Çocuklarımıza Sorumluluk Duygusu Kazandırma İçin SÖZLEŞME

0

Stephan Covey, harika bir sorumluluk hikâyesi anlatır. Çocuklarımıza sorumluluk duygusu kazandırabilmek için hikâyeyi dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

“Bir gün eşimin üstünde kara bulutların dolaştığını fark ettim ve sordum:

-Neyin var?

-Moralim çok bozuk. Sabahları çocuklar okula gidene kadar mahvoluyorum. Başlarında durup onlara ne yapacaklarını söylemezsem hiçbir şey yapmayacakları hissine kapılıyorum. Okula gitmeyecek, hiç hazırlanmayacaklar. Ne yapacağımı bilemiyorum.

Durum böyle olunca ertesi sabah olup biteni gözlemeye karar verdim. Saat 6.15’ten itibaren sırayla çocukların odaların girip hepsini nazikçe dürttü:

“Tatlım, haydi kalkma zamanı geldi, uyanın artık.”

Hepsi uyanana kadar bunu birkaç defa tekrarladı. Sonra içlerinden en zor uyananı için duşu açtı. Sonraki 10 dakika tekrar tekrar banyoya gidip camı üç kere tıkladı:

-Çıkma zamanı diye seslendi.

İçeriden savunmaya geçmiş tiz bir ses:

-Çıkıyorum işte!

Kızımız sonunda duştan çıktı, kurulandı, odasına döndü, yerde top gibi kıvrıldı, ısınmak için vücuduna havluyu örttü.

On dakika sonraki diyalog şöyle idi:

-Tatlım, giyinmen lazım. Haydi.

-Giyecek hiçbir şeyim yok.

-Şunu giy.

-Onu sevmiyorum. Çok çirkin.

-Ne giymek istiyorsun?

-Kotu ama o da kirli.

Bu duygusal senaryo 6.45’te çocukların üçü de alt kata çağrılana kadar devam etti. Eşim her birini bir şey yapması için dürtmeye devam ediyor, onları okula bırakacak arkadaşın artık her an gelebileceğini söylüyordu. En sonunda çocuklar annelerini kucaklayıp birer öpücük vererek kapıdan çıktıklarında anne tükenmiş durumdaydı. Onu izlemek beni de tüketmişti.

“Bu kadar mutsuz olması hiç de tuhaf değil.” diye düşündüm.

Bu çocuklar kendi başlarına ne yapabileceklerini bilmiyorlar çünkü biz her zaman onlara ne yapacaklarını hatırlatıyoruz. Duşun kapısını tıklatmak onları sorumluluktan kurtarma sembolü idi.

Ertesi gün akşam bütün aileyi toplayıp yeni bir yaklaşım önerdim.

-Sabahları epey zamanımızın israf olduğunu fark ettim.

Hepsi bilmişçesine gülümsedi.

-Bu durumdan kim hoşlanıyor?

Hiç kimsenin sesi çıkmadı. Devam ettim:

-Gerçekten üzerinde düşünmenizi istediğim bir şey söylemek istiyorum. Hepinizin seçim yapma gücü var. Sorumluluk sahibi olabilirsiniz.

Sonra bazı sorular sordum:

-Hanginiz bir çalar saati kurup her sabah kendi başına kalkabilir?

Hepsi aynı ifadeyle bana baktı.

“Babacığım, ne yapıyorsun?”

-Kaçınız, bunu yapabilir gerçekten?

Hepsi elini kaldırdı.

-Peki, kaçınız duşta ne kadar kalması gerektiğini hatırlayabilir? Sonra da suyu kendi başına kapatabilir?

Hepsi elini kaldırdı.

-Kaçınız odasına gidip elbiselerini seçebilir ve kendi başına giyinebilir?

Eğlenceli olmaya başlıyordu çünkü hepsi, ben yapabilirim diye düşünüyordu.

