“BEN SİZİN ANNENİZİM! DURUN! VAZGEÇİN!

0

         Ayşe Aykaç, askerlerin köprüyü işgal ettiği haberini görünce lavaboya gidip abdest aldı ve Kur’an okumaya başladı. Çocuklar cep telefonlarından, askerî kalkışma ve cumhurbaşkanına suikast haberleri okumaya başladılar. Eşi, sokağa çıkmak için hazırlanmaya başladı.

Ellisini aşmış Mustafa Bey acele ediyordu:

“Çorabım nerde, spor ayakkabılarımı nereye koydun?”

Eşini tanıyordu, çekingen, ürkek bir kadındı. Toplumsal olaylardan uzak durur, kalabalığa karışmayı pek sevmezdi.

Ayşe Hanım Müslümanları öldürme âyetine gelince irkildi, iliklerine kadar sarsıldı. Köprüye çıkan askerler, adam öldürmeyi göze almış olmalıydılar hâlbuki Kur’an Müslümanları öldürenleri ebediyen cehennemde kalmakla ile tehdit ediyordu:

“Bir müminin bir başka mümini öldürmesi ancak yanlışlıkla olur. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse bir köle azat etmesi veya ölenin varislerine diyet ödemesi gerekir. Varis olanların bağışlaması müstesna. Hata soncu öldürülen mümin size düşman bir kavimdense katil, bir köle azat etmelidir.

Eğer hata sonucu öldürülen mümin aranızda anlaşma bulunan bir kavimdense ölenin ailesine fidye ödenmesi veya bir köle azat edilmesi gerekir. Öldüren bunu bulamazsa iki ay peşpeşe oruç tutmalıdır.

Kim bir mümini kasten öldürürse cezası ebedi cehennemdir. Allah ona öfkelenmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. ”(Nisa-92-93)

Âyeti okuduktan sonra “Sadakallahülazim.”diyerek Kur’an-ı Kerim’i kapattı ve ayağı kalktı.

-Ben de gelmek istiyorum, bekle!

Mustafa Bey afalladı, eşi sokağa çıkmayı, kalabalığın arasına karışmayı hiç sevmezdi:

-Sen gelme, bir evden bir kurban yeter!

-Olmaz, olmaz. Bekle! Bunlar adam öldürecekler, onları uyarayım.

Çocuklar, biz de geliyoruz diye haykırdılar.

Mustafa Bey onlara bağırdı:

-Siz kalın, daha küçüksünüz!

Eşiyle birlikte sokağa yürüdüler. Kısa sürede köprüye ulaştılar. Köprünün üzeri insan seliydi. Ayşe Hanım heyecanlıydı, hızlı yürüyordu, eşini geride bıraktı.

Mustafa Bey eşinin kolundan tuttu, frenlemeye çalıştı. Birlikte kalabalığın ortasına düşmüşlerdi.

“Ya Allah, Bismillah, Allah ü Ekber!” sesleriyle coşan kalabalık ilerliyordu.

Ayşe Hanım bir anda en öne ulaştı. Eşi onu geri çekmeye çalışıyordu. Silahlar patlamaya başladı.

Darbecilerin havaya ateş ettiğini düşündüler. Vatan evlatları, kendi insanına kurşun sıkacak değillerdi ya. Kurşunlar sağından, solundan geçmeye başlayınca Mustafa Bey şaşırdı, eşini arkaya almalıydı, kolundan tutup çekmek istedi fakat Ayşe Hanım en öndeydi.

Namluların kendilerine doğrultulduğunu görünce heyecanla ve telaşla onları durdurmak için ileri atıldı. Bağırmaya başladı:

“Ben sizin annenizim, durun, vazgeçin, tuttuğunuz yol yanlış! Biz sizi düşmana silah çekesiniz diye yetiştirdik. Müslümanı öldüren cehennemliktir!”

Mermiler göğsün saplanınca şoke oldu, önce sendeledi sonra yere düştü

Eşinin yere kapaklandığını gören Mustafa Bey hemen eğildi, eşini kucakladı, göğsünden kan püskürüyordu. Koltuğundan giren mermi, göğsünü kadar ilerlemiş ve kadıncağızı yere sermişti.

Hemen kaldırıp geriye yürüdü. Eşinin solgun yüzüne baktı, dudakları kıpır kıpırdı, şahadet getiriyordu. Güneydoğu’da teröristlerle çarpışan Mehmetçiğin kahramanlık ve şehitlik haberlerini dinlerken heyecanlanır, şehit olmak isterdi. Aile içinde bunun mümkün olmadığını konuşmuşlardı. Ellisini bulmuş bir kadının teröristlerle savaşması ve şehit olması imkânsızdı. Hele de Ayşe Hanım gibi çekingen, ürkek ve naif birinin…

“Allah’ım!.. Kader…” diye mırıldandı. Gönülden isteyince Mevla neler nasip ediyordu!

Mustafa Bey duygulandı, savaş alanından uzaklaştırmak için yürüdü. Ayaklarını sürüyor, gönlü hüzün yumağı sarıyordu. Elleri, kolları ve elbisesin kanla ıslanmıştı fakat aldırmıyordu. Şehitlik rütbesini yakalamış, hayat arkadaşını uğurluyordu, elbise kan olmuş, ne önemi vardı? Hayatın önemi yoktu. Bir varmış bir yokmuş… Az önce önünde koşan can yoldaşı, her şeyi geride bırakıp ötelere yürüyüvermişti. Kalbi sancılandı, boğazı düğümlendi, gözleri nemlendi. Kendi kendine telkinde bulundu:

“Metin ol.  Çocuklarına annelik de yapacaksın.”

Ayşe Hanım veda etmişti… Mutfak, çamaşır ve bulaşık… En önemlisi eşinin gönlünde ve çocukların yüreğinde bıraktığı boşluk… Nasıl dolacaktı?..

Ağır adımlarla yürüdü. Mermilere aldırmıyordu, isterlerse kendisini de vursunlar… Öksüz kalan yavrularına ne diyecekti?.. Gül çiçeği yavruları annesiz nasıl yaşayacaklardı?..

Bir taksi bulup eşini hastaneye yetiştirmeliydi. Belki gül hanımı kurtarılabilirdi. Şahadet getirdiğini, son nefesini verdiğini biliyordu.

Yüreği kan ağlayarak onu bir arabaya yetiştirdi…

34 şehit, yüzlerce gazinin sabaha kadar darbecilere meydan okuduğu 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde sabah al kanlar ve zafer üzerine doğdu. (15 Temmuz DİRİLİŞ DESTANI isimli roman o gece darbecilere meydan okuyan kahramanları anlatır, tavsiye ederim.)

 

 

 

PAYLAŞ

YORUM YAP