AZ GELİŞMİŞİZ, ÇÜNKÜ AZ OKUYORUZ,ÜSTÜN OLMAK İÇİN ÇOK OKUMALI, BİLGİYE ÖNEM VERMELİYİZ

Son Çıkan Kitaplarım
                                                                             "
www.kitapyurdu.com\'dan satın al

                                                          

           “Kütüphanecilik ve kitap haftası, okuma ile barış haftası olsun.”                

                                                                                                   ALİ ERKAN KAVAKLI

Millet olarak az okuyoruz. Kalkınmış ülkelerde okuma oranı daha yüksek.

            1995 yılında kitaba kim ne kadar para vermiş, bilmek ister misiniz?

Lütfen sabırla okuyunuz:

1995 yılı kitap piyasasının cirosu 80 milyar dolar. Bir önceki seneye göre % 8 oranında artmış.

            Türkiye’de kitabın yıllık cirosu 30 milyon dolar.

En büyük kitap cirosu 25.5 milyar dolar ile Amerika’nın. Japonya 10.5 miyar ve Almanya 10 milyar dolarla Amerika’yı izliyor. Bu üç ülke, dünya kitap piyasasının yarısından fazlasını elinde tutuyor.

Lütfen dikkat ediniz, elin oğlu milyar dolar, biz milyon dolar harcıyoruz.

Almanya’da 1997 yılında 80 000 bin kitap basılırken, Türkiye’de basılan kitap sayısı 6 000 civarında. (1)

“Bir Norveçli kitaba 137 dolar,

Bir Alman 122,

Belçikalı, İsviçreli, Avusturyalı 100,

Amerikalı 95,

İngiliz, Fransız, İtalyan, Singapurlu, Japon, Avusturalyalı, İspanyol 39 dolar harcamış.

Dünya ortalaması 1.3 dolar.

Bir Türkiyeli 45 sent vermiş.”  

     İSTATİSTİKLERE GÖRE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN KİTAP

Financiel Times yazarı David Barchard 1986 yılında Türkiye üzerine yazdığı kitapta hepimizi şoke etmesi gereken rakamlar vermiş:

“50 milyonluk Türkiye’de basılan kitap sayısı,  9 milyonluk Yunanistan’da basılan kitapların sayısı kadar.”

Kişi başına bir yılda:

İsrail’de  1169 kişiye bir kitap;

Almanya’da  1022  kişiye bir kitap;

Japonya’da  600 kişiye bir kitap;

Türkiye’de 10600 kişiye bir kitap düşüyor.

1990 senesinde İran’da 6289 kitap basılmış; 1992 yılı Türkiye’sinde 6151. Bu rakam 1998, 2000 Türkiye’sinde de pek farklı değil. Her yıl basılan kitap sayısı 5-6 bin civarında seyrediyor. (2)

KAÇ KİŞİ GAZETE OKUYOR?

Dünya Gazeteciler Derneği’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye, gazete okuma sıralamasında da kötü bir konumda bulunuyor. İstatistiğe göre en çok gazete okuyanlar Norveçliler.

1000 Norveçliden 558’i;

Bin Japon’dan 557’si ;

Bin Finliden 445’i;

Bin İsveçliden 430’u;

Bin Kosta Rikalıdan 412’si;

Bin Arjantinliden 62’si;

Bin Türkiyeliden 61’i;

Bin Çinliden 36’sı;

Bin Hindistanlıdan 28’i;

Bin Ukraynalıdan 3’ü gazete okuyor. (3)

KELİME, KAVRAM VE RESİM SIRALAMASINDA NEREDEYİZ?

Ankara Üniversitesi Dil Öğretim Merkezi,  ilköğretim okullarının ilk beş sınıfında okutulan ders kitaplarındaki kelime ve kavramlar üzerine bir araştırma yapmış. Netice diğer dünya devletleri ile kıyaslandığında utanılacak seviyede.

Çocuklarımızın zihnini, bu kadar dar bir kelime ve kavram hacmine hapsetmek, geri kalmışlığımızın başlıca sebebidir dememek elde değil.

İstatistiklere göre ders kitaplarındaki kelime ve kavram sayısı:

ABD ders kitaplarında    71 681

Alman ders kitaplarında  70 400

Japon ders kitaplarında    44 224

İtalya ders kitaplarında    31 762

Fransız ders kitaplarında  30193

Suudi Arabistan ders kitaplarında 13 576

Türkiye ders kitaplarında  7 260.

Ders kitaplarımız;  resim, fotoğraf, karikatür, afiş, şema ve tablo açısından da diğer ülkelere göre oldukça fakir durumda. (4)

1999-2000 yılından itibaren okutulmaya başlanan MEB’nın Türk Dili ve Edebiyatı ve Kompozisyon kitapları yazma komisyonunda bulundum. Lise iki edebiyat ve kompozisyon kitaplarını yazan komisyona başkanlık yaptım. Kitaplarda bulunan bütün resimleri, komisyondaki arkadaşlarımla fotokopi paralarını bile ceplerinden vererek temin ettik.

Kitaplar Ankara’ya gittiği zaman da, Talim Terbiye Kurulu alt komisyonu, kitaplarda kullanılan kelimelere karışarak

onları kelime sayısı bakımından fakirleştirmek için mücadele verdi.

Kahrolmamak elde değildi.

NEDEN KALKINAMAMIŞIZ?

Türkiye; kitap, gazete, dergi okumak konusunda  olduğu kadar; ders kitaplarındaki kelime ve kavramlar bakımından  da gelişmiş ülkeler seviyesinde değil. Sanayi, iletişim, bilim ve kalkınma alanlarında olduğu gibi okuma alanında da gelişmiş ülkelerle yarışmıyor.

İşin kötüsü, yarışma kaygısı da yok.

Yılda kişi başına 142 dolar harcayarak dünyada eğitime en az pay ayıran 5. ülkeyiz.

Bilgisayar kullanımında 140 ülke içinde 20. sıradayız.

Okuyana ve bilgi sahibi olana değer vermediğimiz için iyi eğitim görmüş 100 kişiden 59’u ülkemizi terk ediyor, korkunç beyin göçü veriyoruz.(5)

Ama silahlanmaya 30 yılda 150 milyar dolar ayırarak fakir milletin parasını Amerika, İsrail, Almanya gibi zengin ülkelere peşkeş çekiyoruz. (6)

            Neden kalkınamıyoruz, diye ha bire soruyoruz.

            Cahil bir milletin kalkındığı ve dünya ile yarıştığı nerede görülmüş?

            “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

            Tek başına okumak da yetmiyor. Okumak, düşünmeyi öğrenmek, yeni fikirler ortaya atabilmek, yeni analiz ve sentezler yapmak, keşif ve icatlarda bulunmak da gerekiyor.

            Ülkemiz bu yönden de fakir.

            Görüşleri, analizleri, tezleri dünyada ciddiye alınan kaç politikacımız, kaç düşünürümüz, kaç gazetecimiz, kaç iş adamımız, kaç eğitimcimiz var?

            Okuyan ve düşünen, düşünce üreten, düşüncelerini pratiğe dökebilen bir toplum olmaya mecburuz.

            “En gelişmiş ve en güçlü toplumların, aynı zamanda en çok kitap basan ve okuyan toplumlar olması bir tesadüf değildir.  Demokrasinin en başarılı şekilde işlediği toplumların, en çok kitap okunan toplumlar olması da yine tesadüf değildir.”der gazeteci Taha Akyol (7)

            OKUMAMAK ALLAH’A İSYANDIR

            İslâm’ın emirleri mükemmel. Kur’an okumayı emreder. Okuyanlar ise Amerikalılar, Avrupalılar, Japonlar… 

            İlim öğrenmek ve çalışmak da Kur’an emri. Bunu da Avrupalılar bizden iyi yapıyor. Bir insanın kendini yetiştirmesinin ve farklı bir insan olmasının okumak, ilim sahibi olmak, çalışmak dışında bir başka yolu yok. Kalkınmış ülkeler Kur’an prensiplerine uygun hareket ediyorlar. Bizim gibi az gelişmişler, Kur’an’ın emirlerine karşı geliyor.

