EN SEVİLEN ÖĞRETMEN HZ. MUHAMMED (SAV)

0

En Sevilen Öğretmen Hz. Muhammed’in (sav) Gönülleri Fetheden Eğitim Metotları

 Nitelikli ve başarılı bir eğitimci nasıl olmalı? En erdemli ve başarılı eğitimci kim?

Uzun araştırmalar sonunda en çok sevilen, en başarılı ve en etkili eğitimci olarak sevgi ve şefkat peygamberi Hz. Muhammed’i (sav) keşfettim. Onun eğitim anlayışını ve eğitim metotlarını En Sevilen Öğretmen Hz. Muhammed’in (sav) Eğitim Metotları ismiyle kitaplaştırdım.

Kur’ân’la başlayan ve bin yıl dünyayı büyüleyen İslâm medeniyeti, “Ben sadece öğretmen olarak gönderildim.” buyuran bir öğretmen ile başladı. En Sevilen Öğretmen (sav), 23 sene öğretmenlik yaptı. Bir nesil 20 senedir. O, 23 senede zihinleri aydınlattı ve gönüllerde taht kurdu. Milyonları ve kıtaları değiştirdi. Onun öğrencileri, bin yıl süren mükemmel ve insanî bir medeniyet kurdular.

 En Sevilen Öğretmenin başarı sırrı neydi?

Onu harekete geçiren ve motive eden faktörler nelerdi?

O günle bugün arasında kurulacak bir köprünün bize kazandıracağı faydalar neler olabilir?

Bu sorular sorulmalı ve kendi kültür mirasımızı ve insanımızı motive eden asıl faktörleri yeniden keşfetmeliyiz.

Peygamberimiz (sav) eğitim alanında, bütün dünyanın tanıdığı en başarılı ve en sevilen örnek. O hem küçüklerin hem de büyüklerin öğretmeni idi. İnsanlara hem bu dünyada başarılı ve mutlu olma hem de âhiret saadetini kazanma yollarını anlattı.

 Allah rızası, ahlâk, terbiye, iyilik, komşuluk, tevâzû, kendi için istediğini başkası için isteme, fedakârlık, fazilet, nefsini yenme, öfkesini kontrol edebilme, kuvvetli ve üstün olma gibi bize iki dünya mutluluğunu kazandıran erdemler öğretti. Bu temel değerlerle gönlünü ve zihnini besleyen sahabeler, o devri “saadet çağı”na çevirdi. Aynı temel değerler yaşanırsa bu çağ da “asr-ı saadet” olur.

Suffe Okulu adı verilen bir okul açtı. Okumaya, öğrenmeye ve ilme çok önem verdi. Sâdece küçüklere değil, büyüklere de İslâm’ın güzelliklerini, Hakk’ı ve hakikati anlattı. İslam hakikatini bütün insanlığa ders verdi. Suffa Okulu yatılı idi. Dersler câmide yapılıyordu. Okuldaki öğrenci sayısı 70 ile 140 arasında değişti, Suffe Okulu yatılı idi, toplamda 400 öğrencisi olduğu rivayet edilir. Peygamberimiz (sav) kendisine getirilen hediye, zekât ve sadakaları onlara aktardı.

Başlangıçta buradaki sahabelere kendisi öğretmenlik yaptı. Daha sonra yetiştirdiği öğrencilerden öğretmenler atadı.

Ubade İbn Samit, öğrencilere Kur’ân’ı ve yazı yazmayı öğretti.

Abdullah İbn Said İbni-As, güzel yazı dersi verdi.

Muallim Mirdas, çocuklara öğretmenlik yaptı.

Cübeyr İbn Hayati’s- Sekafî kitap okumayı öğretti.[1]

Aziz Nebi (sav) hem gönüllere hem beyinlere hükmetti. Kâlplerin sevgilisi, akılların öğretmeni, nefislerin terbiyecisi oldu.[2]

“Ben öğretmen olarak gönderildim.” buyurdu.[3]

Çocuk eğitimi konusunda en güzel örnek Peygamberimizdir (sav). Beyin gelişimi, çocuk psikolojisi, toplum sosyolojisi ile ilgili bildiğimiz her şeyi, o güzel insanın hem de en güzel şekilde uyguladığını görüyoruz. Müslümanların o mükemmel örneği yeniden keşfetmeye ve yeniden onun eğitim metotlarını kullanmaya ihtiyâcı var.

İslâm medeniyetini kuran zirve insanların uyguladığı başarı ve mutluluk prensiplerini yeniden keşfetmek ve hatta mutluluğu bir türlü bulamayan, dünyaya medeniyet götürüyorum ve öğretiyorum diyerek gittiği ülkeleri kana boyayan ve sömürgeleştiren Batı’ya öğretmek gerekiyor.

Önce Kendimizden Başlamalı.

Bu yazının “bütün zamanların en iyi eğitimcisini” bir kere daha tanıtma iddiası var. Onun en önemli mesajlarını ve eğitim metotlarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Kendini Sevdirdi, Öğretmenlerin En Sevileniydi

 

Peygamberimiz (sav) en sevilen öğretmendi. Büyük, küçük herkes onu canından çok seviyordu. Sahabe-i Kiram, ona “Anam, babam, canım sana feda olsun yâ Rasûlellâh!” diye hitap ediyordu.

