DEİST YOK TARTIŞMASI VAR

0

DEİST SALDIRISI TARTIŞMALAR

                Konya Milli Eğitim Müdürlüğü, sivil toplum örgütleri ile bir araya gelerek 3 Martta okullardaki “din eğitiminin verimliliğini” masaya yatırmış. Gönüllü olarak çalıştaya katılan 50 civarında din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, din eğitiminin daha verimli olabilmesi için neler yapılabileceğini konuşmuşlar.

Çalıştaya Din Eğitim Genel Müdürü Nazif Yılmaz, il müftüsü Prof. Ali Akpınar, akademisyen Prof. Adem Şahin de katılmış. Din eğitiminde verimlilik nasıl artırılabilir, öğretmenlerin problemleri, öğrenci profili, öğrencilerin sorduğu sorular, öğretmenlerin ve kitapların yeterliliği ele alınmış.

Cumhuriyet gazetesi çalıştay sonuçlarını “imam hatiplerde deistlerin arttığı” imajıyla yansıttı. Sonra bir kaşık suda fırtına koparıldı. Pireyi deve yaptılar diyeceğim ama ortada pire yok.

Deistlerin çoğalıp çoğalmadığı ile ilgili ne bir araştırma ne istatistik var. Nerede, ne kadar deist var, bilinmiyor ama deistlerin çoğaldığı üfürülüyor.

Milli Eğitim Müdürü Mukadder Gürsoy nitelikli bir eğitimci, iyi bir ilahiyatçı.

Din Eğitim Genel Müdürü Nazif Yılmaz gayretli, çalışkan, proje ve etkinlik sevdalısı biri. Sivil toplum örgütleri ile başbaşa vermişler, din eğitiminin daha verimli olabilmesi için çalıştay düzenlemişler. Tebrik ederim.

Deist tartışması başlatanlara gelince…

Her şeyden önce İslam toplumunun meseleleri Batılı kavramlarla ifade edilemez.

Müslümanlan toplumunu anlatırken deist, ateist, pagan, agnostik gibi kavramlar kullanmak tamamen yanlış. Yarı aydın, aşağılık kompleksi sahibi, Batı aşağı ve uşağı adamlar, böyle abuk sabuk kavramlar kullanarak İslam ve imam hatip düşmanlığı yapıyorlar.

Çalıştayın konusu imam hatip liselerindeki eğitim değil.

                Çalıştaya katılanlar sadece imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenleri değil.

                Orta yerde deistlerle ilgili herhangi bir araştırma, istatistik yok.

İslam’a göre insanlar mümin, münafık, kâfir olarak ele alınır.

Davranışlarına göre Müslümanları nitelerken dindar, dine lakayt, iki cami arasında beynamaz gibi kavramlar kullanırız.

Müslüman deist olmaz. Müslümanlar olsa olsa günahkâr, kusurlu, mücrim olur.

Müslümanların dini vazifelerini yerine getirmemesi nefsine mağlup olmasından, şeytanı ile başa çıkamamasından, bilgisizliğinden kaynaklanır.

Ülkemizi il il, okul okul geziyorum. Cumhuriyet gazetesinin çarpıtması ve siyasilerin açıklamalarına kadar deist kelimesini duymadım. İmam hatip liselerinde deist öğretmen, öğrenci görmedim.

İmanı zayıf olan, davranışlarını İslam dininin doğrularına uyduramayan çok. Müslüman günah işleyebilir ama bununla övünmez, Allah bana karışamaz filan küstahlığında bulunmaz. Günah işleyen tevbe eder, ümit ederiz, Allah samimi tevbe edenleri affeder.