            “Alman Doktor” romanımın kahramanı Dr. Herman Heller , bir mektubunda şöyle diyordu:

            “Sadece hırsızlık, sömürücülük, yalancılık günah değil. Tembellik, kabiliyetlerini geliştirmemek, cahillik ve beceriksizliğin de günah olduğunu düşünüyorum.”

            Süleymaniye Kütüphanesi, hâlâ dünyanın en zengin yazma eserler kütüphanesidir. Fatih, Yavuz, Kanunî ve daha birçok padişah şiir kitabı yazmışlardı. Osmanlılar dünyayı yönetirken en çok okuyan, en çok yazan, en bilgili ve en üstün milleti idiler.

            Çeçenistan’a bugün yardım edemiyor, üniversite kapısından kovulan zavallı kızlara yardım edemiyor, Kosova’da Müslümanlara NATO’nun yardım etmesini bekliyorsak bilgisiz ve güçsüz olduğumuzdandır.

            İlim öğrenerek, okuyarak ve çalışarak mana ve madde alemlerinde yükselmek isteyenler okumalı. Bilgisizlik ve cehalet insanı yükseltmez, ancak küçük düşürür.     

            Sonra bilmek, daha fazla öğrenmek, yeni şeyler bellemek, insana öylesine büyük zevk verir ki tarif edilemez.

            Halbuki inanıyorsanız üstünsünüz, âyetine göre üstün olmak zorundayız.

            Üstün olmak için dünya ile yarışmak zorundayız.

Not: Okuma haftasında Nesil yayınları arasında çıkan yeni çıkan romanım İntikam, Muhammed Bozdağ’ın Düşün ve Başar, Dale Carnegie’nin Söz Söylemek ve İş Başarmak kitaplarını tavsiye ederim.

…………………..

1.      17 Kasım 1996 tarihli Türkiye.

2.      5 Ağustos 1997 tarihli Zaman.

3.      15 Haziran 1999 tarihli Zaman.

4.      Mehmet Altan, 4 Eylül 1997 tarihli Sabah.

5.      19 Mart 2000 tarihli Akit.

6.      21 Mart 2000 tarihli Yeni Şafak.

7.      Taha Akyol, 24 Ağustos 1997.

 

 

            TİRYAKİLER KADAR CESUR OLALIM

 

            Geçen cumartesi günü kitap okuma oranları ile ilgili yazdığım yazı üzerine birçok okuyucumdan e-mail, telefon vasıtasıyla ve vicahi olarak tebrik aldım. Çoğu yazımı kesip arşive koyduklarını söyledi. Memnun oldum.

            Akit okuyucuları son derece dikkatli ve gayretli. Yoğun ilgi üzerine bu hafta da okuma ve kitap konusunda sizlerle sohbet etmeye karar verdim.

Okumak, bir çeşit beyin jimnastiğidir. Okuyan insan hem bilgi hem de düşünmeyi öğrenir.

Bir şöhretle birkaç saniye bir arada bulunmak ve ondan imza almak için kalabalıklar arasında çılgınca çırpınan insanlar görürüm. Tv’lar böyle haberleri vermekten çok hoşlanır.

Kitap yazanlar, çoğu zaman şöhrettir, imparatordur, kraldır, şairdir, filozoftur, düşünürdür.

Kitapsız ev, ışıksız odaya benzer, demiş Cicero.

Kur’an, “Seni yaratan Rabbinin adıyla oku. O sana bilmediğini öğretti.”buyurur.

Hz. Adem’in meleklere üstünlüğü, eşyanın ismini bilmesi sayesindedir. Yani Allah kendisine ilim öğretmiş ve sayede Hz. Adem melekleri geçmiştir.

Üstünlük ilimdedir.

ÜSTÜN OLMAK ZORUNDAYIZ

Kur’an; “İnanıyorsanız üstünsünüz.”buyurur.

Yine bir başka Kur’an cümlesi; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu bunları ancak akıl sahipleri düşünür.” der. (1)

Peygamberimiz (sav), “Veren el, alan elden üstündür.” buyurur. 

Sahabeler, tek tek kendisini iyi yetiştirmiş, üstün insanlardı. Bu sayede zamanın süper güçleri olan Bizans İmparatorluğu ve Sasani Devletini yendiler, o zamanın süpergücü oldular.

Üstün Müslümanlar sayesinde bin yıl süren bir İslâm medeniyeti kuruldu.

Ama üç yüz senedir ibre tersine döndü. Üstün Müslümanların yerini zayıf Müslümanlar aldı.

Süleymaniye Kütüphanesi, hâlâ dünyanın en zengin yazma eserler kütüphanesidir. Kütüphanede 80 yazma eser bulunmaktadır. Diğer yazma eser sahibi kütüphanelerde sayı 30 bini geçmemektedir. Dünyayı yöneten Osmanlılar; bilgili ve üstün insanlardı.

 Okuyor, düşünüyor, yazıyor ve araştırıyorlardı.

İSTATİSTİKLER

1997 yılında Almanya’da 80.000 yeni kitap basılmış.(2)

Türdav yayınevinin yayımladığı Türkiye Kitap, Kaset, Kırtasiye Kataloğu’nda yer alan bilgilere göre Türkiye’de:

1996 yılında 3.453;

1997 yılında 3264;

1998 yılındı 3212;

1999 yılında 2645 kitap yayınlanmış.

Kitaplar ortalama bin veya 1.500 basılıyor.

1999 yılında basılan 2645 kitabın 803 tanesi tercüme eser.

Türkiye’de yayınevi sayısı 1088’den 1010’a düşmüş. (3)

10 milyonluk Yunanistan’da yayınevi sayısı 500’den fazla. Türk yazarların eserlerini de basan Patakis yayınevinin 1999 yılında yayınladığı kitap sayısı 650, bizde en fazla kitap yayınlayan Doğan  Kitkapçılık’ın ulaştığı sayı 140. (4)

PİYASADA BULUNAN KİTAP SAYISI

Almanya’da piyasada 835.947 kitap bulunuyor.

Türkiye’de ise 50.000.

Almanya’da kitabın 1997 yılı cirosu 17.5 milyar mark. Türkiye’de 500 milyon markı geçmiyor.

Almanya’da her sene, Türkiye’den 27 kat fazla kitap yayınlanıyor, kitaba 30 kat daha fazla para veriliyor.

Bir İsveçli senede 10 kitap, on Türkiyeli bir kitap okuyor.

Üstün Müslümanlar nerede?

Hz. Adem, ilim sayesinde üstün olmamış mıydı?

Biz neden bilgisizliği tercih ediyoruz?

BİRKAÇ ÖRNEK DAHA

Bu seneki Frankfurt Kitap Fuarı’nın gözdelerinden olan Oskar Lafontaine’nin “Kalp Sola Çarpar” isimli kitabı, bir ay içinde 160 000 sattı ve 100 bin daha basılıyor. Oskar Lafontaine, bu kitaptan 850 bin mark kazandı.(5)

          Almanya’da bir başbakanın yıllık kazancı ortalama 600 bin mark.

1999 yılı Nobel Edebiyat Ödülü Alman yazar Günter Grass’a verildi.

 Stockholm’den Almanya’ya uçan bu haber, yurt çapında sevinç meydana getirdi. Çekistan’da bulunan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Günter Grass’ın bütün kitaplarını okuduğunu, düşüncelerini beğendiğini ve bu ödüle çok sevindiğini söyledi. Süddeusche Zeitung gazetesi, haberi manşetten verdi.

Bir anda Günter Grass, kitap piyasalarını alt üst etti. Yayınevine 300-400 bin kitap siparişi verildi. Birkaç saat içinde mevcut bütün kitapları bitti ve yok satmaya başladı.

