“AYAĞIMDA MERMİ VAR”               

0

Ayak kemiğine mermi saplanmış olan Kahramankazan Gazisi Birol Çelik Anlattı:

15 Temmuzda Destan Yazan Kahramanlar konulu bir kitap yazmak için kolları sıvadım, saha çalışmaları yapmaya karar verdim. İstanbul ve Ankara’da epeyce bir gaziyi ziyaret edip hatıralarını dinledim, sonra Kahramankazan yoluna düştüm. Gaziler diyarında işler kolaylaştı. Belediye Başkanı Lokman Ertürk’ün tavsiyesiyle Kahramankazan Şehit Yakınları ve Gazileri Derneği’ne gittim.

Dernek gaziler deryası. Hepsini dinledim.

Gazi Birol Çelik Kahramankazan’da dinlediğim yiğitlerden biri. O muhteşem direniş gecesinin 75.’inci şahidi.

Uzun boylu, temiz yüzlü, çelik yürekli Gazi Birol’dan 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını anlatmasını istedim. Birol Bey’in anlattıkları ibret verici. O gece darbe yapmaya kalkan hainlerin korkularını ve vatandaşa karşı acımasızlıklarını gözler önüne seriyor. Meğer darbeciler çok korkakmış, vatandaşımız ise çok cesur. Otomatik silahlara sahip darbecilere, elinde çakısı dahi olmayan vatandaşlarımızdan çok ama çok korkmuşlar.

Asker üniforması giymiş katiller, aynı zamanda merhamet yoksunuymuşlar.

Üç çocuk babası, Ankara Ostim’de araba tamirciliği yapan, 45 yaşındaki, ortaokul mezunu Gazi Birol’un anlattıkları tüylerimi diken diken etti. Gazi Birol’dan dinlediklerim şöyle:

“İşten eve döndüm, yemek yedim, balkonda çocuklarla oturuyoruz. Temmuz gecesi, hava sıcak. Uçaklar alçaktan uçmaya başladı.

-Hanım, internetten bir bak hele, bir şey mi var, dedim.

Eski bir haber okumuş, uçaklar operasyona gidiyormuş, dedi.

Bir uçak daha geçti. Alçak uçuş yapıyor ve sesi kulakları sağır edecek derecede yüksek.

-Bunda bir iş var, her zamankinden farklı, dedim.

Küçük kızım internete baktı:

“Baba, İstanbul’da köprüler tutulmuş, darbe oluyormuş.”

Kanaatimce darbe ortamı yok, ülkenin hâli güzel, iktidarda seçilmiş bir hükümet var, ekonomi yolunda, yasalar yürürlükte, herkes işinde gücünde.

Televizyonu açtık, darbe haberlerinden geçilmiyor. Yerimde duramaz oldum, ne yapacağımı bilemiyorum. Kendime bir arkadaş aramaya başladım. Karşı komşu ile selamlaştık. Cumhurbaşkanımızın çağırısını dinleyince dışarıya çıkmaya karar verdik. Telefonlara sarıldık, 10-15 kişi Ostim’de bir esnaf arkadaşın dükkânında toplandık. Hava limanına gitmeye karar verdik, üç arabaya doluştuk, hareket ettik. Yollar araba seli. Ülker Kavşağı’na kadar gidebildik. Yol tıkandı. Geri dönmek zorunda kaldık.

Pursaklar’da belediye yolu kapatmış, şehre girmemiz mümkün değil. Orada bize, Akıncılar’da ihtiyaç varmış, oraya gidin, dediler.

Yola düştük, eşim aradı. Evde engelli bir çocuğumuz var.

“Çocuklar uçak sesinden çok korkuyor, eve dönsen iyi olur.”

-Komşuya gidin, beraberce oturun.

-Ben bir gün önce rüya gördüm, savaş çıkmıştı, herkesi vurdular, bir sen kalmıştım. İçimde korku var, sana bir şey olmasından endişe ediyorum.

-Yola çıktım, dönemem. Hakkını helal et.