Peygamberimiz(sav) yanlış yapanlara karşı sabırlı ve hoşgörülü idi. Son derece yumuşak ve güzel bir üslûpla onlara işin doğrusunu öğretiyordu.

Muaviye bin Hakem el-Sülemî anlatıyor:

“Bir ara Peygamber Efendimiz(sav) ile beraber namaz kılıyordum. Orada bulunanlardan biri aksırdı, ben ona “yerhamükellâh”(Allah sana rahmet etsin) dedim. Orada bulunanlar gözlerini bana çevirip dik dik baktılar.

Ben de onlara:

-Anneniz sizi kaybetsin, neden bana dik dik bakıyorsunuz, dedim.

Ama gördüm ki hepsi ellerini uyluklarına vuruyor, susmamı ve konuşmamamı ihtar ediyorlardı. Anladım ve sustum. Peygamberimiz(sav) namazını bitirince beni yanına çağırdı.

Babam, annem dâhil olmak üzere Peygamber Efendimizden (sav) ne önce ne de sonra daha güzel bir öğretici görmedim. Vallâhi ne bana kızdı ne dövdü ne de ağır bir söz söyledi. Sâdece şöyle buyurdu: “Şu gördüğün namaza insanların sözünden bir şey karışması doğru olmaz çünkü namaz bütünüyle tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktır.”[4]

Yanlış yapanları cezalandırma yoluna gitmedi, onları uyardı ve ne yapmaları gerektiğini güzel bir dille anlattı.

Medine’de Ebû Rafi’nin (ra) başka birinin hurmasını taşladığını gördü. Ona yol gösterdi; hurmaları taşlamamasını ve yere düşenleri yemesini söyledi. Sonra da şöyle dua etti:

“Allâh’ım bu çocuğu karnını doyur.”

Ebû Rafi, bir daha hiç açlık hissetmediğini anlatır.

Çocuk, bilmediği için de yanlış davranış sergileyebilir. Böyle durumlarda sabırla hareket etmeli, çocuğa bilmediğini öğretmeli, tatlı bir dille nasıl davranması gerektiğini anlatmalıyız.

O öğretmenlerin en sevimlisi idi.

 

 Muhteşem Bir Tolerans Örneği

 

Bir sahabe, Ramazan ayında oruçluyken nefsine söz geçirememiş, eşiyle birlikte olmuştu. Sonunda Gül Peygamberimizin (sav) yanına gelerek günahını nasıl affettirebileceğini sordu.

Gül Nebî(sav):

-Bir köle azad edebilir misin?

-Hayır, ya Rasulellah, param yok.

-Aralıksız 60 gün oruç tutabilir misin?

-Ey Allâh’ın Resulü, bu durum başıma oruçluyken geldi.

-60 fakiri doyurabilir misin?

-Ona da gücüm yetmez.

-Öyleyse bekle. Allah bir kolaylık gösterir.

Sahabe mescitte oturdu ve beklemeye başladı. Az sonra bir Medîneli hediye olarak Peygamberimize bir sepet hurma gönderdi.

Allah Rasulü(sav), sepeti sahabeye uzattı:

-Al bunu, yoksullara dağıt da günâhına kefâret olsun.

-Ey Allâh’ın Elçisi, bütün Medîne’de benim âilemden daha yoksul bir âile tanımıyorum.

Allah Rasulünün (sav) yüzüne bir gülümseme yayıldı:

-Peki öyleyse, ailene götür de siz yiyin.[5]

 

  1. Müjdeledi, Kolaylaştırdı

 

İslâmiyet, iman ve ümit dînidir. İnsan, yapmayı düşündüğü şeyin iyi, güzel ve yapılabilir olduğuna inanmazsa teşebbüse geçmez. İnsanı harekete geçiren en önemli güç, inançtır. İslâm’da en önemli husus, îmandır.

İslâm kolaylık dînidir.

Kur’ân’da, Allah, insana kaldıramayacağı yükü yüklemez; (2/286) Muhakkak ki zorluktan sonra bir kolaylık vardır, buyrulur. (94/5)

Sevgili Peygamberimiz (sav) insanlara devamlı ümit ve müjde vermiştir. İslâm’ın müminlere cenneti kazandıracağını, onları cehennemden kurtaracağını ve daha önemlisi Allâh’ın rahmetine kavuşturacağını anlatmıştır. En çetin dönemlerde müminlere ümit ve müjde vermiştir.

 Hendek Savaşı sırasında, şehir 10 bin düşman askeri tarafından kuşatılmıştı, müminler az idiler ve varlık-yokluk mücâdelesi veriyorlardı. Sahabeler, hendek kazarken kırılması zor bir kaya ile karşılaştılar ve Peygamberimizden (sav) yardım istediler. Allah Rasulü(sav), elindeki balyozu kayaya vurdu, bir parçasını kırdı ve şu müjdeyi verdi:

Bana Şam’ın anahtarları verildi.”