Steidl yayınevi, matbaasındaki öteki kitapların baskısını durdurarak, sadece Günter Grass’ın kitaplarını basmaya başladı. Yayınevinin sevincine diyecek yok, diyor Süddeutche Zeitung.

Günter Grass, eskiden de çok okunan bir yazardı. İlk defa 1959 yılında piyasaya çıkan “Blechtrommel” (Teneke Trampet) romanı, her yıl 40 000 satmış. (6)

         Irlanda asıllı Amerikalı Frank McCourt, “Die Asche meiner Mutter” (Annemin Külü) kitabını yayınladı birkaç sene önce. Hatıralarını romanlaştıran Frank McCourt’un bu ilk kitabı betseller oldu ve 5 milyon sattı.

            Evet, yanlış okumadınız. Beş bin değil.

            “BEŞ MİLYON.”

FAKİRİZ, OKUYAMIYORUZ

Okumama hastalığımızla ilgili sıkça bir mazeret duyarız.

“Fakiriz, kitaba para ayıramıyoruz.”

Türkiye’de kitap ihtiyaç sıralamasında 122., Avrupa’da 18, Almanya’da 8. sırada.

Ama ülkemiz sigara ve içki tüketiminde Avrupa’dan hiç de geri kalmıyor.

Marllbora için bir tiryaki her gün 850 bin lira para veriyor.

Ayda sigaraya verdiği para 25.5 milyon. Yılda ise 306 milyon ödüyor.

45 sene sigara için bir tiryaki 13milyar,770 milyon para yakıyor.

Tekrarlıyorum:

BİR TİRYAKİ ON ÜÇ MİLYAR, YEDİYÜZ YETMİŞ MİLYON YAKIYOR.

Gördünüz mü parayı yakarken ne kadar cömert, bilgiye aktarırken ne kadar cimri olduğumuzu?

82 milyonluk Almanya’da 33 milyon gazete satılıyor. (7)

Türkiye’de satılan gazete sayısı 3 milyon civarında.

1000 Norveçliden 558’i;

Bin Japon’dan 557’si ;

Bin Türkiyeliden 61’i gazete okuyor.(8)

 

ÜSTÜN MÜSLÜMANLAR OLALIM İSTİYORSANIZ KARAR VERİN

İstatistikler Almanya kadar okuduğumuzu, Almanlar kadar kitaba para verdiğimizi, Almanlar kadar çalıştığımızı söylemedikçe Türkiye kalkınmış bir dünya ülkesi olamaz.

            “İnanıyorsanız üstünsünüz.” diyen Kur’an’ın istediği Müslüman olamayız.

Halbuki Kur’an ve Hz. Peygamberin(sav) tarif ettiği gibi üstün Müslümanlar olmak zorundayız.

Daha çok okumaya, bilgi edinmeye, çalışmaya ve dünya ile yarışmaya mecburuz.

       Geliniz, karar verelim. Hepimiz tiryakiler kadar cesur olalım, onların yaktığı parayı kitaba verelim, okuyalım, bilgi edinelim.

Kur’an’ın tarif ettiği “üstün Müslümanlar” olalım.

…………

DİPNOTLAR:

1.      Kur’an-ı Kerim, Zümer / 9.

2.      22 Mart 1999 tarihli Focus, s. 167.

3.      Türkiye Kitap, Kaset, Kırtasie Kataloğu, Ocak-Şubat 2000.

4.      29 Mart 2000 tarihli Milliyet.

                5.    Spiegel Spezial, Ekim 99, s.32.

            6.    Süddeutsche Zeitung, 1 Ekim 99, Nr. 227.

            7.  29 Mart 2000 tarihli Zaman.

           8.  5 Ağustos 1997 tarihli Zaman.

 

aekavakli@hotmail.com ; tel: 0505.391 22 65

 

            YAZARLARIN RÜYASI  KİTAPLARIN DÜNYASI             ALİ ERKAN KAVAKLI

 

            Çok okunan kitaplar hep ilgimi çeker. İnsanların bu kitaplarda ne aradığını, ne bulduklarını merak ederim. Çok okunmak her yazarın rüyası. Türkiye’deki kitap trajlarına bakarak özellikle romanlarımın çok okunduğu kanaatindeyim. Gülü Koklayamadım 5, Kader Kapımı Çaldı 4 baskı yaptı diye seviniyorum. Özellikle “mafya serisi” içinde çıkın İtiraf Ediyorum ve İntikam isimli romanlarım, altı ayda birinci baskıları bittiği için kendimi okuyucunun beğendiği yazarlar arasında sayıyorum.

Ahmet Kabaklı Hocamın Temellerin Duruşması isimli eseri 12. baskısını yaptığı zaman, hayranlık duymuştum. Efsane ismin, efsane kitabı diye düşündüm.

Başarı, hangi insanı mutlu etmez? Başarılı bir yazar olmak, elbette her eline kalemi alanın, şimdilerde her bilgisayar tuşlarına dokunanın demek lâzım, rüyası.

Bizim yazarları, dünya ile kıyaslayınca sevincim hep üzüntüye dönüşür.

         Yabancı dil bilmek, yabancı yazarların kitaplarını okumak, onların bizi geçtiğini görmek, sizi bilmem, ama beni kahrediyor.

         “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.”

         “İlim Çin’de de olsa gidip alınız.”

         “Seni yaratan Rabbinin adı ile oku.”

         Böyle güzel emirleri olan bir dinin mensubu olarak, dinlerinde böyle güzel emirler bulunmayan milletlerin bizi geçmesi, beni üzüyor.

            Okumazsak cahil kalırız. Bilgili insanların yaşadığı, kalkınmış ülkelere imrenmeye ve onların ekonomik ve kültürel yönden sömürgesi olmaya devam ederiz.

 

            AMERİKA VE İNGİLTERE’DE KİTAP

          Haftalardır çok satan kitaplar listesinden inmeyen Harry Potter serisinin yazarı, işsiz kalan bir öğretmen Bayan Joanne Rowling, birden bire dünyanın en zengin üç kadın yazarından biri oldu. Harry Potter serisinin 4. kitabı çıktı. Kitap bütün dünyada çok satan kitaplar listesinde. Küçük yaşta yetim kalan, halasının yanında büyüyen, sonra da yatılı bir okula verilen Harry’nin hikâyesini anlatıyor seri. Harry , olağanüstü özellikleri olan bir çocuk. Büyülü çocuğun hikâyesi, herkesi büyülüyor.

          Amerika’daki Scholastic yayınevi, ilk baskıda 50 000 adet bastığı kitaptan 3.8 milyon satmış. Bu rakam Amerika’da bir rekor. Sırf Amazon.com 270.000 sipariş almış.

          Serinin 4. kitabı çıktığı gün 250.000 ısmarlanmış. Amazon.com adlı kitap satış sitesi sahibi Jeff Bezos, böyle bir rekor karşısında çok heyecanlanmış.

        İngiltere’de Bloomsburg yayınevi, Harry Potter’in yeni çıkan 4.kitabını 1.000.000 basmış. Bu rakam da İngiltere için bir rekor.

       Serinin ilk üç kitabı, bütün dünyada 30 milyon satmış. (1)

       Hangi yazarın dudağı uçuklamaz, hangi yayınevinin ağzının suyu akmaz, söyler misiniz?

       STEPHEN KİNG BİR EFSANE

        Joanne Rowling,  bir istisna olsa gam yemem. Kalkınmış ülkelerde benzerlerine rastlamak mümkün. Hem de oldukça sık.           

Amerika’da John Grisham, Tom Clancy, Stephen King gibi çok okunan onlarca yazar var.

Stephen King’in yeni romanı “Riding the Bullet”i (Mermiye Binmek) web sitesinde yayımlamış.

24 saat içinde siteyi 400.000 kişi ziyaret etmiş. 68 sayfalık “horor hikâyesi”, iki dolar ödenerek ziyaret edilebiliyor, kopyalanabiliyor, ama bilgisayar numaraları sayesinde basılamıyor.

