyu yazıp çiziyorum. Eğitimci dostlar ve okuyucular, beni dikkatle dinliyor, heyecanlanıyor, böyle olmalı diyor; fakat değişikliği yapması gereken politikacılar gerekli adımı atmıyor. Eğitimciler ve çocukların asıl sahibi olan veliler, gençlerin enerjisinin israfına sor verilmesini istemeli; politikacılar, böyle bir değişimi gerçekleştirmeli artık.
PİSA (Uluslararası Eğitimde Verimlilik Araştırmaları) sonuçları ortada. 2006 yılı sonuçlarına göre, Türkiye matematik, dil, tabii bilimler ve problem çözme alanlarında Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldı. Yani eğitim sistemi verimsiz.
YÖK eski başkanı ve Milli Eğitim eski Bakanı Prof. Mehmet Sağlam kesintisiz eğitimin yanlışlığını şöyle vurguluyor:
“ 28 Şubat sürecinde ideolojik yaklaşımlarla, sığ bakış açıları ile ortaya konan kesintisiz eğitim modelinin bilimsel kriterlere uyumsuzluğu konusunda genel bir konsensüs sağlanmış durumdadır.” (Vakit, 12 Ekim)
Memur-Sen ve en büyük eğitim sendikası olan Eğitim Bir-Sen Başkanı Ahmet Gündoğdu, 28 Şubat ürünü kesintisiz eğitim modelinin sona ermesi için bütün gücümüzü ortaya koyarız; darbe ruhu, o dönemde eğitimimize bir elbise olarak giydirmiştir, bu kesintisiz bir darbe modelidir, diyor.
Türk Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk kesintisiz eğitimin son bulmasını istiyor:
“Çocukların ister Kur’an eğitimi olsun, ister imam hatip eğitimi olsun, isterse başka bir eğitim alanı olsun, kabiliyetlerinin mümkün olduğunca erken keşfedilmesine ve yönlendirmenin mümkün olan en erken zamanda yapılmasına tam destek veririz.”(Vakit, 13 Ekim)
Çocuk gelişimine aykırı olan ve erken yaşta yönlendirmeyi engelleyen kesintisiz eğitim yanlışından bir an önce vazgeçilmeli.
Beyin Vitamini: Hakkın rahmetine kavuşan değerli ilim adamı Prof. İbrahim Canan’ın Kur’an’da Çocuk, Sahabe Dünyası, Bediüzzaman’ın Fikrî Programı (Nesil); Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Muhammed(sav) (Rağber Yayınları), Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye (Işık Yayınları); Çocuk Terbiyesi (Cihan Yayınları) adlı, zihin, kalp ve ruhu besleyen fevkalade güzel eserlerini okuyucularıma tavsiye ediyorum. (İletişim: www.kitapyurdu.com)
Sosyal Ağlarda Paylaş