Arabada üç kişiyiz, arkamızda iki araba daha var. Saat üç civarında Akıncılar’a geldik. Elektrikler kesilmiş, Kazan halkı orada. Kalabalığın içine daldık. Nizamiyeye kadar ilerledik. Sloganlar attık:

“En büyük asker, bizim asker!

“Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber!”

Orada sivil giyimli biri vardı. Devamlı konuşuyor ve bizden geri gitmemizi istiyordu.

Ona çıkıştık:

-Neden uçak kalkıyor? Buradan kalkan uçak halkı bombalıyor.

-Biz, bombalayan uçakları vurmak için uçak kaldırıyoruz.

Bizi aldatmaya çalıştı. Halk, onu takmadı, protestolar devam etti. Millet öne doğru yüklendi.

İçeri girmemizden endişe ettiler ki engel olmak için havaya ateş ettiler.

Yere çöktük, geri çekilmedik.

Aradan 10-15 dakika geçti. Bir uçak daha kalktı. Halk tekrar tekbir getirmeye, slogan atmaya başladı. Bu defa tepkilerin dozu arttı.

Korkuları tavan yapmış olmalı ki emir verildi ve üzerimize ateş açtılar.

Silahların namlularından ateş püskürmeye başlayınca refleks ile geri döndük. O anda omuzumdan vuruldum, yere düştüm. Kargaşa sürerken çığlıklar kulağıma doldu.

Kendimi toparladım ve ayağa kalktım. Hainler ateşe devam ettiler. Bu defa sol bacağımdan vuruldum. Tekrar yere düştüm. Ayağımı yokladım, kendimi dinledim, orada kalırsam kan kaybından gidebileceğim aklıma geldi. Gücüm varken kendimi bir hastaneye atmalıydım.

Tekrar doğruldum, zor şer yürüyerek arabaya kadar geldim.

-Mermi nerenize değdi?

Gazi Birol ayağını gösterdi:

-Mermi burada duruyor.

-Duruyor mu?

-Sinirlere çok yakın, kemiğe saplanmış. Ameliyat olursan sinirler zarar görür, dediler.

-Omuzunuzdaki?…

-Omzumu parçalayıp dışarı çıkmış.

-Ağrı sızı var mı?

-Şimdilik yok ama ileride olur mu bilmem. Doktorun ifadesine göre vücut merminin etrafını yağ ile kuşatıyormuş. Almaya kalkarsak sinirlere zarar verebiliriz, daha kötü olur, yürümende bir sıkıntı olmazsa almayacağız, dedi.

-Rahatsızlık duyuyor musunuz?

-Şu anda öyle bir şey yok.

-Ağrı sızı ne kadar sürdü?

-Bir ay işe gidemedim. Doktor 45 günlük rapor verdi. Sonraki günlerde işime döndüm, çalışmama manisi yok.

-Tazminat verdiler mi?

-Aldım, engelli bir çocuğum var, o memurdu. Ortanca çocuğum liseyi bitirdi, ona da memur olma hakkı verildi.

“Vurulduğumda elimde bayrak vardı. Yere düştüğümde bayrağı bırakmadım. Yanımdaki arkadaşlar, omuzumu bayrak ile sardılar. Birlikte gittiğimiz arkadaşlardan Necati Bey de vurulup gazi oldu. Öbür arkadaşımız bizi arabaya bindirdi, Yıldırım Beyazıt Hastanesi’ne getirdi, orada tedavi olduk.

Ailemize haber vermediler, vermeyin, dedim. Bir gün hastanede tedavi gördüm. Ertesi gün aileme haber ulaştırdım. Cumartesi taburcu oldum, pazartesi tekrar pansuman için hastaneye gittim.

Hikâyesini dinledikten sonra gaziye teşekkür ettim:

-Zahmet verdiniz, çok memnun oldum. Ayrıca gazan mübarek olsun.

-Allah razı olsun, acımızı duyurmak için emek veriyorsunuz, ben teşekkür ederim.

Sohbetten sonra kahraman gazimizle kucaklaştık, ela gözlerine bir süre hayran hayran baktım, Elini sıktım, vedalaştık.

 

 

PAYLAŞ

YORUM YAP