24.07.200 tarihli Der Spiegel’in yazdığına göre Mart 2000’de sitede yayınlanan “Mermiye Binmek”, dört ay içinde 500.000 kopyalanmış.

Hiçbir edebiyat kitabı, bu kadar hızlı bestseller olmadı, diyor yayıncılar.

King, Tom Clancy, John Grisham’ın kitapları, bugüne kadar ilk baskılarında en fazla 75000 basılırdı. Bir kitap, genel olarak 50 mark olurdu.

Simon Schuster yayınevi sahibi Jack Romanos, “Tamamıyla büyülendim. Hiç kimse, kâğıda yazılmamış kelimelerin böylesine kabul göreceğini tahmin edemezdi.”diyor.

Münihli Goldmann  yayınevi sahibi Georg Reuclein, “Bu durum, kitap dünyasında herkesi hayrete düşüren bir netice.”demiş.(2)

Amerika’da  meşhur yazarlar Setwart O’nan, Janet Evanovich gibi yazarlar web sayfası açmış, aylık 300.000 ziyaretçileri varmış.

Stephen King’in intenet sitesi,

İSVEÇLİ LİZA MARKLUND

İsveçli gazeteci Liza Marklund, “Olimpiyat Ateşi” isimli bir kitap yazmış ve kitap İsveç’te iki önemli ödül almış. Almanca, İspanyolca, Hollandaca ve Japonca’ya da çevrilen 400 sayfalık polisiye bir roman 550.000 satmış. Romantik ve ahlâklı bir roman kahramanı olan Annika, nefes donduran soğuklarda katiller peşinde koşuyor, kendisini tehlikeye atıyor, hareketli bir hayat yaşıyor. İlk baskısı 4000 basılan roman, birden halkın bestseller olunca peş peşe baskılar yapıyor ve sadece İsveç’te 440 bin satmış.

Aynı zamanda televizyon sunucu ve programcısı olan Liza, sevilen bir yazar. Başlangıçta tanınmamış bir yayınevinde, tanınmamış bir yazar olarak yola çıkıyor ve birden efsane oluveriyor. Liza’nın durumu, tanınmamış insanların da bestseller yazabileceğini ortaya koyuyor. (3)

DÜNYA  VE BİZ

        Financiel Times yazarı David Barchard 1986 yılında Türkiye üzerine yazdığı kitapta hepimizi şoke etmesi gereken rakamlar vermiş:

“50 milyonluk Türkiye’de basılan kitap sayısı,  9 milyonluk Yunanistan’da basılan kitapların sayısı kadar.”

Kişi başına bir yılda:

İsrail’de  1169 kişiye bir kitap;

Almanya’da  1022  kişiye bir kitap;

Japonya’da  600 kişiye bir kitap;

Türkiye’de 10600 kişiye bir kitap düşüyor.

1990 senesinde İran’da 6289 kitap basılmış; 1992 yılı Türkiye’sinde 6151.

Bu rakam 1998, 2000 Türkiye’sinde de pek farklı değil. Her yıl basılan kitap sayısı 5-6 bin civarında seyrediyor. 2008’de 30.000 ISBN numarası alınmış. Her numara alınan kitap basılmıyor, ama son senelerde Türkiye’nin okuma trendi yükseliyor, okuma daha çok özendiriliyor ve kitap okuma oranı artıyor.

            Okuyan ve düşünen, düşünce üreten, düşüncelerini pratiğe dökebilen bir toplum olmaya mecburuz.

            “En gelişmiş ve en güçlü toplumların, aynı zamanda en çok kitap basan ve okuyan toplumlar olması bir tesadüf değildir.  Demokrasinin en başarılı şekilde işlediği toplumların, en çok kitap okunan toplumlar olması da yine tesadüf değildir.”der gazeteci Taha Akyol (4)

OKUMAMAK ALLAH’A İSYANDIR

            İslâm’ın emirleri mükemmel. Kur’an okumayı emreder. Okuyanlar ise Amerikalılar, Avrupalılar, Japonlar… 

            İlim öğrenmek ve çalışmak, Kur’an’ın emri. Bunu da Avrupalılar bizden iyi yapıyor. Bir insan, kendini ancak okuyup ilim sahibi olarak ve çalışarak yetiştirebilir.

Kalkınmış ülkeler, Kur’an’ın emirlerine uyuyor, bizim gibi az gelişmişler, Kur’an’ın emirlerine karşı geliyor.

            “Alman Doktor” romanımın kahramanı Dr. Herman Heller , bir mektubunda şöyle diyordu:

            “Sadece hırsızlık, sömürücülük, yalancılık günah değil. Tembellik, kabiliyetlerini geliştirmemek, cahillik ve beceriksizliğin de günah olduğunu düşünüyorum.”

            İlim, teknoloji, çalışkanlık, temizlik, hoşgörü ve insanlara hizmet sahalarında dünya ile yarışmak zorundayız. Her gün 15-20 dakika okuma ayırarak ayda en az bir kitap okuyabiliriz. 65 milyon Türkiye’de 10600 kişiye bir kitabın düşmesi utanç verici.

     İNTERNETTE KİTAP

Almanya’da internette kitap satışı, kitapçılara göre % 54 oranında artmış. Buecher.de isimli internet satış sitesinin 250.000 müşterisi var. günlük 5000 kitap satılıyor.

1999 senesinde site 234 milyon marklık ciro yapmış.

Bu rakam, 1998’e göre % 190 oranında bir artışı gösteriyor.(5)

Bilgi insanı yüceltir, cehalet küçük düşürür.

            Aslında insan, bilgiye susuzdur. Hep yeni şeyler öğrenmek ister. Türk eğitim sisteminden geçip de beyni bilgiye kapamamış olanlar çalışıyor, okuyor, didiniyor, yeni keşif ve icat peşinde koşuyor.

            Çünkü bilmek, bize mutluluk verir; bilgisizlik ise utandırır.

 

1.      Der Spiegel, 3.07.2000, s.146.

2.      Der Spiegel, 27.03.2000, 148.

3.      Der Spiegel, 27.03.2000, s.262.

  1. Taha Akyol, Milliyet, 24 Ağustos 1997.
  2. Deutschlanda, Haziran/ Temmuz 2000, say 3., s.25

aekavakli@hotmail.com

 

 

KÜLTÜRÜN TAŞIYICISI VE BİLGİNİN KAYNAĞI KİTAP

 

Frankfurt Kitap Fuarını ziyaret için Doç. Sefa Saygılı ve Dr. Ali Akben Beylerin davetine uyarak Almanya’ya gittim.

Almanya, benim için düzen, disiplin, temizlik, endüstri ve kültür ülkesi.

Münih Hava Alanına indiğimiz anda dev bir kitapçı ile karşılaştık. Halbuki İstanbul Atatürk Hava Limanı’nda sadece kitap ve dergi satan bir büfe var.

Şehirler temiz ve düzenli.

Almanya, yeşilin ve tabiî güzelliklerin korunduğu bir ülke.

Münih’teki Deutsche Museum’u (Alman Müzesi) gezdik. Müzenin araba, uçak, tren, bisikletten tutun da  fizik, kimya, astronomi, makine, matbaa, tekstil, bilgisayar, tıp gibi bilimin her alanında açılmış bölümü var. Türkiye’de birçok üniversite bulunamayan teknik alet ve gereçler, orada müzeye konmuş. 

Müze gezen, Almanya’nın sanayiye ne derece önem verdiğini görür.

Müzenin hemen çıkış kısmında müzedeki ilginç bölümlerle ilgili ve bilimle alakalı kitaplar var. Almanya’da şehirlerin en gözde yerlerinde kitapçılar var.

OKUMANIN GELECEĞİ

Der Spiegel Spezial dergisi, Frankfurt Kitap Fuarı dolayısıyla özel sayı yayınlamış ve Almanya Kültür Bakanı Michael Nauman ile röportaj yapmış.

