BOYNUMDA ŞARAPNEL DAYANILMAZ ACILARLA YAŞIYORUM

0

“ 15 DAKİKADA BİR BUZLU SUYA GİRİYORUM”

Kahramankazan’a gidip de kahramanlarla tanışmamak ve sohbet etmemek olmaz. Belediye Başkanı Lokman Ertürk’ün ricası üzerine 15 Temmuz gecesi Kahramankazan’da yaşananları ve Kazan Destanı’nı yazmaya karar verdim. Şehit yakınları ve gazilerle tanışıp sohbet ettim. Bir çocuk babası, 39 yaşındaki, kaynakçı, lise tahsilli Alpay Aldoğan da o kahramanlardan biri. O meşhur gecede neler yaşadığını anlatmasını istirham etti. İşte siyah saçlı, ela gözlü, nur yüzlü, mavi gömlekli, cesur yürekli kahraman gaziden dinlediklerim:

“Akşama kadar eşek gibi çalıştım, yorgun argın eve geldim. Çocuklar memlekette. Baba tarafımdan Erzurum, anne tarafımdan Kahramanmaraşlı’yım, 17 yıldır Kahramankazan’da oturuyorum. Bayramda memlekete gittik, iş icabı ben erken döndüm; eşim çocuğumuzla memlekette kaldı.

Erkenden yattım. Şirkette çalışan bir arkadaş aradı, abi yarın iş var mı diye sordu. Ben aynı zamanda şirketin servis arabasını kullanıyorum, onun için beni arıyor.

-Elbette, dedim. Niye soruyorsun?

-Darbe oluyormuş.

-Bırakın darbeyi marbeyi, kapat telefonu!

Yorgundum, darbe söylentisini ciddiye almadım. Çok geçmedi eşim aradı. Ağlayarak, cumhurbaşkanına darbe yapıyorlarmış, dedi.

-Manyak mısınız ya? Kim yapabilir?

Çarşıda içinde oturuyorum, dışarıdan tekbir sesleri gelmeye başladı. Kalktım, pencereden baktım. Ortalık karışmış. Abdest alıp evden çıktım. Ben inene kadar milletin bir kısmı hava alanına gitmiş. Arabayı çektim. 18 kişilik arabaya 30 kişi bindik. Akıncı Üssü’ne doğru yola çıktık. Milleti yararak en öne yürüdük. Önce askerler vardı, bir süre sonra askeri çekip timi öne sürdüler. Yanımda 17 senelik arkadaşım vardı. Çok samimiyiz. Ona dedim ki:

“Bunları bizi vuracak. Kuru kuruya gitmeyelim. Ben birini çekeyim, kafayı vurup yere sereyim, sen de silahını kap!”

“Oğlum, manyak mısın? Ellerindeki silahlara bak, onlarla baş edebilir miyiz?”

Ben ileri hamle yaptım, o kolumdan tuttu, beni çekti. Silahlar patladı, kurşunu yedim.

-Nerenize isabet etti?

-Ensemden. Omurilik denilen yer. Beyincikten vuruldum.

-Allah korumuş, hâlâ sağsınız. Ağrınız, sızınız var mı?

-Var. Ben hâlâ ağrı kesicilerle yaşıyorum. Mermi boynumu sıyırıp beni yere düşürdü. Patlayan bir mermiden fırlayan şarapnel parçası da onun iki santimetre üst tarafına saplanmış.

-Yere düştükten sonra da isabet almışsınız, öyle mi?

-Mermiler özel yapımmış, namludan çıkınca infilak ediyormuş. Balistik muayenede belli olmasın diye öyle imal edilmiş.

Yattığım yerden namluları ve namludan havaya fırlayan mermileri görüyordum. Düştüğüm yerden kalkamadım. Herkes can derdine düştü. Kaçabilenler kaçtı, üstüme basıp geçenler oldu. Silahlı hainler bağırıyordu:

“Kafanızı kaldırmayın, sıkarım!”

Mermi sağanağı kesildikten sonra oradaki arkadaşlar beni çekip sürüyerek oradan aldılar. Hastaneye getirdiler.

Buradaki hastane mezbahane gibiydi. Her taraf kan. İlk müdahale burada yapıldı. Sonra ambülansla Sincan Fatih Hastanesi’ne götürülmüşüm. Hemşirenin, bilinci kapandı sözünü hatırlıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum.

