“AYAĞIMDA 15 VİDALI PROTEZİM VAR”

0

Gazi Zafer Çakmak Anlatıyor:

Kahramankazan kahramanlar ve gaziler diyarı. 15 Temmuzda Akıncı Üssü’ne şehir olarak yürümüşler. Uçak, helikopter, otomatik silahlar gözlerine çocuk oyuncağı gibi görünmüş, vicdanı maskeli gafilleri ikna eder, silahlarını ellerinden alırız diye yola çıkmışlar. Bizim askerimiz, bize silah çekmez, bu bir CIA oyunu, oyunu bozarız dile Akıncı Üssü’ne doğru uçar gibi gitmişler.

Zafer Çakmak, 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’ne koşan bir kahraman. 28 yaşında ve şoförlük yapıyor. O gece yaşadıklarını anlatmasını istirham ettim.

Siyah gözlerini kırpıştırdı, saçlarını eliyle arkaya taradı. Ellerinde ovuşturdu. Heyecanla anlatmaya başladı:

“Arkadaşım düğün salonu işletiyordu, ben de ona yardım etmek için gitmiştim. Bir hanım geldi, televizyonunuz var mı, bakmam lazım.”dedi.

Belediyede şoför olarak çalışıyorum, abim de belediyede güvenlikçi, kadını müdüriyete kadar götürdüm. Televizyonu açtığımızda boğazı gösteriyordu, köprüde askerler vardı. Boğazdan geçen savaş gemilerine karşı tedbir amaçlı bir hareket zannettim. Bir zaman Rus gemileri silahların namlularını İstanbul’a çevirmişlerdi, öyle bir şey vardır, tedbir almışlardır diye düşündüm.

Hanımefendi, darbe oluyormuş, köprüyü onun için tutmuşlar, dedi.

Güldüm. 1980 darbesiyle ilgili anlatılanları hatırladım. Ülke sağ-sol diye ikiye ayrılmış, sokaklar savaş alanına dönmüş, askeriye yönetime el koymuş. Bugün yönetimle ilgili bir problem yok.

-Abla ne darbesi? Darbeyi gerektirecek ne var?

Haber yayıldı. Düğün erken bitti. Kardeşim, güvenlikçi kardeşimin yanına gittim. Halk belediyenin önünde toplanmaya başladı. Ankara’da oturan büyük abimin oğlu bizdeydi, o gece anneannesi vefat etmiş, ağlıyordu, teselli etmek için yanına gittim.

Abime telefon açtım, oğlunu getireyim mi diye.

-Sakın gelmeyin, Ankara çok karışık, dedi.

Halk hava alanına gitmek için arabalara biniyordu. Yeğenimi teselli ettikten sonra tekrar belediye meydanına geldim. Akıncı Üssü’ne gidileceği söylendi. Arabama bindim, yanıma birkaç genç aldım, yola koyulduk. Oraya varınca gençlerden birinden bayrak aldım.

Nizamiyenin önünde askerler var, girişe bariyerler konmuş. Elinde megafon olan bir komutan gördüm. Yanına gittim.

“Yaklaşmayın! Geri gidin!” diye anons etti.

Kendisine dedim ki:

“Komutanım, hepimiz vatan evladıyız, siz de bu vatanın askerisiniz. İstiklal Marşı okuyalım.”

Bayrağı uzattım. Aldı ve İstiklal Marşı okumaya başladık.

Marştan sonra tekrar bariyerlere yanaşmayın, dediler. Başlangıçta yanaşan yoktu zaten.

Ateş emri veren kişi mahkemedeki ifadesinde dedi ki:

“Halk, askerin silahını sarıldı. Askere ateş eden vardı, taş atan oldu. Tahrik ediyorlardı.”

Halkın elinde bayraktan başka bir şey yoktu. En öndeydim, üzerimize köpek salmaya çalıştılar, buna rağmen küfür falan eden olmadı.

Elektrikler kesildi, ortalık karardı. Göz gözü görmez oldu.

Şehit Lokman Biçinci, ağabey, ne yapıyoruz, içeriye girecek miyiz diye sordu.

“Oğlum bir durun, burası askeriye, saçmalamayın!” dedim.

Bizim askerimiz diye bir şey yapmak istemedik ama onlar bizi acımadı.

Helikopter kalktı, üzerimizde gezdi, pervanelerin estirdiği rüzgârı hissettik. Ateş etmedi ama çok alçaktan uçtu.

Ne mutlu Türk’üm diyene sloganı atıldı, tekbir getirildi.