Der Spiegel, okumanın geleceği internette, dese de  iyi bir internet kullanıcısı olan Bakan Nauman, kitabın geleceğinden ümitli.

Şöyle diyor:

“İnsanlar kitap okumaya devam edecek. Bu alanda bütün kötü tahminlere rağmen kitapçıların ciroları artıyor. İnsanlar ekran karşısında sınırlı süre kalıyor, kitap öyle değil. (*)

Almanlar, bize göre daha fazla okuyan bir millet.

Kur’an’ın “oku” emri, sanki onlara gelmiş, bize değil.

Bakan Michael Naumen, kültür hayatından politikaya sıçramış. Daha önce Rowolt Yayınevi yöneticiliğini yapmış. Her sene 700 yeni kitap yayınlamış.

Bizde en kabadayı yayınevi, ayda beş kitap, yılda 60 kitap yayınlar.

“Kitapsız oda, ruhsuz cesede benzer.”demiş Cicero.

“Kitaplar bir an dünyamızdan kayboluverseydi, dünyanın hali ne olurdu?” diye soruyor Der Spiegel’in redaktörü.

Kitap, bilginin kaynağı ve taşıyıcısı.

Kitapsız bir dünya kapkaranlık olurdu ve insanlar bilgisizlik bataklığından boğulurdu şüphesiz.

Kitapların kayboluvermesinden, en çok da benim gibi kitap okumadan rahat uyuyamayanlar huzursuz olurdu elbette.

Türkiye’de bir kitap ortalama iki bin basar. İkinci baskı yapan kitap çok ilgi gördü diye seviniriz.

Ama Avrupa ülkeleri farklı.

Adamlar resmen kitap hastası.

Sosyal Demokrat Parti eski başkanı Oskar Lafontaine, Başbakan Gerhard Schröder ile ters düştü ve kabinedeki görevinden, parti başkanlığından ve milletvekilliğinden istifade ederek hatıralarını yazdı.

Bu seneki Frankfurt Kitap Fuarının gözdelerinden olan Lafontaine’nin “Kalp Sola Çarpar” isimli kitabı, bir aya içinde 160 000 sattı ve 100 bin daha basılıyor.

Oskar Lafontaine, bu kitaptan 850 bin mark kazandı.

Türkiye’de her yazarın ağzını uçuklatacak bir rakam.

NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ GÜNTER GRASS’IN

Bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü Alman yazar Günter Grass’a verildi.

 Stockholm’den Almanya’ya uçan bu haber, yurt çapında sevinç meydana getirdi. Çekistan’da bulunan Başbakan Gerhard Schröder, Günter Grass’ın bütün kitaplarını okuduğunu, düşüncelerini beğendiğini ve bu ödüle çok sevindiğini söyledi.

Süddeusche Zeitung gazetesi, haberi manşetten verdi.

Bir anda Günter Grass, kitap piyasalarını alt üst etti. Yayınevine 300-400 bin kitap siparişi verildi. Birkaç saat içinde mevcut bütün kitapları bitti ve yok satmaya başladı.

Steidl yayınevi, matbaasındaki öteki kitapların baskısını durdurarak, sadece Günter Grass’ın kitaplarını basmaya başladı. Yayınevinin sevincine diyecek yok, diyor Süddeutche Zeitung. (2)

Günter Grass, eskiden de çok okunan bir yazardı. İlk defa 1959 yılında piyasaya çıkan “Blechtrommel” (Teneke Trampet) romanı, her yıl 40 000 satmış.

         Irlanda asıllı Amerikalı Frank McCourt, “Die Asche meiner Mutter” (Annemin Külü) kitabını yayınladı birkaç sene önce. Hatıralarını romanlaştıran Frank McCourt’un bu ilk kitabı betseller oldu ve 5 milyon sattı.

                Evet, yanlış okumadınız. Beş bin değil.

                BEŞ MİLYON.

                Bu sene Frank McCourt’un ikinci kitabı piyasaya çıktı. “Her Tarafı Şahane Ülke”(Ein rundherum tolles Land” bütün kitapçıların en göze batan köşesini işgal etmiş. Frankfurt Kitap Fuarının da  en dikkat çeken kitaplarından biri idi.

                İtiraf Ediyorum, altı ay içinde ikinci baskı yaptı diye seviniyorum.

                Gülü Koklayamadım 5. Kader Kapımı Çaldı 4. baskısını yaptı. Tek baskı yapan romanım kalmadı.

                İntikam isimli yeni romanım Tuzla Belediyesi roman yarışmasında ödül aldı.

                Okunan bir yazar olmak güzel bir şey.

                DÜNYA İLE YARIŞMALI

                Ama okuma konusunda Almanlara geçilmek onuruma dokunuyor.

                Hiçbir alanda geçilmek, yenilmek, geri kalmak iyi değil.

                Medeniyetleri kitaplar kurar.

                Okuma, bilgi sahibi olma, üniversite bitirme, icat ve teknoloji peşinde koşma gibi alanlarda dünya ile yarışmak zorundayız. Yoksa teknoloji pazarı olmaya devam ederiz.

                Kurtuluşun tek yolu var.

                Dünya ile yarışmak.

                Önce okuyarak işe başlayalım. Okuyan insan, sonra ne yapacağını bilir.

                Gelişmiş ülkelerde en göze batan nokta, vatandaşın bilgi ve kültüre düşkünlüğü. Trende, otobüste, tramvayda, kütüphanede, evde; her yerde ve her fırsatta insanlar okuyor. Bizden 4-5 kat pahalı olmasına rağmen kitaba para ayırıyor.

                Bizde hiç kimse sigaraya verdiği parayı, bilgi ve kültürün kaynağı olan kitaba vermiyor.

Okuyarak bilgi sahibi olmaz ve bildiğimizi hayata uygulamazsak, gelişmiş ülkelere hayranlık duymaktan kurtulamayız.

 

            1. Spiegel Spezial, Ekim 99, s.32.

        2. Süddeutsche Zeitung, 1 Ekim 99, Nr. 227

 

 

“BEN BİR AHLÂKÇIYIM”

 

İsveçli romancı Henning Mankell, komiser romanları ile ünlü. Sekiz ciltlik dizi romanların ünlü komiseri Kurt Wallander soruyor:

“Güç ve şiddetin devamlı arttığı bir toplumda yaşamak ne anlam ifade eder?”

“Bu toplum hangi istikamete doğru gelişiyor?”

“Yardımlaşma prensibine ne oldu?”

Kitapları bütün dünyada bestseller olan Henning Mankell sosyalist.

Ben ise Müslüman bir yazarım.

Postmodernistim, ahlâkçıyım, idealistim, İslâm’ı referans alıyorum, didaktiğim dediğim için bazı sanat çevrelerinde eleştiriliyorum.

Sanatçı tarafsız olmalıymış, didaktik olmak iyi değilmiş, sanatçı kahramanlarına müdahale etmemeliymiş; sanat, öğretici olmamalıymış.

Böyle eleştirileri duydukça geç babam geç, bunlar 19 ve 20. yüz yılın beylik lâfları; modernizm geride kaldı, postmodern bir dünyadayız, diyorum.

Henning Mankell’in romanları sırf Almanya’da 3.5 milyon satmış.

Çok şükür benim sosyal polisiye romanlarım iyi satıyor. İtiraf Ediyorum üç, İntikam ve Mafya Kıskacında Vurgun iki baskı yaptı.

Gülü Koklayamadım 5, Kader Kapımı Çaldı 4. baskısında.

Başarıya Götüren Yol isimli, gençlere yol gösteren ve öğüt veren kitabım üç ay içinde 3. baskısını yapıyor.

Okuyucularıma teşekkür borçluyum.