Sabah beşte oraya ulaşmışız. Yarayı diktikten sonra hayatı tehliken yok diye beni taburcu ettiler. Yarayı dikerken doktor, beni oraya götüren arkadaşa bir şeyler söylüyordu. Elini tuttum:

-Hocam, bana söyleyin.

-Kafanda şarapnel parçası var.

-Alın, niye dikiyorsunuz?

-Alamam, sinire baskı yapıyor, sinirleri zedeler.

-Ne olacak peki?

-Üç gün sonra tekrar gel, bakacağız. Burada enfeksiyon kapma riskin var, evine git ve üç gün sonra gel.

Üç gün sonra gittim, beş gün sonra gel, dediler.

Beş gün sonra gittim, 15 gün sonra gel, dediler.

15 gün sonra gittiğimde beni başhekim odasına aldılar. Oturduk. Doktor, bana açık açık şunları söyledi:

“Seni ameliyat edemem. Edersem, sol tarafının % 70 felç olma ihtimali var. Şarapnel kafaya giden sinirlere baskı yapıyor, çektiğimiz an sıkıntı olabilir.”

-Sürekli başım ağrıyor? Ne yapacağım?

-Ağrı kesicilerle filan idare edeceksin.

Epeydir ağrı kesici kullanıyorum. Bir yılı geçti. Doktor beni uyardı:

“Senin böbreklerin iflas edecek.”

-İlaçların yan etkisi var. Öyle mi?

-Antibiyotik, ağrı kesici… 13 aydır kullanıyorum. Şu anda ağrı kesici iğne yaptırmaz oldum. Kafamı soğuk suyun altına sokuyorum. Tek çare bu.

-Ağrıları dindiriyor mu?

-Kendimi buna inandırmaya çalışıyorum. İğne yemeyeyim, böbreklere daha fazla zarar vermeyeyim diye bunu deniyorum.

-İlacın prospektüsünü okuyorsunuz tabii.

-Doktor da beni ikaz ediyor. Böbreklerin iflas edecek diye…

Şarapnelden dolayı ağrılar, sancılar, tavmalar yaşıyorum. Ayağımda yara çıktı. Beynim o yarayı görmüyor. İki küreğimin arasından iğne yaptılar. İki kere iğne oldum, yara biraz kurumaya başladı, yarın yine kontrole gideceğim. Şifa Allah’tan. Derdi veren o, şifayı verecek de o…

-Maaş bağlandı mı?

-Maaş yok. Memur olma hakkı tanıdı devlet, eşim benim yerime memur oldu. Kazan’da 14 kişiye maaş bağlandı, o kadar.

-Bu ağrılar ve şarapnellerle çalışabilecek misin?

-Yapacak bir şey yok. Mecburen çalışacağız.

-Çalışınca ağrıları unutuyor musunuz?

-Yok. Bir saat çalışırsam 15 dakika ayağımı uzatıp buzun içine giriyorum.

-Kışın ne yapacaksın?

-Hiç sorma hocam. Bir kış geçirdim ama ne çektiğimi gel de bana sor.

Gazi Alpay’ın simsiyah saçlarına, gencecik simasına, beyaz tenine baktım, yüreğim yandı. Şarapnelle geçecek bir ömür…

-Allah şifalar versin!

-Sağ olun hocam. Allah razı olsun.

Sohbetin sonunda dudağımı ısırdım, dişlerimi sıktım. Gaziyi teselli edecek bir kelime bulamamanın çaresizliğini yaşadım. Acılara katlanmanın sevabı vardır diye düşündüm.

Gaziye elimi uzattım, Cenab-ı Hak’tan sabırlar diledim ve ekledim:

“Hz. Mevlana der ki: Kilimi silken adamın maksadı kilimi dövmek değil, tozları silkelemektir. Musibetleri bize veren Allah da bizi günahlardan arındırmak ister. İnşallah acılara katlanmak sevabınızı artırır.”

-Allah razı olsun hocam, hakkınızı helal edin, dedi.

-Helal olsun, ne hakkım olabilir?

Vedalaştık.

 

 

PAYLAŞ

YORUM YAP