AĞLATAN KÂBE RUHANİYETİ

0

                Bu gece onaltıncı teravih kılınacak. Günlerden Cuma. Terleyerek tavaf yaptım, atletim ıslak. Dün Cuma akşamı idi, cemaat muhteşemdi. Düne göre bugün tavafı tamamlamak daha kolay oldu. Yine de herkse su gibi terliyordu. Tavaf meydanına atılan terme meşakkatine meydan okur tabi.

Tavaf alanı lebalep dolu. İğne atsan yere düşmez.

Boncuk boncuk terleyenler, teri sırtına vuranlar, şakaklarını eliyle silenler…

Hacerü’l-Esved karşısında bir adam, elinde fıskiye, yüzümüze su püskürtüyordu.

“Hay Allah razı olsun!”

Tavaftan sonra Osmanlı revaklarının altında, beyaz mermer üstündü namaz kılacak bir yer buldum. Daha doğrusu iki Endonezyalı arasına sıkıştım.

Arkamda vantilatörler çalışıyor, terimi soğutuyor, beni hasta edecekler.

Farzı bitirir bitirmez buradan kaçmalıyım.

Öyle yaptım.

Ön taraflarda bir safın kenarına seccademi serip âdeta sığındım.

“Oh!.. Vantilatör soğuğundan uzaktayım. Teravih kılındıkça saflarda değişme oldu, safın ortasına kadar geldim. Sağ tarafıma sandalye üzerinde namaz kılan bir ihtiyar eklendi. İki büklüm, ufak tefek yapılı, bembeyaz sakallı… Secdeye giderken sandalyeden iniyor, yere secde ediyor. Kıyama kalkarken ellerini kullanıyor, imam sûreye başlayınca sandalyesine çöküyor.

Teravih kılıyoruz. Bir yerde imamın sesi titremeye başladı.

Cep telefonundaki mealli Kur’an’dan okunan âyetleri takip ediyorum.

Kâfirlerle ilgili âyetleri ben pek üzerime almam. Yüce Allah’ın yarattığı dünyada yeyip için onca nimete sahipken inkâra kalkışanlar cehennem azabını elbette hak ederler.

Fakat Kâbe imamı benim gibi düşünmemiş olacak ki…

Ağlamaya başladı.

Dikkat kesildim. Âyetler dehşet verici bir tabloyu tasvir ediyorlardı:

“Onların ateşin karşısında durdurulup “Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak!” dediklerini bir görsen!..

                Hayır, daha önce gizlemekte oldukları şeyler kendilerine göründü. Eğer geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeyler dönecekler zira onlar hakikaten yalancıdırlar.

                Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibaret, öldükten sonra diriltilecek değiliz, demişlerdi.

                Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen… Allah, bu (yeniden diriliş) hak değilmiymiş, diyecek. Onlar da ‘Rabbimize yemin olsun ki evet.’ Diyecekler. Allah da öyleyse inkârınızdan dolayı azabı tadın, diyecek.

                Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, muhakkak ki hüsrana uğrayacaklar. Nihayet onlara kıyamet vakti gelip çatınca günahları sırtlarına yüklenecek, ‘Dünyada iyi amelleri terk ettiğimiz için vah bize!” diyecekler.

                Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür.

                Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Allah’tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (Enam, 27-32)

Sağ yanımdaki ihtiyar iç çekmeye başladı. Eliyle gözlerini kuruluyordu. Namaz bittikten sonra mendiliyle gözlerini silecekti.

Sol tarafımdaki adam da iç geçirdi, ağladığını hissettim.                 Selam verirken dikkat ettim, 40-45 yaşlarında, siyah sakallı, saçlarını yeni tıraş ettirmiş, yüzü kavruk bir mümin. Teravih boyunca iç çekti.

Kâbe atmosferi… İmam ağlıyor, cemaat ağlıyor. Buraya uhrevîlik taht kurmuş.

Biz teravih kılarken tavaf alanı mahşer yeri. Teraviyi sekiz rekâtta kesip tavafa başlayanlar var. Esasen yatsı namazından sonra hemen tavafa başlıyor. Başı açık, ayağı çıplak, tere batmış vaziyette dua edenler Kâbe etrafında pervane gibi dönüyorlar.

                Tavafın kalbi Hacerü’l-Esved’in karşısında atıyor. Burada herkes durup elini kaldırarak “Kara Taş”ı selamlıyor. Sonra dualar başlıyor:

“Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illellahü vallahü ekber…”

“Allah’ım sana inandım. Kitabını tasdik ettim. Verdiğim sözü yerine getiriyorum. Elçi Muhammed aleyhisselamın sünnetine uyuyorum.”

“Rabbimiz, dünyada ve ahirette iyilikler nasip et! Bizi cehennem azabından koru!

“Rabbimiz, beni, anne ve babamı ve bütün müminleri hesap günü affeyle!”

Her ziyaretçi dua kesiliyor, okuyor, yalvarıyor, mırıldanıyor…

Güneş etrafındaki gezegenler gibi dönüyor.

Günahlarımıza yanarak, pişmanlık ateşiyle kavrularak, affedilme ümidiyle deli divane dönüyoruz.

Ramazan ruhaniyetiyle, Kâbe huzurunda olma heyecanıyla okuyoruz.

Cennet ümidiyle, Yüce Rabbimizin Cemal’ini görme aşk ve şevkiyle yalvarıyoruz.

İzdihama, terlemeye, bazen nefes alamayacak kadar sıkışmaya, uykusuzluğa, yorgunluğa katlanıyoruz.

Geceleyin uykular bu aşkla terk ediliyor.

Ayaklar şişene kadar bu aşkla dönülüyor.

Bu aşkla gündüz güneşin yakıcı ateşine aldırış etmeden tavaf ediliyor.

Kâbe’de her şey Allah aşkıyla yapılıyor.

 

PAYLAŞ

YORUM YAP