HENNİNG MANKEL MÜSLÜMAN GİBİ DÜŞÜNÜYOR

Der Spiegel dergisindeki röportajından Henning Mankel bir dizi toplumsal eleştirileri yapıyor. Benim de katıldığım bu güzel eleştirilerin bir kısmı şöyle:

1.Batı toplumu egoist oldu. Toplumda başkasını sevmeye, yardımlaşmaya,

ahlâka gittikçe yer kalmıyor.

2. Gençliği kaybediyoruz. Toplumun değer yargıları onları ilgilendirmiyor. Onları iyi eğitemiyoruz.

3. Toplumun ihmal ettiği, reddettiği gençler; problem oluyor. Gençler kötü eğitiliyor, toplumun kendilerine ihtiyacı olduğu duygusunu kaybediyorlar, işsiz kalıyorlar. Güç ve şiddete baş vuruyorlar. Onları iyi eğiterek kazanmalıyız.

4. Irkçılığa ve toleranssızlığa karşı savaşmalıyız. Birkaç yüz genç ırkçı ve saldırgan. Toplum onlara karşı duyarlı olmalı.

5.   Yaşlıları yalnızlığa terk ediyoruz.

6. Büyüyen ekonomiye rağmen yabancılara karşı duyarsızız, hastahanede ve okulda problemlerimiz var.

7. Üçüncü dünyaya karşı ilgisiziz. Fakir Afrika ülkeleri bile Avrupa’dan fazla göç alıyor. Güya Berlin duvarı yıkıldı. Avrupa etrafında yeni bir duvar yükseltiyoruz.

8. Dayanışma ve yardımlaşma öldü. Geleceğe yönelmeliyiz ve yeni bir hayat sistemi kurmalıyız.

9. Yardımlaşmaya hasretim. Üçüncü dünyanın problemlerini çözmeliyiz. Eğer onları unutursak iyi bir geleceğimiz olamaz.

10. Ben duygusal bir ahlâkçıyım ve geleceği düşünüyorum. (*)

    AHLÂKI SAVUNUYORUZ

   Henning Mankell ne biçim sosyalist imiş, tıpkı bir Müslüman gibi düşünüyor dediğiniz duyar gibi oluyorum.

Sadece yazar Mankell değil, roman kahramanı Kurt Wallender de toplumu eleştiriyor; ahlâksızlıklara, egoizme, şiddetin artmasına karşı çıkıyor ve olumsuzluklarla mücadele ediyor.

Mankell de ahlâkı savunuyor, ben de. Ahlâksız bir toplum huzurlu olamaz.

Benim İtiraf Ediyorum romanımdaki Müfettiş Safa Bey ve İntikam’daki Yüzbaşı Hüseyin gibi kötülerle savaşıyor Kurt Wallender.

Ülkemizde devlet, vatandaşa şiddet uyguluyor. Dayak ve işkence bir türlü önlenemiyor.

Faili meçhul cinayetlerin önü alınamıyor, ki çoğunlukla bu cinayetler gizli servisler tarafından işleniyor. Seri cinayetlerin üstadı Yeşil kod Mahmut Yıldırım yakalanmıyor. Mossad ve CIA patentli, yerli taşeronlar cinayet işlemeye Gaffar Okkanlar öldürmeye devam ediyor.

Allah’a inanan, adam öldürmenin büyük günah olduğunu bilen adam öldürebilir mi?

Ahlâksızlık almış başını gidiyor. Hükümetler, fakir ve yoksul çoğunluğu değil; bankalarda parası batan zenginleri koruyor. İşsiz vatandaşa işsizlik parası ödemeyen sosyal demokrat iktidarlar, bankalarda para biriktirenlerin parasına devlet garantisi getiriyor.

Zenginler korunuyor, fakirler açlığa terk ediliyor.

Hastahaneler işkence yeri. Kuyruklar, bugün git, yarın geller, doğru dürüst muayene edilmeyen hastalar gırla…

25 kişilik sınıflar, bilgisayarlı eğitim diye yola çıkan 28 Şubat reformcuları milleti alttı. Sınıflar 60, 70, 80 kişi.

Eğitimin ve ahlâkın temel öğretici, toplumun en büyük dinamiği ve idealizmin öğreticisi olması gereken öğretmenler, ekonomik sıkıntı için, moralsiz ve sahipsiz.

Bu toplumda sanatçı, öğretmen, politikacı da ahlâkçı ve öğretici olmayacaksa bozuklukları kim düzeltecek?

Henning Mankell da ahlâkı savunuyor, Peygamberimiz de.

Şöyle buyurur:

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”

“Hiçbir baba evlâdına güzel ahlâktan daha güzel bir miras bırakamaz.”

İslâmiyet güzel ahlâktan ibarettir.

Bayram geliyor. Fakirleri, yoksulları, yaşlıları, hastaları, kimsesizleri ziyaret etmeli, onları teselli etmeli, elimizden geldiği kadar onlara yardım etmeliyiz.

Ahlâkın kaynağı dindir. İslâmiyet, bütün toplumsal bozukluklara ve kişisel ahlâksızlıklara reçetedir.

Avrupa’nın en büyük bayramı Hz. İsa’nın doğum günü Weinachten’dır. (24 Aralık) Bu bayramda büyükler, çocuklara çeşitli hediyelerin yanı sıra bol bol kitap hediye ederler.

Bayramda sırf şeker, çikolata, baklava hediye etmeyiniz. Kültürlü ve kalkınmış toplumlarda olduğu gibi çocuklara ve dostlarınıza güzel kitaplar hediye ediniz.

Hepinize mutlu bayramlar dilerim.

·         Der Spiegel, 4.12. 2000, s. 256.

 

 

DOST  BİR ALMAN’A GÖRE

 

Kurban Bayramında yakında ikinci baskısını yapacak olana Alman Doktor romanımın kahramanı Dr. Herman Heller, kızı Christiana ve torunu Linda ile birlikte İstanbul’a geldi. Bir hafta boyunca İstanbul ve Edirne’yi gezdik, onları ağırladım.

Dr. Heller’in Türkiye’ye 12. ziyareti. O bir Türkiye hayranı.

Türk mutfağını çok sever. Çünkü Osmanlılar büyük bir kültüre sahiptir, saray kültürüne sahip bir ülkenin mutfağı da ona yakışır mükemmelliktedir.

“Bir turistin hiçbir zaman nail olamayacağı yakınlığa mazhar olduk. Otelde kaldık, ama dost evlere misafir olduk ve yemekleri çoğu zaman evlerde yedik.”diyerek minnettarlığını belirtti Dr. Heller

Kızına ve torununa özellikle “mimari incisi” olarak nitelendirdiği Sultan Ahmet Camisini ve Edirne’deki Selimiye Camisini gezdirdi. Cami mimarisine, çini ve tezhiplerdeki mükemmelliğe, kapı ve pencerelerdeki hakkaklığa, duvarlardaki hat sanatının güzelliklerine, minber ve mihraplardaki mermer işçiliğine hayran kaldı.

Dr. Heller, her geldiğinde mutlaka hamama gider. Birlikte Çemberlitaş Hamamına gittik. Göbek taşı üstüne keyifle yattı, ter attı, keselendi. On yaş daha gençleştim diyerek hamamdan çıktı.

Ona göre hamam, temizliğin sembolü.

Avrupa’da hamam kültürü yok. Osmanlılar, hamamın mucidi.

Esasen Hz. Peygamberin (sav) doktoru en çok hayran bırakan tarafı, “temizlik peygamberi” olması.

Suyun kıt olduğu bir çölde yaşamış olmasına rağmen, haftada en az bir banyo yapmayı, diş fırçalamayı, günde beş defa el, ayak, yüz yıkamayı emretmiş. Yemekten önce ve sonra da el yıkanmalı.

Bütün bunlar, bir doktor için çok önemli. Tıp gözüyle hijyenik prensipler.

İSLÂM’A ÖVGÜ, BİZE ELEŞTİRLER

Dr. Heller, Kurban Bayramı günlerinde İstanbul’un çöplüğe çevrildiğini de gördü. Herkesin eline geçen çöpü bir köşeye savurduğuna, poşetlerin pencerelerden sokaklara fırlatıldığına, sigara izmaritlerinin ve paketlerin yerlere atıldığına şahit oldu.

