15 Temmuzda Destan Yazan Kahramanlar

0

BEN TÜRK ASKERİYİM SEN KİMİN ASKERİSİN?

Hava limanında ilk müthiş tepkiyi kırk yaşındaki cesur adam Metin Doğan vermişti. Darbe haberini tramvayda öğrenen Metin çok fena öfkelenmiş, Topkapı durağında tramvaydan inmiş, orada bir motosikletliyi durdurmuş, kendisini hava alanına götürmesi için yalvarmıştı:

-Allah rızası için beni hava alanına götürür müsün?

Zayıf yapılı, çelimsiz, gözleri karanlıkta ışıl ışıl parlayan bir delikanlıydı motosiklet sürücüsü. Tereddüt etmedi:

-Atla abi.

Motosikletin arkasına binmiş, birlikte yolun kenarından ilerlemeye başlamışlardı. Otoban tıka basa araba doluydu. Halk yollardaydı. İğne atılsa yere düşmez. Trafik tıkanmıştı. Motosiklet, emniyet şeridinden ilerleyerek hava alanına ulaştı.

Tanklar 30-40 metre ilerdeydi. Dört tank, beş zırhlı personel aracı vardı.

Metin, motosikleti kenara çek demese delikanlı tankların üzerine sürecekti. Metin, gencin başının belaya girmesini istemiyordu, motosikletten indi.

Motosiklet de baya eskiydi. Gence baktı, yirmi yaşlarındaydı, kanı ısındı. Elini cebine attı, 700 lirayı avucunun içinde sıktı, delikanlıya uzattı.

-Şunu al, benzin alırsın.

-Allah rızası dediğin için getirdim, almam.

Tankları gösterdi:

-Sana söylemedim ama ben buraya şehit olmaya geldim. Bu saatten sonra para benim işime yaramaz. Almazsan yere atacağım.

-At, almıyorum.

Motosikletin yönünü çevirdi, paraya ve dünyaya arkasını döndü, çekip gitti.

Metin’in içi fokur fokurdu, yüreği yanıyordu, dualar mırıldandı:

-Allah hayır, huzur ve iyilikler versin, kötülerle karşılaştırmasın!

Etrafa baktı. Tankları görünce öfkesi büyüdü. Oldum olası haksızlığa tahammül edemezdi, milletin tankıyla milleti tehdit etmek büyük haksızlıktı. Hele milletin seçtiği yöneticileri al aşağı edip iktidarı gasp etmek… Zorbalığın ta kendisi.

Karşı çıkmalıydı.

Bir televizyon canlı yayın yapıyordu. Spiker elinde mikrofon, arka tarafında tanklar, askerleri gösteriyor, darbenin gerçekleştiğini, tankların yolları kestiğini anlatıyor. Spikerin rahat tavrı Metin’i fena sinirlendirdi. Haber korku ve endişe dolu bir sesle verilmeliydi. Sunucu sanki olağan bir şeyden bahsediyor, kimsenin darbecilere tepki göstermemesi mi isteniyordu.

Gezi olaylarını hatırladı. Medya kışkırtıcı haberler yaparak halkı sokağa dökmüştü. Haber; korku, heyecan ve endişe dolu bir sunumla verilse millet sokağa çıkabilir ve darbecilere tepki gösterebilirdi.

Meydanda 20-30 polis, 50-60 sivil direnişçi… Bazı sivillerin elinde çanta, hava alanında mahsur kalmış olmalıydılar… Hava karanlık, gece. İstanbul ufkuna kâbus çökmüş. Lambaların ışıkları sönük ve cılız. Asfalt simsiyah, tankların görünüşü ürkütücü…

Metin yıllardır spor yapıyordu, karate, judo, tekwando… Birkaç sporu birden.

Okul yıllarında öğrendiği ve her haksızlık karşısında hatırladığı Akif’in şiirini okumaya karar verdi:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı hatta kovarım.

-Kovamazsın ki…  Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam,

Hele hak namına haksızlığa ölsem de tapamam.

Doğduğumdan beridir âşığım istiklale,

Bana hiç tasmalık yapmış değil altın lâle.

Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum,

Kesilir fakat çekmeye gelmez boynum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim…

-Adam aldırma, geç git, diyemem. Aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar, kaldırırım!

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlumu…

İrticanın şu sizin lehçedeki manası bu mu?”

İktidara oy veren milyonlar şoka girmiş olmalıydı. Yoksa şimdiye iktidar gasbına şiddetle karşı çıkmalıydılar. Onları şoktan kurtaracak ve harekete geçirecek bir kıvılcım çakmalıydı. Bu korkunç haksızlık karşısında sessiz kalan milyonları ses vermeye çağırmalıydı. Milyonlar sokağa çıkarsa… Meydanlar savaş alanına dönerse… Binlerce insan ölebilirdi. Bir şey yapmalıydı.

