BAŞARI, İSTENMEDİĞİ YERE GİTMEZ
|
|
Ak saçlı, güngörmüş, topluma karşı sorumluluk duygusu taşıyan bir dostum, beni derinden düşündüren, hayli zor bir soru sordu.
“Neden Avrupalılar, Amerikalılar, Japonlar daha zengin?
Neden onlar kalkınmış, biz geri kalmışız?
Neden Türkiye’de bile Vakko, Koç, Eczacıbaşı gibi dindar olmayan insanlar daha başarılı? Neden büyük firmalar, holdingler, şirketler onların?”
Soru üzerine uzun uzun düşündüm. İslam inancına göre kul çalışır, başarıyı veya başarısızlığı Allah verir, neticeyi Allah yaratır. İnsan, yaptıklarının yaratıcısı değildir. Yaptığımız, kazandığımız, başardığımız işleri, Allah’ın bize bağışladığı donanımla elde ediyoruz. Allah’ın bize lûtfettiği akıl, el, ayak, göz, kulak gibi organlarımızı kullanarak bir takım işler yapıyoruz.
Kafamızın içinde insan beyni değil de kedi beyni olsaydı, şu anda ortaya koyduğumuz hiçbir eseri meydana getiremezdik.
Sonuçları yaratan Allah âdildir, kimseye zulmetmez, haksızlık etmez, kimsenin emeğini karşılıksız bırakmaz.
İnsanların başarısı veya başarısızlığı kendi çalışmasının sonucudur.
Dünya kâfir için yaratılmamıştır. Müminlerin ibadet ve kulluğu ile ayaktadır.
Zenginlik ve başarının şartları vardır. Allah hak eden, çalışan ve isteyene bunları verir.
İsterseniz insanları başarıya götüren temel prensipleri sıralayalım:
1. İlim insanı yükseltir, değerli ve itibarlı kılar.
2. Çalışmak, başarının temel şartıdır.
3. Birlikten kuvvet doğar. Ekip çalışması, kişisel çalışmadan daha fazla başarı getirir. Birlik ve beraberlik, dayanışma ve tesanüt güç ve kuvvet kaynağıdır.
4. Doğruluk ve dürüstlük en önemli sermayedir. İnsanlara güven verir.
5. Adalet, barış, sosyal yardımlaşma, bulunduğu ülkeye huzur getirir.
Bu prensiplerin hiçbiri İslam’a aykırı değil. Aksine İslamiyet, bu güzel prensiplerin hepsini tavsiye ediyor, hatta emrediyor.
Kur’an, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu, buyurur ilim öğrenmeyi tavsiye eder.
Necm suresinde “İnsan için çalıştığının karşılığı vardır.” buyrulur.
Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde; mümin, diğer mümin için, birbirini destekleyen duvarın taşı gibidir; biri, diğerine destek verir, buyurur.
“Aldatan bizden değildir.” buyuran Sevgili Peygamberimiz (sav), doğruluğu, dürüstlüğü tavsiye eder.
Yüce Kur’an; “Allah; adaleti, iyiliği, yakınlara vermeyi emreder; kötülüğü, çirkin şeyleri, azgınlığı yasaklar.” buyurarak toplumsal barışı ve adaleti sağlayıcı temel prensipler ortaya koyar.
Bu ve benzeri güzel prensipler, uygulandığı zamanlarda Müslümanlar büyük başarılara imza attılar. Keşif, icat, buluş yaptılar; fetihler gerçekleştirdiler. Dünya çapında devletler kurdular. İslam ülkeleri başarının, barışın, huzurun yaşandığı diyarlar oldu.
Asr-ı Saadet, Emevî, Abbasî, Selçuklu, Osmanlı Devletinin yaşadığı dönemler buna örnektir.
Son üç yüz senedir, Müslümanlar “ilme ve araştırma”ya önem vermez oldular. İlim ve teknoloji yarışında liderlik Avrupa, Japonya ve Amerika’ya geçti. Artık keşifler, buluşlar, icatlar daha çok Batı coğrafyasında yapılıyor.
Okumak, öğrenmek, bilgi sahibi olmak insanın ufkunu açar, zekâsını geliştirir.
Kitap; Almanya’da 8. Avrupa’da 18.Türkiye’de 122. ihtiyaç maddesidir. Eğitim sistemimiz, son yıllarda okumanın, araştırma ve proje yapmanın önemini keşfetti.
Allah çalışana verir. Türkiye, Suriye, Irak, Mısır gibi İslam ülkeleri kahvehane dolu. Almanya’da kahvehane yok. Türkiye’de her 95 kişiye bir kahvehane düşer. Kahvehanelerin adı kıraathanedir, yani okuma evi.
Kahvehaneleri kıraathaneye çevirebilirsek, yoksulluktan ve geri kalmışlıktan kurtuluruz.