Avrupa’da Allah’a inanan fakat papazların anlattığı “teslis” inancını kabul etmeyen Hıristiyanlar gördüm. Hıristiyanlığın kaynakları sağlam değil, elimizdeki İnciller Hz. İsa’dan 200 sene sonra yazılmış. İlk yazılan İnciller Yunanca. Teslis, akla ve mantığa aykırı bir inanç sistemi. Hz. İsa’nın hem Allah’ın oğlu hem Allah hem peygamber olarak nitelenmesi makul değil. Bunu papazlar da kabul ederler. Almanya’da bir papazla sohbet ederken, İslam makul ve fen ilimleri ile barışık bir din dediğim zaman papaz arkadaş, aynı şeyi ben Hıristiyanlık için söyleyemem, demişti.

Papanın yanılmazlığı, yeryüzünde İsa’yı yani Tanrı’yı temsil etmesi, günahkârların papazlar tarafından affedilmesi hem makul değil hem İslam inancı ile bağdaşmaz.

İki din arasında esaslı farklılıklar var, Batı kavramları ile Müslümanların durumun ela almak kalburla su taşımaktır.

Ülkemizde olmayan “deistleri” bahane ederek imam hatipleri karalamaya kalkışmak abesle iştigaldir.

OKUMA KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRME VE YENİ BİR MEDENİYET İNŞA ETME ÇABASI

Konya’daki çalıştaya katılan Öncü Eğitimciler Derneği, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Basın Yayın Birliği ile birlikte yeni bir hamle başlattı. Bakanlık ve sivil toplum örgütleri okuma kültürünü yaygınlaştırmak için çalışıyor. 7-8 Nisan tarihlerinde İstanbul’da Holiday İn Otel’de büyük bir çalıştay düzenlendi, kitabın insanın gelişiminde, kültür ve medeniyet inşasında oynadığı rol konuşuldu.

Devleti yönetenlerin yeniden kitap okutma, ilim ve medeniyet kurma sevdasına kapıldıklarını gördüm. Eskiden böyle değildi. İslamî düşünce ve inançları kuvvetlendiren, kadim kültür ve medeniyetimizi anlatan kitapları okumak yasaktı. Konya Erkek Lisesi öğrencisi iken (sene 1970) Bediüzzaman’ın İman ve Küfrün Müvazeneleri adlı eserini okuduğum için idareye çağrılmış, ders anlatmayı bilmeyen Osman Hoca’dan müdür yardımcısı Kör Ömer’in odasında dayak yemiştim.

Ülkemizi kitabı ve ilmi seven insanlar yönetiyor, kitabın ışığı yayılıyor.

Geçen yıl Türkiye’de 60.335 yeni kitap basılmış. Türkiye yayıncılıkta dünyada 10.sırada bulunuyor. Basılan kitap sayısı 2000’li yıllarda 6-7 bin idi.

Kültür Bakanlığı Müsteşarı Nihat Gül, ülke çapında 53’ü çocuk, 1150 kütüphane bulunduğunu söyledi. Bakanlık, kütüphanelere önem veriyor. 432 kütüphane yeniden inşa veya restore edilmiş.

112 kütüphane mesai saatleri dışında da açık. 100 kütüphanede 17 bin kitap e-kitap olarak okuyucunun hizmetine sunulmuş.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapıyor, “Öncü Öğretmenler” gayret ediyor, öğrencilerimizin ve insanımızın daha çok okuması, daha bilgili ve daha faziletli hâle gelmesi için çalışıyorlar.

Okumak; insanı ve kâinatı anlama çabası, iç âlemimizi ve dış dünyayı keşif yolculuğu.

Okumak hayata anlam katar; kendimizi ve Allah’ı daha iyi tanımamızı sağlar.

En önemlisi okumak, Allah’ın emridir ve öğrenmenin en önemli basamağıdır.

Kitaplar bilgi deposu ve bilgi beyin vitaminidir. Zihinleri kitaplar inşa eder, medeniyeteri aydınlanmış beyinler kurar.

Okumayı sevdirmek, kültürel zemini genişletmek ve yeni bir medeniyet kuracak zihinleri inşa etmek için vira Bismillah!

 

PAYLAŞ

YORUM YAP