Ellerini dua eder gibi açtı ve yalvardı:

“Allah’ım bana yardım et! Bize bir çıkış yolu göster! Bu zulmü durdurma çaresini öğret!.. Savaş çıkmasın, kimsenin burnu kanamasın, bu kahredici darbe bastırılsın, zalimlerin hevesi kursağında kalsın Allah’ım!..

Allah’ım, paletlerin altında can vermeyi nasip et! Millete hainlere karşı çıkma cesareti ver. Mazlum milletimize yardım et! Zalimlerin yüreğine korku sal! Sen merhametlilerin en merhametlisisin! Hainlere fırsat verme!..”

Tankın üstüne tırmanmayı düşündü. Televizyonlar canlı yayıp yapıyordu. Askere saldırdı, vuruldu derler diye vazgeçti.

En masum hareketi seçmeliydi. Öndeki tankın altına yatmaya karar verdi, çelik yığınına doğru yürüdü.

Tanka yaklaşınca üstündekiler havaya ateş açtılar, korkutmak istiyorlardı.

Tanka yaklaştı, öfkeliydi, milletin özgürlüğünü gasp ediyor, ülkenin geleceğini çalıyor, hainlik yapıyorlardı. Buna hakları yoktu, zalimliklerini ve hainliklerini yüzlerine haykırmalıydı. Var gücüyle bağırdı:

“Ben Türk askeriyim? Siz kimin askerisiniz?”

Cümle birden bire aklına gelivermişti. Bir anda dilinden dökülüverdi ve darbecilerin suratına şamar gibi indi.

Tankın önüne çıktı, iki elini birden kaldırdı.

Tank durdu.

Tankın üstünde üç kişi vardı, kara yüzlü adamlar şaşırdılar, birbirlerine bakıştılar. Tanka karşı çıkacak ve kendilerine meydan okuyacak birinin çıkacağını tahmin etmemiş olmalıydılar. Kısa sürede kendilerini toparladılar ve bağırmaya başladılar:

-Çekil ordan! Vururuz!.. Çekil yoksa ateş edeceğiz!..

Korkusuzca tanka baktı. Üzerinde tanksavarlar vardı. 10-15 cm uzunluğunda mermiyi ateşlediğini askerlik yaparken öğrenmişti. Ayağına sıkarlarsa yere serer, kötürüm hâle getirebilirlerdi. Heyecanlandı, ilk defa korku hissetti. Kurşunla yere yıkılıp kötürüm olmaktansa paletin altında ezilerek can vermek daha iyiydi. Tank üzerinden geçerse kısa sürede can verirdi.

Üniformalı eşkıya bağırdı:

-Defol! Ateş edeceğim!..

Metin var gücüyle karşılık verdi ve küfürler savurdu:

-Hainler! Milletin tankını gasp etmişsiniz! Bizim silahımızı bize çekiyorsunuz!.. Hainsiniz, hain!..

Kendini tankın önüne savurdu. Yere boylu boyunca yüzüstü uzandı, yumruklarını sıktı, kelime-i şahadet getirmeye ve dua etmeye başladı.

Çelik paletlerin döndüğünü görüyordu. Paletin genişliği sandığından daha dardı, paletlerin daha geniş olacağını hayal etmişti. Artık son saniyelerini yaşıyordu, çelik paletler asfaltı ezerek yürüyecek, onu çiğneyip geçecek ve ruhu cennete kanatlanacaktı.

Sakindi, tanktaki haydutlara az önce bağıran sanki o değildi. Sakinleşmişti, ruhu huzur içindeydi, son saniyeleri yaşadığını düşünüyordu, mümkün olduğunca daha çok dua mırıldanmalıydı.

Dünyanın en korkunç cinayetlerinden biri işleniyordu ve Metin bu cinayetin kurbanıydı. Son saniyelerini yaşıyordu, vaktini bağırarak harcamamalıydı. Az sonra ruhu göklerde yankılanan feryatlar koparacak, ruhunun çığlıkları yeri göğü sarsacak, yüreklerde yankılanacak, zalimlere karşı bütün Türkiye ayağa kalkacak ve vicdan taşıyan herkes, zalimlerin üstüne yürüyecek; halkın vicdanı, zalimleri boğacaktı.

Şoför, tankı hareket ettirmek için gaza bastı. 66 tonluk çelik yığını âdeta şahlandı, palet sesleri kulağına doldu. Tank şoförü aniden frene basmış olmalıydı. Tank beşik gibi sallanmaya başladı. Çelik yığınının şahlanması, tank içinde kavga olduğunun sinyaliydi. Komutan ez diyordu.