Hayal kırıklığına uğradı elbette.

Sonra bizim evleri gördü.

Ayakkabının çıkarılarak eve girilmesi, onu şaşırttı. Çünkü temizlik prensiplerinin işlediğine şahit oldu.

Yemekten önce ve sonra el yıkadık.

Bizim abdest alıp namaz kılmamız ve yemek duaları, çok hoşuna gitti.

Galata Kulesi’nde kendisiyle sohbet ederken kendisine intibalarını sordum.

Gülümsedi.

“Önce temizlikten başlayalım.” dedi.”Hz. Peygamber, benim için her şeyden önce temizlik peygamberi.

Sizler vücut ve elbise temizliği bakımından Avrupalılardan temizsiniz.

Evleriniz de çok temiz. Ayakkabıyla içeri girmiyorsunuz.

Ama sokağa çıktınız mı temizliği unutuyorsunuz. Elinize geçen çöpü sokağa fırlatıyorsunuz.

Sizde temizlik kültürünün alt yapısı var.

Herhalde sokağı ve şehri Yunanistan sanıyorsunuz.

Halkınıza sokakların da Müslümanlara ait olduğunu anlatabilirseniz işiniz kolay.”

Bu sefer ikimiz birden güldük.

EGOİST BATI, MİSAFİRPERVER TÜRKLER

Bayan Christiana Heller, bizdeki misafirperverliğe, cömertliğe, sıcak kanlılığa, cana yakınlığa hayran oldu. İstanbul’da iki akşam bize misafir oldular. Bir akşam değerli yazar Vehbi Vakkasoğlu’na akşam yemeğine gittik. Edirne’de değerli dostlarım, ikisi de edebiyat öğretmeni olan Mehmet ve Emine Elçi’ye misafir olduk.

Yemekler, misafirperverlik, Türk kahvesi, dostluk ve samimi sohbet…

Christiana, Dr. Heller ve torunu Linda, bizdeki muhabbete bayıldılar.

Christiana; “Avrupalılar çok egoist. Bizde misafiri evine yemeğe çağıracak bir komşu bile bulunmaz. Sizin çevreniz çok geniş, dostluklarınız çok sıcak ve birbirinize karşı çok cömert ve samimisiniz. Biz burada turist değil, emin dostların misafiriyiz. Hayran kaldım.”dedi.

Dr. Heller’e göre her hareketin bir felsefesi var:

“Bizim toplumda evler arasında duvarlar var. Bu durum insanları, birbirinden ayırıyor. Siz çadır kültüründen geliyorsunuz. Çadır, insanları birbirinden ayırmaz, çünkü duvarı yok. Kalplerinizde de duvar yok. Siz yüksek bir kalp kültürüne sahipsiniz. Bu yüksek kültürü göstermek için üç kızımı da Türkiye’ye getirdim. Damadım Gerhard ve torunum Linda’da geldi. Sıra öteki akrabalarda.”

Ülkemizin yaşadığı ekonomik krize rağmen Dr. Heller’in bir psikiyatrist olarak gözlemleri çok farklıydı. Gülhane Parkı’nda bir masaya oturmuş gözleme yiyorduk.

“Ali Bey, ekonomik kriz halkı çok etkilememiş. Halk hem temiz giyimli, hem de yüzlerinde sevinç ve mutluluk var. Fakir olmalarına rağmen sevimli ve sevinçli insanlar. Bizim Almanlar zengin, ama çoğunlukla suratları asıktır.” demesin mi?

Şaşırdım.

Doktor, analizlerine şöyle devam etti:
            “Bizde iş günlerinde insanlar birbirlerini unutur. Tatil geldi mi başlarlar içmeye. Sarhoş olurlar. Bol bol da birbirleri ile kavga ederler. Sizin insanlarınız tatil ve bayramlarda daha neşeli ve sevinçli.”

Doktoru imrendiren başka bir şey oldu.

Bizim park ve sokaklar çocuk dolu. Almanlar ise çocuk fakiri.

“Bizim toplum hasta Ali Bey. Sağlıklı bir toplum piramit gibi olur. Yaşlıları az, gençleri çoktur. Bizim toplum, ters dönmüş bir piramide benziyor. Çocuk yerine köpek yetiştiriyor ve kendi sonunu hazırlıyor.”

Tek Allah’a inanan, Kur’an ve Hz. Muhammed’i kabul eden Dr. Heller; İslâm ve Hıristiyanlıkla ilgili olarak da şunları  söyledi:

“Semavi dinler Hz. İbrahim’de birleşiyor. Hz. İbrahim kök, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet; aynı ağacın dalları.

Allah’a inanıyorum.

Peygamberlere inanıyorum.

Meleklere ve kitaplara inanıyorum.

Ahiret gününe, cennet ve cehenneme inanıyorum.”

Dr. Heller’in gençler için söyledikleri ile yazıyı bitirelim:

“Gençliği çok olan bir toplumsunuz. Teknolojinin hakim olduğu bir toplumda gençler:

Mutlaka bir okul bitirmeli.

Mutlaka bir meslek sahibi olmalı.

Mutlaka işlerini en iyi yapmalı.

Ahlâklı ve temiz olmalılar.”

Doktor, kızı ve torunu Türkiye’de memnun olarak ayrıldı.

Gelecek sefer Urfa’ya gitmek üzere vedalaştık.

        

         YÜKSELTEN DEĞERLER

                                               “Kütüphanecilik haftasında kitaba ve bilgiye dost olalım.”

Gelişmiş ülkelerin aynı zamanda çok okuyan ülkeler olması tesadüf değildir.

Kitap, bilgi hazinesidir.

İnsanı diğer varlıklardan üstün kılan en önemli organı beyindir.

Yiyecekler mideyi; kitap beyinleri besler, düşündürür, irdelemeyi öğretir.

Bilgisiz insanların yapacağı bir icat, kuracağı bir medeniyet yoktur.

Birçok yeni buluşun gelişmiş ülkelerde yapılması, dünyanın en zeki insanlarının gelişmiş ülkelere göç etmesi boşuna değildir.

KİTABA KİM NE KADAR PARA VERİYOR?

İsterseniz bu gözle, kitaba en çok para harcayan ülkelere bir bakalım:

“1995 yılı bütün dünyada kitap piyasasının cirosu 80 milyar dolar.

Bir önceki seneye göre % 8 oranında artmış.

            En büyük kitap cirosu 25.5 milyar dolar ile Amerika’nın.

Japonya 10.5 miyar ve Almanya 10 milyar dolarla Amerika’yı izliyor.

Bu üç ülke, dünya kitap piyasasının yarısından fazlasını elinde tutuyor.

Türkiye’de kitabın yıllık cirosu 25 milyon dolar.

Lütfen dikkat ediniz, elin oğlu milyar dolar, biz milyon dolar harcıyoruz.

Almanya’da 1997 yılında 80 000 bin kitap basılırken, Türkiye’de basılan kitap sayısı 6 000 civarında.” (1)

 Kitap Almanya’da 8. ihtiyaç maddesi.

Avrupa’da 18.

Türkiye’de ise 122.

Bir insanın 122 ihtiyacı olamaz. Demek ki kimi insanımız, bilginin kaynağı olan kitaba küs, okumuyor.

Kur’an, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu, buyurur.

Peygamberimiz, ilim Çin’de de olsa gidip alınız; beşikten mezara kadar ilim öğreniniz, buyurur.

Buna rağmen insanımız, dünya ortalamasından daha az kitap okuyor.

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN KİTAP

Financiel Times yazarı David Barchard 1986 yılında Türkiye üzerine yazdığı kitapta hepimizi şoke etmesi gereken rakamlar vermiş:

“50 milyonluk Türkiye’de basılan kitap sayısı,  9 milyonluk Yunanistan’da basılan kitapların sayısı kadar.”