Tam o sırada biri öne çıktı:

“Emir komuta bende, herkes içeri geçsin!”

Bizimle konuşan dâhil, öndekiler geri çekildi. Kamuflajlı ve yüzü maskeli tim öne çıktı. Önce birkaç el havaya ateş ettiler.

Tam da ne mutlu Türk’üm diyene derken halkın üstüne mermi yağdırmaya başladılar.

Ateş başlayınca can havliyle sağa doğru yöneldim. Sol tarafta kulübe vardı, o tarafa gitsem belki hiç mermi gelmeyecek ama kargaşa anı. İlk sol ayağımda yanma hissettim. Mermi, sol baldırımı sıyırıp geçmiş. Hareket edebiliyordum. Kenara doğru birkaç hamle yaptım. Sağ ayağıma mermi gelince yığılıp kaldım. Diz altından kurşunu yemişim, kemiği parçalamış. Bir kurşunda baldırıma saplanmış, ayrıca şarapnel parçaları bedenime saplanmış, oraya çöktüm.

Tellerin bulunduğu duvara doğru sürünmeye başladım. Çimenin üstüne doğru. 5-6 metre ilerledim. Hâlâ ateş ediyorlardı. Ateş kesilince baktım, ellerinde fener vurulanları kontrol ediyorlar. Yaralılara yardım eden de var, kendimi asfaltın üstüne attım. Elinde megafonla konuşan komutan yanıma geldi. Belimden kemerimi çıkardı, sağ ayağımı sıktı, kan akışını kısmen önledi. Orada 40 dakikaya yakın ambulans bekledim.

Komutan, askere, bunun durumu ağır, ambulansla önce bunun gönderin, dedi.

Ambulansın gelmesi epey bir zaman aldı. Ambulansa bindirdiklerinde ayağımdan dolayı yüzüstü yattım. Hemşireler kendi aralarında en yakın devlet hastanesine götürelim, diyorlardı. Hastaneye girerken bilincim yerindeydi, hastaneye girdiğimde bayılmışım.

Çok kan kaybetmişim. 14 ünite kan vermişler. Ayak veya parmakları keseriz diye bizimkilerden onay almışlar.

Rabbim yüzümüze baktı. Damar ve sinir nakli yapmışlar, ameliyat 7 saat sürmüş.

-Ne kadar sürede ayağa kalkabildin?

-Ayağa kalkmam 6-7 ayı buldu. İçeri platin koydular, ondan sonra rahat yürümeye başladım.

-Ayağında platin mi var?

-Hem platin var hem de 15 tane vida.

-On beş vida mı?

-17 Temmuzda bir yıl ki gün sonra ayağımdan bir şarapnel çıkarıldı, hâlâ şarapneller var, çıkarılmayan. Rabbim o günleri bir daha yaşatmasın. Gencecik arkadaşlarım şehit oldu.

-En genci Ömer Takdemir miydi?

-Samet ve Ömer. İkisi de askere gideceklerdi. Samet ile beraber çalışıyorduk. O gece direniş sırasında görüşmüştük.

-Kaç yaşındaydı?

-Yirmisindeydi. Henüz askere gitmemişti.

-Neresinden vurulmuş?

-Kafasından. Şehit Ümit Güder omuriliğinden kurşun yemiş. Bunları sonrada öğrendim, başlangıçta bana söylemediler. Derya abla ile taramadan beş on dakika önce konuşmuştuk.

-Allah razı olsun, sayenizde büyük bir felaketi atlattık.

-Hocam, hep şunu düşünürdüm, gençlik idealsiz, keyf düşkünü, boş vermişlik var. Çanakkale gibi bir felaketle karşılaşırsak ne olur hâlimiz diye. Konu vatan olunca işin rengi değişiyor ve bambaşka bir ruh gönüllere hükmediyormuş. Bu gerçeği anladım. Rabbim bir daha yaşatmasın.

-Sıradan adamlar kahraman oldu. Tankın önüne yatanı mı sorarsın, üstüne çıkanı mı? Siz silahlı adamların kar

şısına dikilmişsiniz. Allah cesaret veriyor ve yardım ediyor. Onun rahmetinden ümit kesmemek lazım.

Ayağı platinli ve 15 vidalı şanlı gazi Zafer Çakmak ile sohbet uzayıp gitti. İkindi ezanı okununca vaktin ilerlediğini fark ettim.

Gazasını tebrik ettim, birbirimizle dua ettik ve sarılarak vedalaştık.

 

 

 

 

 

PAYLAŞ

YORUM YAP