“BEN ÖLÜYORUM HAKKINIZI HELAL EDİN”

0

Kahramankazan Gazisi, Yiğit Mehmet Ünal Anlatıyor:

“KARDEŞLERİM BEN ÖLÜYORUM HAKKINIZ HELAL EDİN”

Darbe öncesi özel şirkette çalışan 21 yaşındaki ortaokul mezunu, gözüpek, cesur delikanlı Gazi Mehmet Ünal ile Kahramankazan Şehit Yakınları ve Gazileri Derneği’nde tanıştık, sohbet ettik. Cana yakın, sempatik, fidan gibi, ince uzun boylu.

Mehmet, gazi olduktan sonra memur olma hakkı elde etmiş, Hacettepe Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış ve evlenmiş.

Yiğit Mehmet’e, 15 Temmuz gecesi neler yaşadığını sordum. Ellerini kavuşturdu. Siyah gözlerini bana dikti, anlatmaya başladı:

“O gün işten sonra babamın dükkânına gittim, orada biraz oyalandım. Sonra eve gittim, duş aldım, yatağa uzandım, babam odama geldi.

“Oğlum, haberleri bir açsana!”

Açtık, TRT’de darbe bildirisi okunuyor. Şaşırdık. Ne yapacağımızı bilemedik. Öbür kanallara geçtik. Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkma çağırısını dinledik.

Babama, belediye meydanına gidelim, dedim.

Kardeşim Recep Tayyip, kuzenim Muhammed Cantürk, babam, ben birlikte meydana indik, Süleyman Akdeniz abiyle karşılaştık. Orada birçok tanıdık ile bir araya geldik. Hava limanına gitmeye karar verildi. Babam bana, sen eve git, dedi.

“Olmaz, seni yalnız bırakmayayım.” dedim.

Süleyman abinin kardeşi Faruk Akdeniz’in arabasına bindik, saat 12 gibi hava limanına gittik. Trafik tıkandı, yollar araba dolu. Hava alanına ulaşamadık. O sırada babamın telefonuna herkes Akıncı Hava Üssü’ne gidiyor şeklinde bir mesaj geldi.

Saat 2.30 gibi oradan ayrıldık, Akıncı Üssü’ne yöneldik. Saat dört civarında üsse geldik. Biz nizamiyeye geldiğimizde askerler havaya ateş ediyorlardı. Ön tarafa doğru yürüdük. Kardeşim Recep Tayyip telefon açtı, abi gitmeyin, helikopter ateş açıyor, dedi.

Yalan, inanmayın falan dedim.

Bir de baktım ki üstümde helikopter.

Korktum, bir tuhaf oldum. İçimde neredeyse ateş edecekmiş gibi bir his doğdu.

Telefonu kapattım.

Babamla en öne doğru gitmeye başladık. Babamın kulakları iyi duymaz. Yürüdük.

Tezahürat var, tekbirler getiriliyor, İstiklal Marşı okunmaya başladı.

Önümüzde bir-iki sıra var veya yok. Sol köşede idik. Marştan sonra sloganlar atıldı.

“Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber!..”

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” derken patır kütür üstümüze sıkmaya başladılar.

Babama tutunmak istedim, kargaşa yaşandı, ayakkabım çıktı, sırtüstü yere düştüm. Telaş, kargaşa… Babam üstüme kapandı bana mermi değmesin diye.

Babamı aşağı itekledim ona mermi isabet etmesin diye. Vurulacağından endişe ettim… Peşpeşe ateş eden otomatik silahlar, burnumuzun direğini sızlatan barut kokuları, kulakları dolan mermi vızıltıları, karanlık, korku, heyecan, panik, itiş, kakış, feryat, figan, yardım çağrıları…

Ateş kesildikten sonra başımı kaldırıp baktım, herkes yerde, her yer kan…

-Baba sürün!..

Birlikte sürünmeye başladık.

Kulağıma yeniden silah sesleri gelmeye başladı. Sol ayağımda sızı hissettim.

-Baba vuruldum.

Olayın sıcaklığı ile acıyı pek hissetmedim. Sürünerek nizamiyeden uzaklaşmak istedik. Mermiler yere çarpıyor, asfaltı söküyor, asfalt parçaları yüzümüze savruluyordu.

Yerde yatan birinin feryadı kulağıma doldu:

“Kardeşlerim, ben ölüyorum!..Hakkınızı helal edin kardeşlerim!.. Yardım edin ben ölüyorum!..”

Yüreğim parçalandı. Ben yaralıyım, can derdindeyim, benden daha kötü biri var. Yerde yatıyor, çok kan kaybetmiş. Feryat figan içinde.

Babamla başına oturduk. Elbisesini yırtıp yaralarını sarmak istiyoruz. Elbise yırtılmıyor, her tarafı kan. Silah sesleri gelmeye devam ediyor. Tehlike geçmiş değil.

Kolundan ve omzundan kan püskürüyor. Belimdeki kemeri çıkarıp sol koluna iyice doladım ve sıkıp bağladım. Ateş devam ediyor, mermi vızıltıları kulağıma doluyor. Sol bacağından da vurulmuş. Hain silah sesleri gelmeye devam ediyordu, yaralıyı kaldırmak istedim fakat kaldıramadık, ağır…

“Hakkını hela et kardeşim.” deyip veda ettik.

Herkes gibi can derdinde. Koşarken babam düştü, kalktı, babamı tutup çektim. Sağ dizine şarapnel parçaları saplanmış. Birlikte sürüklenircesine koştuk. Beraber geldiğimiz abiler arabayı çevirmiş, gidiyorlardı. Onlar da vurulmuş. Babam sarsıldı, düştü düşecek.

Sarıldım, düşmesin diye tuttum.

“Baba son bir gayret!”

Birlikte arabaya yetiştik, bindik. Hamdi Eriş Hastanesi’ne geldik. Arabada altı kişi idik, beşimiz yaralı. Hastaneye girdik, her yer kan. Sol ayağımdan vurulmuşum, içeride bir sandalyeye oturdum. Bir kendime bir oradaki yaralılara baktım. Hastanede kalmaktan vaz geçtim. Ağır yaralılar var.

Hastabakıcıya, abi bana tentürdüyot ver, dedim. Aldım, yaraya bastım, çorabı üstüne geçirdim. Babamla birlikte oradan ayrıldık, eve geldik. Babam hiçbir şey söylemedi. Yatıp dinlendik. Akşamüzeri babam, hastaneye gidelim, dedi.

“Yara enfeksiyon kapar, bir şey olur, muayene olalım.”

-Gidelim.

Gittik. Babamın ayağında şarapnel parçaları var. Sırtına basmışlar, omuzlarında yırtılmalar olmuş. Muayene olduk, yaraları sardılar, eve döndük.

Anlatırken insanın içi eziliyor, bir tuhaf oluyorum, tüylerim diken diken oluyor.

Allah bir daha yaşatmasın! Vatanımıza, millete zeval vermesin!”

Yiğit gaziye zaman ayırdığı için teşekkür ettim. Birlikte hatıra resmi çektirdik, yıllarca birlikte olduğumuz bir dosttan ayrılır gibi vedalaştık.

 

 

PAYLAŞ

YORUM YAP