Şoförün yüreği ise mert bir yiğidi ezmeye el vermiyordu.

Tank dizgini çekilen at gibi durmuştu, yukarıdan “çekil” diye bağırıyorlardı.

Halk telaş ve heyecan içinde çırpınıyordu:

-Yapma, ezileceksin!

-Kalk, kendine yazık etme!..

-Ne yapıyorsun? Ezecekler!..

Saatler gibi aktı saniyeler. Metin sinirlendi, ayağa kalktı. Tişörtü çıkarıp tanktakilerin yüzlerine savurur gibi salladı.

-Zalimler, hainler, şerefsizler!..

Defalarca yumruk salladı, bağırıp çağırdı. Hainleri kızdırmak istiyordu.

Onlar da çekil diye bağırıyorlardı.

Polisler de Metin’e, yapma, etme, çekil, diyorlardı.

Bağırıp çağrışmalar epey uzun sürdü. Saatler akıp gitti. Metin, halkı cesaretlendirip gayrete getirmek, hainlerin yüreğine korku salmak istiyordu. Herkes kendisini tankın önüne atmalı, özgürlük gaspçıları feleğini şaşırmalıydı.

Şehitlik yoluna düşmüştü, korkmayacak, geri çekilmeyecek, zalimlere ve hainlere boyun eğmeyecekti.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” olmayacaktı. Sabahleyin beş sayfa Kur’an meali okumuştu. Rabbimiz, Allah yolunda cihat edenlere cennet vadediyordu. Hayat öyle veya böyle bir şekilde bitecekti, canını Allah yolunda feda ederse cenneti kazanırdı.

Yeniden cesaret zırhını giydi ve kendini tankın öteki paleti önüne attı.

Tank yeniden hareket etti, yeniden şaha kalktı, paletler yüzüne değmeye başladı. Son bir gayretle şahadet getirdi.

Tank yeri sarsarak durdu. Zemin sarsıldı. Çelik paletler titriyordu.

İhlas Haber Ajansı muhabiri İsmail Coşkun, o anda gazetecilik refleksiyle yere yatmış ve Metin’in resmini çekiyordu. Onunki de büyük riskti. Tank yürüse ikisi birden ezilirdi…

Komutanı, tankı süren askere, sür, diyordu.

Askerin vicdanı el vermiyor, gaz yerine firene basıyordu.

Silah sesi duyuldu.

Rütbeli hain, askerin ayağına sıkmıştı. Asker acıyla inledi. Yüzü kasıldı, dişlerini sıktı, elleriyle kan fışkıran ayağına sarıldı, kan kaybını önlemek istiyordu. Yara, çıplak elle kapatılacak gibi değildi, kocamandı, kan püskürüyordu. Bir anda tankın için kan doluverdi. Her tarafa kan sıçradı.

Tank çavuşu arkadaşına yardım etmek için harekete geçti. Kütüklüğündeki yara bezini çıkardı, yarayı açtı, oluk gibi kanı akan ayağı sarmaya başladı.

Rütbeli, sarma, diyor; çavuş akan kanı durdurmak için elinden geleni yapıyordu, emir-komuta zinciri bozulmuş, tankın içi karışmıştı.

Metin’in etrafını birkaç kişi aldı, sonra sekiz-on kişi oldular ve  Metin’i tankın altından çekip aldılar.

Tankın yiğitleri ezemeyeceğini gören halk cesaretlendi. Tankların etrafı gittikçe kalabalıklaşmaya başladı. Halkın öfkesi büyüyor ve tepkileri şiddetleniyordu. Tankı tekmeleyenler, yumruklayanlar, egsozuna tişört tıkayanlar…

Darbecileri korkutan sloganlar başladı:

-Hainler kışlaya!

-Hainler kışlaya!..

Metin kenara çekildi, şanlı direnişi seyredecekti.

Çok geçmedi, cumhurbaşkanının çağrısı üzerine sokağa akan milyonlar, meydanı doldurdu. Metin, çağın Firavunlarına karşı Musa olmuş bir cumhurbaşkanına sahip çıkmaktan gurur duydu. Onun çağrısına milyonlar kulak vermişti. Hava alanının önündeki meydan hınca hınç doldu. Tankların etrafı kuşatıldı. Cesur yürekli yiğitler zırhlı araçların üzerine fırladılar, tank kapaklarını açıp içindeki askerler çekip alınmaya başladılar.

Gecenin karanlığı artmış, müjdeli bir günün hamlesi başlamıştı. Sabahı görenler aydınlığa şahit olacaklardı. (15 Temmuz Diriliş Destanı’ndan)

PAYLAŞ

YORUM YAP