İşini iyi ve kaliteli yapan başarılı olur. Alman işini dünya çapında yapar. Biz dünya ile yarışmayı ve yaptığımızı ihraç etmenin önemini yeni yeni keşfediyoruz.
İdealler insanı yükseltir. Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.
Asırlar boyu Müslümanlar, İslâm’ı yükseltmek için bütün güçleriyle çalışmışlar; bir ve beraber olmuşlar, kardeş olmuşlar, yardımlaşmışlar; bu sayede dünya çapında devletler kurmuşlardır.
Bu gün Türkiye’de 20 bine yakın mason var, dayanışma içindeler ve köşe başlarını tutmuşlar.
Öğrenmek, insana mutluluk verir. Hem insan doğuştan merak duygusu ile donatılmıştır. Öğrenmek merakımızı giderir. Amerikalılar gibi biz de ilme önem verebiliriz.
Çalışmak, üretmek ve eser ortaya koymak, kazanç kapısıdır ve insanı üstün hale getirir. Üstelik çalışan insan, can sıkıntısından kurtulur. Biz de Almanlar gibi çalışmayı zevke dönüştürebiliriz.
Yardımlaşmak insanı mutlu eder. Hem insan sosyal bir varlıktır. Topluluk içinde yaşar. Yardımlaşmak hayatı kolaylaştırır, insanları birbirine yaklaştırır.
Tembelliğin neticesi, yoksulluktur. Tembel olanın Müslüman veya Mecusî olması fark etmez.
Başarı; sürekli, sabırlı ve devamlı çalışma ister.
Stephen Covey, Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı isimli kitabında başarının evrensel ilkelerini şöyle sıralar:
1. Proaktif ol.
2. Sonunu düşünerek işe başla.
3. İşlerini öncelik sırasına göre yap.
4. Kazan kazan prensibini benimse.
5. Önce anlamaya, sonra anlaşılmaya çalış.
6. Sinerji yarat. Birlikte çalış.
7. Baltayı bile.
Bu prensiplerin hiçbiri yapılamayacak şeyler değil. Bir İngiliz bu prensipleri nasıl uyguluyorsa bir Mısırlı da öyle uygulayabilir.
Müslümanlar, Amerikalılar ve Japonlar gibi ilim ve araştırmaya önem verir, işlerini Almanlar gibi kalite yapar; masonlar gibi dayanışma içinde olurlarsa İslam ülkeleri kalkınır, huzur ve barış içinde yaşar. Müslümanların geçemeyeceği millet kalmaz.
Amerikalı ve Japon’a yardım eden Allah bize daha çok yardım eder.
Hans’a veren Allah, Hasan’a da verir. Abraham’a veren Allah İbrahime de Yakop’a veren Yakup’a da verir; Eva’ya veren Havva’dan esirgemez…
Başarı ve zenginlik, insanları Müslüman ve kâfir diye ayırmaz, aksine insanların insanı üstün yapan meziyetlere sahip olup olmadıklarına bakarlar. Kim daha meziyetli ise onun yanına giderler. Bir Müslüman, eğer dinine sadık ise başarılı olmak zorundadır. Çünkü başarıyı sağlayan prensiplerin hepsini İslamiyet tavsiye etmekte; başarısızlık sebeplerini ise yasaklamaktadır.
İsam’ın beş şartından ikisi zenginliği emreder. Zekât ve hac, zengin olanlara farzdır.
Zekât vermeyi ve hacca gitmeyi emreden İslam, zengin ve başarılı olmayı da emrediyor.
Netice
Başarı, Müslüman ve kâfir gibi bir ayırım yapmaz. Ateş yakar, su yüzme bilmeyeni boğar. Toprak Fransa’da da Tunus’da da ekilince ürün verir.
Batılılar ve Japonlardaki ilim, çalışkanlık, dürüstlük, üstün olma yarışı gibi iyi sıfatlar sayesinde kalkınıyor. Onların sahip olduğu iyi sıfatlar, Müslümanlardaki kötü sıfatlara galip geliyor. Galibiyet iyi sıfatlarındır.
Bilgili olmak, çalışkanlık, dürüstlük gibi sıfatlar Müslümanlara daha çok yakışır.
Müslümanlar bir an önce cahillik, bilgisizlik, tembellik, ahlaksızlık, ayrılık gibi kötü sıfatlardan kurtulmalı ve iyi sıfatlara sahip çıkmalıdır, çünkü dinimiz zengin ve başarılı olmayı emrediyor. Geçmişte atalarımız hep büyük başarılara imza atmışlardır.
BAŞARI İSTENMEDİĞİ YERE GELMEZ
Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.
Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.
Kazanmak istiyor, fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız.
Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybettiniz demektir.
Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.
Her şey insanın kafasında biter.
Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir.
Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.
Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.
Hayat savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı olan değildir.
Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünen kişidir.” Arnold Palmer
(NLP ile Sınav Serüveni, s.101)
Bu yazı 20 kez okundu


Son Yorumlar