Bir daha vurdu ve bir parça daha kopardı, şöyle bir müjde verdi:

“Bana İran’ın anahtarları verildi.”

Tekrar vurdu ve büyük bir parça daha kopardı ve şöyle müjdeledi:

Bana Yemen’in anahtarları verildi.”[6]

Hep müjdeledi, ümit verdi ve kolaylaştırdı.

 

  1. Olumlu Davranışları Ödüllendirdi ve Takdir Etti

 

Beğenilmek ve takdir edilmek, insanların çok önemsediği bir davranıştır. Sosyal bir varlık olan insan, başkalarına kendini beğendirmek, saygın olmak ve saygı görmek ister. Bu duygu, çocuklarda daha önemlidir. Çocuklar, büyükler tarafından beğenildiklerinde memnun olurlar. Neyi doğru, neyi yanlış yaptıklarını büyüklerin beğenisine bakarak tâyin ederler.

Çocuklarda gördüğümüz güzel davranışları, onları takdir ve tebrik ederek, beğenerek ödüllendirmeliyiz.

İbn Abbas (ra) anlatıyor: Bir gün Nebî (sav) tuvalete gitti. Ben de abdest alması için bir kaba su hazırladım. Daha sonra Sevgili Peygamberimiz (sav) su dolu kabı görünce kimin hazırlayıp koyduğunu sordu. Benim      hazırladığımı öğrenince: “Allâh’ım, onun dindeki anlayışını artır.” diyerek bana dua etti.

Peygamberimiz (sav), İbn Abbas’a dua ederek onu dua ile ödüllendirmiştir.

Aynı şekilde kendisine 10 yıl hizmet eden Hz. Enes’e Peygamberimiz (sav) sık sık dua ederdi. Küçük Enes (ra), bu dua ve takdirler netîcesi daha aktif bir şekilde işlerini yapmıştır.[7]

 

4.Soru Sorarak İlgi Uyandırdı

 

Anlatacağı konuya dikkat çekmek, merak ve ilgi uyandırmak için soru sorardı.

Bir gün ashâbına, Müslüman kimdir, biliyor musunuz, diye sordu.

Onlar da Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler.

Yeterince dikkat uyandırdıktan sonra şöyle dedi:

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”

Sonra mümin kimdir diye sordu. Ashab yine, Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine şunları söyledi:

“Müminlerin canları ve malları husûsunda kendisinden emin olduğu kimsedir.”[8]

Abdullah bin Ömer anlatır: “Hz. Peygamber’in (sav) huzurundaydık. O sırada bir hurma filizi getirildi. Resûlullâh (sav) oradakilere:

-Söyleyin bakalım, Müslümana benzeyen, yaprakları dökülmeyen bir ağaç var. Hangisidir?

Herkes düşünmeye başladı. Ben onun hurma ağacı olduğunu anladım. Fakat orada bulunanların en küçüğü idim. Bunun için cevap vermeyi uygun bulmadım ve konuşmadım. Bir müddet sonra dediler:

-Ya Rasulellah, siz söyleyin, hangi ağaç olabilir?

-Hurma ağacı, buyurdu.[9]

Allah Rasulü (sav) soru sorarak ilgi ve merak uyandırıyor, dinleyenleri motive ediyor, ondan sonra anlatacaklarını anlatıyor.

İnsan, ilgisizce dinlediği şeyi öğrenmez, hele uzun zaman aklında hiç tutmaz. Onun için eğiticilerin sorular sorarak, dinleyenleri motive etmesi çok önemlidir.

 

ANNE ÇOCUĞUNU ATEŞE ATAR MI?

 

Hz. Peygamberin(sav) huzuruna bir grup esir getirilmişti. Bunlar içinde emzikli bir kadın vardı. Göğüsleri şişmiş, süt taşıyordu. Bu sütleri sağıp çocuklara veriyordu. Esirler arasında bir çocuk gördü mü onu bağrına basıyor, emziriyordu. Onun bu dokunaklı hâli herkesin dikkatini çekmişti. Bu kadın, esirler arasında çocuğunu bulunca hemen alıp sînesine bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı.

Hz. Peygamber(sav) bu yüksek şefkat manzarasını görünce bize şöyle dedi:

-Bu kadın, çocuğunu ateşe atar mı?

-Hayır, atmamaya gücü yettiği sürece atmaz, dedik.

Hz. Peygamber(sav), gereken ilgiyi uyandırdıktan sonra Rabbimizin şefkat ve merhametini anlatan şu sözleri söyledi:

“Muhakkak ki Allah Teâlâ kullarına bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir.” [10]

 

[1] Peygamberimizin Tebliğ Metotları, Prof. İbrahim Canan, 2/240.

[2] Sözler, 19. Söz, Bediüzzaman Said Nursi, s.216.

[3] Örnek Kul, Son Resul, s. 26.

[4] İslam’da Aile Eğitimi, s.346.

[5] Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed, s.56.

[6] Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç, c.2, s.103.

[7] Buhari, Davet, 19.

[8] Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metotları, s.81.

[9] Buhari, ilim, 14.

[10] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, 12/1972.

 

PAYLAŞ

YORUM YAP