Kişi başına bir yılda:

İsrail’de 1169 kişiye bir kitap;

Almanya’da  1022  kişiye bir kitap;

Japonya’da  600 kişiye bir kitap;

Türkiye’de 10600 kişiye bir kitap düşüyor.

1990 senesinde İran’da 6289 kitap basılmış; 1992 yılı Türkiye’sinde 6151.” (2)

“Bir Norveçli kitaba 137 dolar,

Bir Alman 122,

Belçikalı, İsviçreli, Avusturyalı 100,

Amerikalı 95,

İngiliz, Fransız, İtalyan, Singapurlu, Japon, Avusturalyalı, İspanyol 39 dolar harcamış.

Dünya ortalaması 1.3 dolar.

Bir Türkiyeli 45 sent vermiş.” (3)

KİM ÇOK GAZETE OKUYOR?

Gazete okuma konusunda da durum farklı değil.

“Dünya Gazeteciler Derneği’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye, gazete okuma sıralamasında da kötü bir konumda bulunuyor. İstatistiğe göre en çok gazete okuyanlar Norveçliler.

1000 Norveçliden 558’i;

Bin Japon’dan 557’si ;

Bin Finliden 445’i;

Bin İsveçliden 430’u;

Bin Kosta Rikalıdan 412’si;

Bin Arjantinliden 62’si;

Bin Türkiyeliden 61’i;

Bin Çinliden 36’sı;

Bin Hindistanlıdan 28’i;

Bin Ukraynalıdan 3’ü gazete okuyor. (4)

Bilginin insanı yükselten değer olduğunu Kur’an anlatıyor.

Hz. Adem’i yarattığı zaman Allah, onu eşyanın ilmini öğretiyor ve daha önce yeryüzünde Cenab-ı Hakkın bir insan yaratmasına karşı çıkan melekleri çağırıyor. Onlardan eşyanın isimlerini saymalarını istiyor.

Melekler eşyanın isimlerini söyleyemeyince, Allah, Hz. Adem’e emir buyuruyor ve Hz. Adem eşyanın isimlerini sayıyor.

Bunun üzerine Hz. Adem’in meleklerden üstün olduğu ortaya çıkıyor. Allah, melekleri Hz. Adem’e secde etmeye çağırıyor.

Bilgi, insanı meleklerden üstün hale getirdiğine göre, elbette bilgili insan bilgisiz insandan daha üstündür.

Okuma, bilgi sahibi olma, teknolojiye önem verme, çalışma, adaletli bölüşme gibi alanlarda dünya ile yarışmadığımız sürece gelişmiş ülkelere yetişemeyiz.

Kim bu alanda daha gayretli olursa, diğer insanları geçer.

İnsanları ve toplumları yükselten değerler her zaman ve her devirde aynıdır. Kur’an, bu değerleri 1421 sene önce belirtmiş ve insanları ilim öğrenmeye, çalışmaya, yükselmeye ve melekleri geçmeye teşvik etmiştir.

Müslümanların sürünmesinin sebebi yükselten değerlere sırt çevirmeleridir.

1.      Başarıya Götüren Yol, Ali Erkan Kavaklı, Nesil  Yayınları

     2. a.g.e. s. 143.      3. a.g. e. s. 141.       4. a.g. e. s. 143.   aekavakli@hotmail.com

 

            AVRUPAYI İSLÂM PRENSİPLERİ  SÜPER GÜÇ YAPTI-     Ömer Avcı

 

            Gazetemiz yazarlarından Ali Erkan KAVAKLI, memleketi olan Seydişehir’de, cuma günü saat 21.30’da, Halk Eğitim Salonunda “Avrupa’yı Süper Güç Yapan İslâm Prensipleri” konulu bir konferans verdi. Geniş bir dinleyici kitlesi tarafından ilgiyle dinlenen konferansta, Ali Erkan Kavaklı, devletleri süper güç yapan prensipleri anlattı.

İlim, teknoloji, çalışkanlık, adaletli bölüşüm gibi prensiplerin Avrupa’yı süper güç haline getirdiğini vurgulayan Kavaklı, bu prensiplerin İslâm’ın emri olduğunu âyet ve hadislerden örnek vererek açıkladı. Altı yıl Almanya’da kalmış olana Kavaklı, Avrupa ile Selçuklu, Osmanlı ve İslâm medeniyetlerini kıyasladı ve Türkiye’nin geri kalmasının sebeplerini ortaya koydu.

       “Bu konuşmamda 300 senedir İslâm’ı, 200 senedir batıyı yanlış anladığımızı anlatacağım.”diyerek konferansa başlayan Kavaklı özetle şunları söyledi:

            KORKUNÇ SOSYAL UÇURUM   

            Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Dünya Ekonomisi herkesi mutlu ve zengin etmiyor.

            Hindistan’da  kişi başına yıllık gelir 500 $, Japonya’da 36.509 $

Amerika’nın Silikon Vadisi’nde 260.000 dolar milyoneri oturuyor.

Her 24 saatte 64 milyoner daha geliyor.

13 dolar milyarderi var. 45 milyar dolar onlara ait. Bu rakam Türkiye’nin dış borcunun yarısı kadar. Amerika’da 40 milyon insan sosyal sigortasız, yani sosyal güvencesiz.

İntel’in sahibi 1.5 milyar  dolarlık bir evde oturuyor.

Hemen o villanın birkaç kilometre ötesinde Meksika kökenli Amerikalı vagon arabada oturuyor.

İki odaya 13 kişi sığıyor.

Bu uçurum Amerika’ya ve dünyaya has değil.

Hülya Avşar, Boğazda 22 odalı bir villa aldı. İstanbul gecekondularında da iki odada 14 kişi oturuyor.

Eskiden Amerika’da kapıcı ile şef arasında gelir farkı 40 kat olursa ayıp sayılırdı.

Şimdi Silikon Walley’de 400 kat olmuş. Normal kabul ediliyor.

İstanbul’da en zengin ile en fakir arasındaki fark, 1437 kat.

            TÜRKİYE’DE 6 milyon kişi aylık 3 milyar 200 milyon kazanıyor.

16 milyon insan açlık sınırında, aylık 160 milyondan daha az kazanıyor.

HERKESE SOSYAL REFAH

            Avrupa’da herkes sosyal güvenlik şemsiyesi altında, işsizlere devlet yardım yapıyor.

            Dilencisiz ülke.

            Türkiye’de resmi rakamlara göre 12 milyon, gayri resmi rakamlara göre 20 milyondan fazla işsiz var. Osmanlı ülkesi de dilencisiz idi. 17. yüzyılda İstanbul’da 30 bin kişi vakıf aş evlerinde ücretsiz günde iki öğün karnını doyurabiliyordu.

Osmanlı döneminde bütçenin % 12’si oranında vakıf geliri vardı ve bu para fakirlere veriliyordu.

2. Dünya Savaşı Sonrası Almanya ekonomi bakanı Ludwig Erhard yeni  ekonomi prensipleri koyarken “Herkese Sosyal Refah” demişti.

Eyalet Başbakanı Prof. Kurt Biedenkopf; yeni ekonomik sistemin prensipleri olmadığını vurguluyor ve tekrarlıyor:

“Yeni ekonomiye yeni prensipler vaz etmeli ve herkese sosyal refah imkânı sunulmalı.”

            TOPLUMLARI YÜKSELTEN PRENSİPLER ŞUNLARDIR:

1.      Okuma ve bilgi sahibi olma.

2.      Bilgiyi teknolojiye döndürme.

3.      Çalışkanlık

4.      Adaletli bölüşüm

5.      Sosyal Adalet

İslâmiyet, okumayı, bilgili olmayı, çalışmayı, zekâtı ve her güzel şeyi emretmiş. Herkes bilgi sahibi olur ve işini en iyi yaparsa dünya ile yarışır ve kalkınırız.”

 

 

Bu yazı 19 kez okundu

Yorum Yaz