-İstediğiniz giysiler ortada yoksa kaçınız akşamdan elbiselerini kontrol edip istediği kıyafet kirli ise onu çamaşır makinesine atabilir?

“Ben yapabilirim.”

-Kaçınız, kendisine söylenmeden ya da hatırlatılmadan kendi yatağını yapma ve odasını temizleme gücü var?

Hepsi elini kaldırdı.

-Kaçınız saat 6.45’te birlikte kahvaltı yapmak için alt katta hazır olabilir?

Hepsi elini kaldırdı.

Her konunun üzerinden tek tek geçtik. Her konuda hepsi aynı fikirdeydiler.

Bunu yapacak gücüm ve kapasitem var.”

Sonra şöyle dedim:

-Tamam öyleyse, şimdi yapacağımız şey, bütün bunları kâğıda dökmek. Sabah için bir plan yapıp buna uyacağız.

Yapmak istedikleri her şeyi yazıp bir plan çıkardılar. Bize en büyük zorluğu yaşatan kızımız en heyecanlı olanıydı. Dakikası dakikasına bir program hazırladı. Bazı konularda onlara yardım ettik. Birkaç kural vardı. Nasıl ve ne zaman sorumlu olacaklarına ve sonuçlarının ne olacağına karar verdik.

Olumlu sonuç, sabahları herkesin özellikle de annenin biraz daha mutlu olacak olmasıydı. Mutlu bir annenin mutlu bir aile demek olduğunu hepimiz biliyorduk. Zamanında kalkmama, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemenin olumsuz sonuçları ise “birkaç gece bir buçuk saat erken yatmak” olacaktı. Bu da makuldü çünkü uykusuz kalmak genellikle sabah kalkmayı güçleştirir. Çocukların her biri ayrı ayrı kendi anlaşmasını imzaladı. Biraz dondurma yiyip yatmaya gittiler. Biz de pekâla, dedik, bakalım neler olacak?

Ertesi sabah saat 6.00’da eşimle henüz yatakta idik. Bir saatin çaldığını ve odanın birinde ışık açıldığını gördük. Biz daha kim olduğunu anlamadan en çok zorluk çıkartan kızımız duşa girdi. Hayretle birbirimize gülümsedik. Sorumluluk anlaşmasının işe yarayacağına gerçekten umutlanmıştık.

“Peki, ya 15 dakika sonra?”

Kızımız, 15-20 dakika kadar sonra genellikle 1.5 saat süren işlerin hepsini yapmış hatta piyanoda alıştırma yapacak zaman bile bulmuştu. Harika bir sabah geçirdik.

Öteki çocuklar da aynı şeyi yaptılar. Çocuklar çıktıktan sonra eşim:

-Cennetteyim ama acaba devam edecek mi? Bu sabahın onları gerçekten heyecanlandırdığını anlıyorum ama sürecek mi?

Şu an, bu sözleşmenin üzerinden bir yıl geçti. Her zaman o ilk sabahın şevkini yaşamamış olsak da birkaç istisna dışında, bu istisnaları birkaç gece erken yatmak izlemiştir, hepsi kalkıp her şeyi kendi başlarına yaptılar. Ayrıca antlaşmanın nasıl gittiğini değerlendirmek ve anlaşmayı yenilemek için birkaç ayda bir toplantı yapmanın faydasını da gördük.

Çocukların, “ben bunu yapabilirim, bu gücüm var, sorumluluk alıyorum” duygusuyla büyüdüklerini görmek harikaydı. Bir şeyler yapmalarını hatırlatmamaya çalışıyoruz. Bu, büyük bir ders oldu, sabahları ailemizin tabiatını tamamen değiştirdi.” (8. Alışkanlık, Bütünlüğe Doğru, s. 286)

(EVDE VE OKULDA BAŞARILI EĞİTİMİN SIRLARI, 26. BÖLÜM, S. 246)

PAYLAŞ

YORUM YAP